KIBRIS’IN KUZEYİNDE TUTUKLU HAKLARI

 

Bölüm I

Giriş: Kavramsal Çerçeve

Bölüm II

I.        İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

 

A-     Uluslararası Hukukta İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

B-     Ulusal Hukukta İşkence Yasağı

C-     Kıbrıs’ın Kuzeyinde İşkence ve Kötü Muamele Yasağına Yönelik İhlaler

 

II.                  Adil Yargılanma Hakkı

 

A-     Uluslararası Hukukta Adil Yargılanma Hakkı

B-     Ulusal Hukukta Adil Yargılanma Hakkı

C-     Kıbrıs’ın Kuzeyinde Adil Yargılanma Hakkına Yönelik İhlaller

Bölüm III

Sonuç

BÖLÜM I

Giriş: Kavramsal Çerçeve

            Esasen bir tedbir olarak özgürlüğünden yoksun bırakma niteliğinde olan tutukluluk süresince tutuklular, temel insan haklarına sahiptirler. Tutuklamanın niteliği ve/veya doğurabileceği sonuçlar açısından bir takım hak ve yasaklar ön plana çıkmaktadır. Bu hak ve yasaklara birçok örnek verilebilir. Bu çalışma; tukuklu haklarını, işkence yasağı, adil yargılanma hakkı,  sağlık hakkı ve aile ile özel hayata saygı hakkı kapsamında inceleyecektir. Adil yargılama konusu, belirtilen diğer konulara göre, içeriği itibarı ile daha kapsamlı yer bulmaktadır. Bu çalışmada hem sorgulama safhası (polis karakolları) hem de yargılama safhası (merkezi cezaevi) değerlendirilerek konu ele alınacaktır.

            Tutuklu hakları kapsamında sanık hakları, sadece ceza yargılamasında gerçekleşen duruşmaları değil polis tarafından gerçekleştirilen duruşma öncesi soruşturmaları ve diğer duruşma dışı evreleri de kapsamaktadır. Bu çerçevede, tutuklara ilişkin hak ve güvencelerin uygulama alanını tespit etmek açısından, ilk olarak, bir takım terimlerin açıklanması gerekmektedir.

İsnad

            İsnad bir fiilin (eylemin) bir kişiye yükletilebilmesi; bir kimsenin suç konusu fiili işlediğini hukuken iddia edebilme, ceza sorumluluğunun unsurlarından birisi olup, suçun maddi ve manevi bakımından yürütülebilmesi(yükletilebilmesi) demektir.

İsnadı öğrenebilme hakkı: Sanığın kendisine yükletilen suçun (eylemin) ne olduğunu öğrenebilme hakkıdır. Sorgunun başlangıcında, sanığa isnad edilen suçun ne olduğunun sanığa bildirilmesi gerekir.

İtham

            Sözlük anlamıyla itham suçlamayı, bir suçu bir kimseye mal etmeyi anlatır. Ceza hukuku anlamında ise itham, bir kişiye suç işlediğine dair bir iddianın, resmi makam tarafından bildirilmesidir. Her hukuk sisteminde, ithamın neyi ifade ettiği, ithama ilişkin maddi ve usuli şartlar, ithamı yapmaya yetkili ‘resmi makam’ gibi hususlar farklılık gösterebilir. Bizim hukukumuzda ise CMUY’nın Ceza işlemlerinin Başlatılması ve İsbatı Vücüda Zorlama Usulü başlığı altındaki 37, 38 ve 39. maddeleri ithamı düzenlemekte ve ithama ilişkin hükümler içermektedir. CMUY’nın 37. Maddesi uyarınca cezai işlemler, kişinin Mahkeme önüne çıkarılarak itham edilmesiyle başlar. Madde şu şekildedir:

37. Başka herhangi bir Yasa kurallarına bağlı kalmak koşuluyla herhangi bir kişi aleyhine başlatılacak cezai işlemler, kişinin Mahkeme önüne çıkarılarak itham edilmesi ile başlar.

Bununla birlikte 38 ve 39. Maddeler ise, genel anlamıyla suçlama belgesi olarak tanımlayabileceğimiz ithamnameyi düzenlemektedir. CMUY’da ithamname bir sanığın seri yargılama veya ilk soruşturmada itham edildiği suçla yazılı olarak suçlanması olarak tanımlanmıştır. Söz konusu maddeler ise ithamnameye ilişkin şekli ve maddi şartları öngörmektedir. Maddeler şu şekildedir:

38. Her ithamname belirlenmiş şekilde olur ve itham eden kişi tarafından veya onun adına, itham bir Daire tarafından yapıldığında ise Dairenin bir temsilcisi tarafından, imzalanır: İthamnamede seri yargılama veya ilk soruşturmanın yapılacağı Mahkemenin adı belirtilir ve ayrıca aşağıdaki detayları içerir :

    (a) Sanığın iddia makamınca bilinen ve sanığı tanıtmaya makul olarak yeterli olan adı ve tarifi;

    (b) Bu Yasanın 39.maddesinde gösterilen detayları içermesi koşuluyla sanığın itham edilmekte olduğu suç veya suçlar.

 

39.  Aşağıdaki kurallar tüm ithamnamelere uygulanır ve herhangi bir Yasa veya usul kurallarına bakılmaksızın, bu Yasa kuralları uyarınca düzenlenen bir ithamnameye, şekli veya içeriği ile ilgili olarak bu Yasa kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, itiraz edilemez.

 

Bu çalışma amaçları bakımından, itham kavramı ceza muhakemleri usul yasasındaki tanıma bağlı kalınmadan özerk bir şekilde ele alınacak ve şekil değil öz açısından değerlendirilecektir. Bu bağlamda, bir yetkili makam tarafından bir bireye suç işlediğine dair bir iddianın bildirilmesinin yanısıra şüphelinin büyük ölçüde etkilendiği bir durum da itham olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, suç işlediği için bir kişi hakkında tutuklama emri çıkarılması, resmi olarak bir kişiye aleyhindeki davanın bildirilmesi, polise aleyhine ihbar yapılması üzerine savcılık tarafından hakkında dosya açıldıktan sonra kişinin savunma avukatı tayin etmesi, itham kapsamına giren ve itham olarak nitelendirilebilen örneklerdir.

Cezai işlem

            "Cezai işlemler" ve benzeri deyimler mevzuata karşı işlenen bir suçtan ötürü bir kimseyi cezalandırmak için o kimse aleyhinde herhangi bir Mahkemede başlatılan herhangi bir işlemi anlatır ve ilk soruşturmayı da içerir. Ancak bu çalışma amaçları bakımından ithamda olduğu gibi cezai işlemde de CMUY’a bağlı kalınmadan daha geniş bir biçimde yorumlanacaktır.

Suç

Suç hukuk kurallarının yasakladığı ve yapılmasına veya yapılmamasına cezai yaptırım (müeyyide) bağladığı eylemdir. Ceza yasası: "Suç" Yasa ile cezalandırılabilen bir fiili, teşebbüsü veya ihmali anlatır.

Sanık hakları açısından, itham olunan fiilin adil yargılanma hakkı çerçevesinde suça ilişkin olması gerekir.

Ceza içeren kuralları herhangi bir yasada bulundurmakta ve bağlantılı olarak iddiadan kaynaklı olarak birleşen unsurları da tanımlamada serbesttirler. Hangi fiilerin suç olduğu ceza yasasında belirlenmiştir. Hiç kuşusuz bir fiilin ulusal hukuktaki sınıflandırılmasının önemi vardır. Ancak adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin uygulama alanı, iç hukukta yapılan sınıflandırma ile sınırlı değildir. Bu nedenle, bir fiilin suç olup olmadığı iç hukuktan bağımsız olarak belirlenmelidir.

İthamın suça ilişkin olup olmadığının belirlenmesinde üç ana kıstas vardır: iç hukuktaki sınıflandırma, suçun türü ile cezanın türü ve ağırlığı.

            İç hukuktaki sınıflandırma

Bu kıstas, eğer fiil suç olarak tanımlanmamışsa önem taşımaktadır. Eğer itham suç olarak sınıflandırılmamışsa, adil yargılanma hakkı kapsamında garantilerinin uygulanmasında belirleyici değildir. Aksi takdirde, Devlet işlenen suçları suç kapsamından çıkararak ya da sınıflandırmalarını değiştirerek adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin uygulanmasından kurtulabilir.

Suçun türü

Suçun türü ile ilgili iki hususun ele alınması gerekir: İhlal edilen normun kapsamı ve cezanın amacı.   

İhlal Edilen Normun Kapsamı

Eğer norm belli bir gruba ilişkin değil de genel bir etki yaratıyorsa o zaman tanımlanan fiil bu kıstas uyarınca ‘suç’ kapsamına girer.

Cezanın amacı

Cezanın amacı ‘cezalandırma’ ve ‘caydırma’ ise fiil suç kapsamına girer.

            Cezanın türü ve ağırlığı

Özgürlüğünden yoksun bırakılma ceza olarak uygulandığında normu, disiplinden ziyade suç kapsamına sokmaktadır. Hukukun üstünlüğü çerçevesinde, özgürlükten yoksun bırakılmak ceza olarak ‘suç’ kapsamında uygulanırken, istisnası cezanın tür, süre ve infaz açısından bu kapsama girmeye yeterli olmadığı durumlardır. Kişinin fiilen özgürlüğünden yoksun bırakılmasına gerek yoktur: Bu noktadaki tahdit de adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin uygulanır hale gelmesine yol açmaktadır.

Söz konusu ceza hapis veya hapis tahdidi değil de sadece para cezalarından ibaretse, bunların zarara karşılık maddi tazminat niteliğinde mi yoksa esas itibariyle kusurun tekrarlanması için caydırıcı ceza niteliğinde mi olduğuna bakılması gerekir. Sadece ikinci durum söz konusuysa, suç kapsamında değerlendirilir.

Sanık

          Sanık bir suçla itham olunan kişiyi anlatır. Bu noktada, ayrıca şüpheli veya zanlı terimlerinin açıklanması gerekmektedir. Şüpheli veya zanlı soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder. Sanık ise ithamın yapılmasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.

          Bu çalışma çerçevesinde ele alınan tüm hususlar, duruma göre hem sanık hem de şüpheli veya zanlı olarak nitlendirilen kişiler açısından geçerlidir. Bu durum, hem suç şüphesi ile yakalanıp poliste gözaltında bulunan, hem de yetkili merci tarafından tutuklu yargılanmasına karar verilip tutukevine gönderilen fakat henüz yargılanması tamamlanmamış ve hüküm giymemiş kişiler için geçerlidir.

Şüpheli ve sanık kime denir?

            Kanun, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenildiği andan iddianamenin kabulüne kadar geçen süreyi soruşturma, iddianamenin kabulünden hükmün kesinleştiği ana kadar geçen süreyi ise kovuşturma olarak tanımlamıştır.

Kanuna göre şüpheli, soruşturma aşamasında yetkili merciler (kolluk görevlileri, savcı) nezdinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade etmektedir. Aynı kişi, soruşturma tamamlanıp, hazırlanan iddianamenin kabulüyle birlikte kovuşturma aşamasına geçildiğinde ise sanık sıfatını almaktadır. Sanık sıfatı, yürütülen davanın temyiz sürecinin sonunda kişi hakkındaki hüküm kesinleşinceye kadar devam etmektedir. Kişi ancak hakkındaki hüküm kesinleştiği zaman hükümlü ya da suçlu sıfatını almaktadır. Bu tanımların da gösterdiği gibi, bir kişinin şüpheli ya da sanık olması sadece suç şüphesi altında bulunma halini ifade eder. Kanunun gösterdiği usuller ve hukukun genel ilkeleri doğrultusunda yapılan bir yargılama ile hüküm kesinleşinceye kadar hiç kimse suçlu sayılamaz ve suçlu muamelesine maruz bırakılamaz. Buna “masumiyet karinesi” adı verilmektedir. Bu sadece kamu otoritesini değil, toplumsal yaşamın tüm aktörlerini (medya, sivil toplum örgütleri, partiler vb.) bağlayan temel bir ilkedir.

 

 

 

Gözaltına alma

Gözaltına alma, bir kişinin tutulması ve hakkında suç isnadı bulunulması amacıyla kamusal yetkiye dayanılarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. (Bir kimseyi suç işlediği iddiasıyla veya bir makamın tasarrufuyla yakalama eylemini ifade eder.)

 

BÖLÜM II

I.                    İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

A-     Uluslararası Hukukta İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

 

İnsan Hakları Beyannamesi

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

AİHS

Madde 3 
İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz. 

 

3. Madde’nin en ağır ve en yoğun şekilde ihlal edilmesi işkencedir, ancak işkencenin yanı sıra 3. Madde’nin getirdiği koruma insan onuruna ve fiziksel bütünlüğüne karşı pek çok farklı saldırıyı da kapsar.

BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi

7. Madde

İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz. Ayrıca hiç kimse, serbest iradesi olmadan tıbbi veya bilimsel bir deneye tabi tutulamaz.

 

B-     Ulusal Hukukta İşkence ve Kötü Muamele Yasağı

 

Anayasa

Kişi dokunulmazlığı Madde 14

            (1)   Herkes, barış, güven ve huzur içinde yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

            (2)   Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.

            (3)   Kimse, insanlık onuruyla bağdaşmayan bir cezaya çarptırılamaz veya muameleye bağlı tutulamaz.

            (4)   Kişinin şeref ve haysiyeti dokunulmazdır.  Herkes buna saygı göstermek ve korumakla yükümlüdür.

 

Ceza yasası

Ceza yasası içerisinde işkenceye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. İşkencede sadece devletin değil işkence ve kötü muamelede bulunan kişilerin de cezai sorumluluğu olması gerektiğinden ve mevcut yasalarda olmamasından dolayı önemli bir eksikliktir. İlgili diğer yasa hükümlerinden hareketle işkenceciler cezalandırılabilseler de, işkence suçu, niteliği itibariyle darp, hakaret etme gibi suçlardan daha ağır olduğundan daha ağır cezaları gerektirmektedir. Bu hususla ilgili, yasa içerisinde değişikliğe ivedi olarak gidilmelidir.

 

C-     Kıbrıs’ın Kuzeyinde İşkence ve Kötü Muamele Yasağına İlşkin İhlaller

 

i-                    Polis Karakolları

            İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin olarak polis karakolları içerisinde önemli ihlaller vardır. İşkencenin bir sorgu yöntemi olarak kullanıldığı ve sistematikleştiğine ilişkin somut vakalar bulunmakla birlikte, ciddi iddialar da söz konusudur.

            İşkencenin saptamasına ilişkin çok önemli eksikliler olduğundan, bu iddiaların etkin bir biçimde soruşturulması ve tespit edilmesi mümküm olamamaktadır. Söz konusu eksiklikler, farklı şekillerde orataya çıabilmektedir. Öncelikle, işkencenin ıspatlanmasına ilişkin en önemli araçlardan biri olan doktor raporlarının temin edilmesinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. İşkence gördüğünü iddia eden kişiler doktor kontrolüne götürülmemekte, götürüldükleri durumlarda ise polis nezaretinde muayene edilmektedirler; bu şekilde yapılan muayenelerde genellikle herhangi bir darp izine rastlanmamaktadır. Bununla birlikte, tutuklular sadece fiziki muayeneden geçirilmekte, psikolojik bir muayeneye tabi tutulmamaktadırlar; bu şekilde, işkence yöntemi olarak kullanılan psikolojik muamelelerin tespiti mümkün olamamaktadır.

            Doktor raporlarına ilişkin zorlukların yanı sıra, Devlet işkencenin soruşturulmasına ilişkin etkin adımlar atmamakta ve işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin soruşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir.

İşkencenin araştırılması Raporu

ii-                  Merkezi Cezaevi

Sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı sağlık tesisleri, mal ve hizmetlerinden yararlanmayı kapsayacak şekilde fiziksel veya ruhsal olsun, hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartların yaratılması şeklinde yorumlanmalı ve temel önleyici, tedavi ve rehabilitasyona yönelik sağlık hizmetleri ve sağlık eğitimine eşit ve zamanında erişimin sağlanmasını; düzenli tarama programlarını; yaygın hastalıkların, rahatsızlıklıların, yaralanmaların ve sakatlıkların uygun yollarla tedavisini; temel ilaçların teminini ve uygun akıl sağlığı bakım ve tedavisini içermelidir. Bu nedenle, Devletin sağlık hakkına ilişkin en temel yükümlülüğü olan yukarıda da değinildiği ve ilgili uluslararası ve ulasal düzenlemelerde öngörüldüğü üzere, kişilere sağlık hizetlerini ve tıbbi bakımı sağlarken tüm bu hususları dikkate almalı ve yerine getirmelidir. Sağlık hakkı ve sağlık hakkının bir uzantısı olan sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı her türlü biçim ve düzeyde, zaruri ve birbiriyle ilgili mevcudiyet, erişebilirlik, kabul edilebilirlik ve kalite unsurlarını içermelidir[1] Bunun yanında sağlık tesisleri, mal ve hizmetleri yasaklanmış alanların hiçbirine dayalı ayrımcılık olmadan herkesin erişimine ve özellikle de genel nüfusun en savunmasız veya dışına itilmiş kesimlerine hem hukuken hem fiilen açık olmalıdır.

            Sağlık hizmetlerinden yararlanma ve tıbbi bakım hakkının en önemli unsurunu oluşturan “Mevcudiyet” kapsamında genel sağlık ve sağlık bakım tesislerinin, sağlıkla ilgili mal ve hizmetlerin ve ayrıca programların işleyişinin, Devletin sınırları içerisinde mevcut olması gerekir. Sözkonusu mevcudiyet sağlık koruma koşullarını, hastane, klinikler ve diğer sağlık yapılarını, uzman sağlık personeli ve diğer profesyonel personelleri ve temel ilaçları içermektedir.

            Sağlık hizmetlerinden yaralanabilmenin bir diğer unsuru “erişebilirlik” ise sağlık tesisleri, mal ve hizmetlerinin Devletin yargı yetkisi dâhilinde, ayrımcılık olmaksızın herkesin erişimine açık olması anlamına gelmektedir. Erişebilirlik kapsamında, sağlık tesisleri, mal ve hizmetleri toplumun tüm kesimlerinin ve özellikle de genel nüfusun en savunmasız veya dışına itilmiş kesimlerinin güvenli fiziksel erişimine açık olmalıdır.

            Sağlık Hizmetlerinden yararlanma ve tıbbi bakım hakkı kapsamında, “kabul edilebilirlik” ve “kalite” unsurlarının da yerine getirilmesi ve ihlal edilmemesi gerekmektedir. Şöyle ki, tüm sağlık tesisleri, mal ve hizmetleri tıp etiğine saygılı ve kültürel açıdan uygun olmalıdır; yani bireylerin, azınlıkların, halk ve toplulukların kültürlerine saygılı, toplumsal cinsiyete ve yaşam döngüsünün gerekliliklerine duyarlı olmalı ve ayrıca mahremiyete saygı duyacak ve ilgili kişilerin sağlık durumunu iyileştirecek biçimde düzenlenmelidir. Ayrıca, kültürel olarak kabul edilebilir olan sağlık tesisleri, mal ve hizmetleri aynı zamanda tıbben ve bilimsel olarak da uygun ve iyi kalitede olmalıdır. Bu, diğer şeyler bir yana, nitelikli sağlık personelini, bilimsel olarak onaylanan ve tarihi geçmemiş ilaç ve hastane ekipmanını, güvenli ve içilebilir içme suyunu ve yeterli sağlık koruma koşullarını gerekli kılmaktadır.

Cezaevinde ise tüm sağlık hizmetlerinden yaralanma hakkını etkin bir şekilde tüm bu unsurlarıyla yerine getirilmesi açısından “ayrımcılık yasağı” nın büyük bir önemi vardır. Çünkü, devlet tarafından kamuya açık mevcut ve erişebilir sağlık tesisleri sağlanmış olabilir ancak cezaevi kurumu içersinde aynı önem gösterilmeyerek sağlık hakkı ihmal ve ihlal edilmiş olabilir. Nitekim yukarıda bahsi geçen hususlar ve olgular dikkate alındığında Merkezi Cezaevi’nde sağlık hizmetlerinden yararlanma ve tıbbi bakım hakkına ilişkin ciddi ihlaller vardır. Kurum içindeki sağlık idaresi ile kurum dışındaki genel sağlık idaresi yakın ilişki içerisinde örgütlenmelidir. Doktorların ve diğer tıbbi personelin yeterli eğitime sahip olmasını; hastane, klinik ve diğer sağlık tesislerinin yeter sayıda olmasını ve danışmanlık ve akıl sağlığı hizmetleri veren kurumların açılmasının desteklenmesini ülke çapında dengeli bir dağılım sağlanmasını gözeterek güvence altına alınmalıdır. Bu nedenle, Devletin sözkonusu yükümlülüğü, tüm bu unsurlarla birlikte ayrımcılık olmadan cezaevi kurumunda da gerçekleştirilmelidir. Sağlık hizmetlerinden yararlanmanın temel gereklerini ortaya koyan mezkur unsurlar tam ve etkin bir şekilde cezaevi kurumunda da yerine getirilmelidir. Sözkonusu yükümlüğün yerine getirilmesi, cezaevi kurumunun yapısı nedeniyle çok büyük önem arz etmektedir. Çünkü sözkonusu kişiler, özgürlüğün sağladığı koşullardan yoksun durumdadırlar ve bu nedenle tıbbi bakıma ulaşma imkanınına sahip bulunmamaktadırlar. Bu nedenle, dezavantajlı durumda olan hükümlü ve tutuklularla ilgili olarak sağlık standartlarının iyileştirilmesine yönelik özel önem verilmeli ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının tam ve etkin olarak yerine getirilmesi için tedbirler alınmalıdır. Bu bağlamda, Devlet, kendi gözetimi ve denetimi altında bulunan hükümlü ve tutukluların sağlığının bozulması durumunda gerekli ve etkin sağlık hizmetini ve tıbbi bakımı sağlamakla mükelleftir. Bu noktada cezaevi kurumundaki sağlık tesislerinin, tabibin ve diğer sağlık meslek mensuplarının önemi ortaya çıkmaktadır.

Merkezi Cezaevi, bu konuyla ilgili olarak incelendiğinde görülmektedir ki, Merkezi Cezaevi’nde bulunan tıbbî donanımın da nicelik ve nitelik olarak yeterliliği şüphelidir.   

Merkezi Cezaevi’ndeki tabib ile ilgili uygulmaya bakıldığında ise, Cezaevleri tüzüğünde yetersiz olmakla birlikte cezaevi tabibine ilişkin hükümlerin var olduğu görülmektedir. Tüzüğün hükümlülerin sağlık sorumlusu başlığı altındaki 12. maddesi cezaevine göre her Cezaevi Tabibi, görevli olduğu Cezaevi’ndeki tüm tutuklu ve hükümlülerin sağlık, sağlık işleri ve hasta olduklarında tedavilerinin sorumlusu olur. Cezaevi Tabibi,  talimat verileceği biçimde, Cezaevi’ndeki sağlık koşulları, tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumu, cezaevi görevlilerinin sağlık durumu ve rapor vermesi istenen Cezaevi’ndeki sağlığın idamesine ilişkin başka herhangi bir konu için, zaman zaman, rapor sunar. Sözkonusu tüzüğün 13. maddesinde Cezaevi Tabibi’nin, cezaevi ve tutuklu ile hükümlülerle ilgili tüm sağlık konuları hakkında, kendisinden istendiğinde, her zaman bilgi vermekle görevli olduğunu düzenlemektedir. Tüzüğün Cezaevi tabibinin ziyaretleri başlığı altındaki 15. maddesinde ise kaçınılmaz bir sebep tarafından engellenmedikçe, saptanacak saatlerde hergün cezaevini ziyaret edeceği öngörülmüştür.

          Ancak uygulamada, sözkonusu tüzük kapsamında Cezaevi Tabibi bulunmamaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen tabib tarafından cezaevinde bulunan hükümlü ve tutukluların denetimleri, tedavileri ve sair sağlık hizmetleri yapılmaktadır. Buradaki önemli nokta, Cezaevi tabibinin hangi kurum tarafından görevlendirildiği veya hangi tüzük tahtında görevlerinin belirtildiği değil, hükümlü ve mahkûmların tıbbi tedavi ve kontrollerinin ne kadar etkin bir şekilde sürdürüldüğüdür. Bu noktada, cezaevi ile ilgili olarak en büyük sıkıntılardan biri cezaevi tabibinin, cezaevini yukarıda değinildiği gibi hergün değil Pazartesi ve Perşembe olmak üzere iki gün ziyaret etmesidir. Tabib, hasta olan her hükümlünün fiziksel ve ruhsal her türlü hastalığını bulup, gerekli tüm tedbirleri almalı, bu hükümlüleri hastane standartlarına uygun koşullarda ve sıklıkta görmelidir. Ancak, Merkezi Cezaevi’ndeki uygulama ile mahkûmların tıbbi tedavileri ve gözetimleri kısıtlanmaktadır. Böyle bir kısıtlama, sağlık konusunun önemi ve gerekliliği dikkate alındığında kabul edilebilir nitelikte değildir. Merkezi Cezaevi’ndeki sağlık personelinin mevcudiyeti ve tıbbi tedaviye erişim konusundaki sözkonusu kısıtlamalar sağlık hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.

         Sözkonusu ziyaretlerin kısıtlı olması, oldukça sakıncalı bir durumdur. Sağlık hakkının ihlal edilmesi yanında Merkezi Cezaevi’nde daimi bir cezaevi tabibinin bulunmaması, akabinde çok ciddi sonuçlar doğurabilir ve sağlık hakkının ihlali, yaşam hakkının ihlal edilmesine değin uzanabilir. Çünkü cezaevinde mahkûmların sağlığı ile ilgili meydana gelebilecek herhangi bir ani durumda, hemen müdahale ve/veya etkili bir müdahale yapılamayacaktır.  Ayrıca, her ne kadar, hükümlü ve tutukluluların kuruma kabulünde, Cezaevleri tüzüğünün 27. maddesi uyarınca cezaevi tabibi tarafından sağlık taramasından geçirileceği belirtilmiş ise de, daimi calışan bir cezaevi tabibi bulunmaması nedeniyle, ceza infaz kurumlarında hükümlülerin ve tutukluların kuruma doktor kontrolü yapılmaksızın alındıkları ve/veya tabib gelene kadarki süre zarfında tecrid edildiği gözlemlenmektedir. Sağlık kontrolü yapılmadan hükümlü ve tutukluların cezaevine kabul edilmesi, bulaşıcı bir hastalığın varlığı durumunda, gerekli önlemler alınmadığı için, bu rahatsızlığını diğer hükümlülere bulaştırması riskini taşımakta, cezaevine kaul edilen hükümlü ve tutukluların tecrid edilmesi ise mevcut eksikliğin faturasının hükümlü ve tutuklulara kesilmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca, sözkonusu eksiklik merkezi cezaevine kabul edildiği sırada, hükümlü ve tutukluda mevcut olan hastalığın teşhisinde ve tedavisinde gecikmelere yol açabilmektedir.

Kişinin sağlık hizmetlerinden yaralanma hakkı sadece tıbbi bakım ile sınırlı olmayıp, cezaevinde tabibin mevcudiyeti sadece hükümlü ve tutukluların tıbbi bakımı açısından gerekli değildir. Aynı zamanda, sözkonusu hak, mümkün olan en yüksek seviyedeki sağlık durumuna ulaşabilmeleri işin insanlara eşit imkânlar sunan bir sağlık koruma sistemine sahip olma hakkını içermekte, cezaevi tabibinin mevcudiyeti bu noktada da önem arz etmektedir. Şöyle ki, kişilerin en ileri düzeyde sağlık durumuna ve korumasına sahip olmaları sağlıkla ilgili konularda, bilgi ve fikir istemelerini ve almalarını da gerektirmektedir. Böylelikle, Merkezi Cezaevi’nde cezaevi tabibin kısıtlı ziyaretleri, hükümlü ve tutukluların bilgiye erişimini de kısıtlamakta ve bu açıdan da sağlık hakkı ihlal edilmektedir.

Tıbbi bakım kapsamında sadece cezaevi tabibinin varlığı yeterli olmaycaktır. Bu bağlamda cezaevinde mevcut sağlık personelinin de bulunması gerekmektedir. Ancak, Cezaevleri tüzüğündeki sağlık hizmetlerine ve tıbbi bakıma ilişkin hükümlere bakıldığında bu hususun düzenlenmediği görülmektedir. Mevcut tüzükte sağlık konusu çok yetersiz ve baştan savma bir şekilde düzenlenmiştir. Hâlbuki yukarıda da değinildiği üzere devletin sağlık hakkının gereklerini yerine getirirken tüm bireylere eşit davranması ve tüm bireylerin sağlık hakkından etkin bir şekilde yararlanabilmesini sağlama yükümlülüğü mevcuttur. Böylelikle, devlet özgür bireylere sağladığı olanakları, özgürlüğünden yoksun kişilere de sağlamalıdır. Cezaevindeki yaşam koşulları ile cezaevinin dışındaki yaşam koşulları, birbirleriyle mümkün olduğu kadar uyumlu olmalıdır. Bu noktada sağlık personeli ile ilgili olarak, en büyük önemi eczacı arz etmektedir. Cezaevi’nde eczacının varlığı en az tabibin varlığı kadar önemli olup, kurumdaki ilaçların en iyi şekilde korunması, gereken ilaçları almak için cezaevi tabibine gerekli zamanlarda haber vermek, cezaevi tabibinin vereceği reçetelere göre ilaçların hazırlanması ve cezaevi tabibinin belirlediği miktarda hastalara dağıtılması gibi sair görevlerin mutlak bir şekilde uzman biri tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Merkezi Cezaevi’nde cezaevi tabibi dışında sağlık personeli bulunmamakta ve eczacı olmaması nedeniyle de hasta mahkûmlara ilaçlar “revir çavuşu” tarafından verilmektedir. İlaçların, bu konuda uzmanlığı olmayan ve bilgiye sahip bulunmayan kişiler tarafından mahkûmlara verilmesi insan yaşamı ve sağlığının hiç sayılarak tehlikeye atılması anlamına gelmektedir.

Cezaevi’nde, tabibin ve eczacının bulunması devletin asgari yükümlülüğünü arz ederken, bunun yanında sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı çerçevesinde  tüm hükümlü ve tutuklular uzman bir diş doktorunun bakımından faydalanabilmelidir. Ancak Merkezi Cezaevi’nde bu hakkın etkin bir şekilde benimsenmediği ve bu cihetle yerine getirilmediği gözlemlenmektedir.

Uzman doktor tedavisine ihtiyacı olan hasta hükümlüler, hastalıkla ilgili yeterli donanıma sahip bir kuruma gönderilmelidirler. Acil durumlarda ise, hükümlü ve tutuklular Merkezi Cezaevi’nden derhâl hastaneye sevk edilmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki; özellikle başka hastanelere sevklerde tıbbî gerekliliklerin dışında, gerek infaz koruma personelinin sayısı, gerekse dış güvenlikten sorumlu olan görevlilerin sayısı, sevklerde gecikme veya sevkleri zorlaştırma nedeni olarak ortaya çıkabilecek nitelik arz etmektedir. Ayrıca, tüzükte bu yönde hüküm olmasına karşın Ceza İnfaz Kurumu’nun, sağlık yönünden kurum hekimi tarafından denetlenmesi uygulamasına da pek rastlanmamaktadır. Bunun nedeni olarak; çoğu Ceza İnfaz Kurumu’nda kurum hekiminin bulunmaması, dışarıdan gelen doktorların denetim konusuna çok ilgili olmamaları, doktorların Ceza İnfaz Kurumu’ndaki sağlıktan kaynaklanan sorunları makul karşılamaları ve bu doktorların cezaevlerine yönelik denetim yapmaya yeterli bilgilerinin olmaması gösterilebilir.

 

Sağlık hakkı kapsamında Merkezi Cezaevi’nde bulunan hükümlü ve tutuklulara sadece tıbbi bakım hakkı değil, bu hakkın yanında bu hakkın bütünleyicisi olan Bilgilendirilme hakkı da tanınmalıdır. Bu bakımdan, hükümlünün kuruma kabulü aşamasında, kurumda sağlıklı kalmak için yapılması gerekenler, kurumdaki sağlık hizmetlerinin kapsamı ve doktorla görüşme yolları hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi gereklidir. Onayının alınması hakkı, Mahremiyet ve Özel Hayata Saygı hakkı, Başvuru (şikâyette bulunma) Hakkı da güvenceye alınmalı ve en etkin bir şekilde sağlanmalıdır. Ancak, ne yazık ki sağlık hakkı yeterince benimsenmediği ve asgari yükümlülükler bile yerine getirilmediği cihetle, sözkonusu tali ve bütünleyi hakların da Merkezi Cezaevi’nde ihlale açık olduğu sarihtir.

Tüm bu olgulardan hareketle, Merkezi Cezaevi’ndeki sağlık organizasyonunda hem mevcudiyet hem de etkinlik açısından ciddi ihmallerin olduğu görülmektedir. Hükümlü ve tutuklulara sağlık hakkını ayrımcalık yapılmadan eşit biçimde sunan ve tüm gerekleri yerine getiren bir sağlık organizasyonu bulunmamaktadır. Bunun bir sonucu olarak ise, Merkezi Cezaevi’ndeki hükümlü ve tutuklular, durumlarının gerektirdiği tanı, tıbbi bakım, tedavi ve bilgilendirme olanağına etkin bir biçimde sahip olamamaktadırlar. Merkezi Cezaevi’nde sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı ihlal edilerek, hem hükümlü ve tutuklular açısından sakıncalı bir durum ortaya çıkmakta hem de sağlık hakkına ilişkin Devlete sorumluluk yükleyen ulusal ve uluslar arası düzenlemeler ihlal edilmektedir.

            Devletin sağlık hakkına ilişkin yükümlülükerinden biri koruma yükümlülüğüdür. Söz konusu yükümlülüğün cezaevi kurumundaki kapsamı çerçevesinde, hükümlü ve tutukluların sağlığının diğer hükümlü ve tutuklulara karşı korunması gerekmektedir. Devlet, hükümlü ve tutukluları kendilerine zarar vermek isteyen diğer hükümlü ve tutuklulara karşı korumalıdır.

 Esasen koruma yükümlülüğünün kapsamı, kural olarak daha dar iken cezaevi kurumunda devletin sahip olduğu yükümlülük daha geniştir. Devletin herkese sınırsız koruma sağlaması mümkün değildir. Ancak devletin cezaevinde sahip olduğu gözetim ve bakım sorumluluğu ile birlikte yorumlandığında, koruma yükümlülüğünün sınırları cezaevi kurumunda genişlemektedir. Bir başka deyişle, yetki alanı daraldıkça yükümlülüğün kapsamı genişlemektedir. Söz konusu yükümlülük çerçevesinde alınması gereken tedbirler açısından özellikle hükümlüler ve tutuklular arası şiddet olayları, uyuşturucu satımı ve isyan olayları ön plana çıkmaktadır. Koruma yükümlülüğü kapsamında devlet bu hususları önleyici ve ortadan kaldırıcı tüm tedbirleri etkin bir biçimde almalıdır. Dahası, esasen üçüncü kişilerden korumayı içeren söz konusu yükümlülük, aşağıda detaylı olarak açıklanacağı üzere cezaevi kurumunda hükümlü ve tutukluların kendilerinden bile korunmalarını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, intiharın ve uyuşturucu kullanımının önlenmesi için de uygun gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu noktadaki risk faktörü gözden kaçırılmamalı ve Devlet, Merkezi Cezaevi’nde hükümlü ve tutukluların zarar görmemesi açısından onları diğer hükümlü ve tutuklulardan korumaya yönelik gerekli tüm tedbirleri almalıdır. Aşağıda, genel durum ve meydana gelen olaylar bu hususlar bağlamında ele alınacaktır.   

 Hükümlüler Ve Tutuklular Arası Şiddetin Önlenmesi

Cezaevi kurumunun yapısı itibariyle, şiddet olaylarının meydana gelme riski bulunmaktadır. Hükümlüler ve tutuklular arası şiddet olayları bütün cezaevi sitemlerinde sıklıkla görülen olaylardır. Kimi zaman şiddet olayları ciddi boyutlara varabilmekte ve hükümlü ve tutukluların yaşamlarının son bulması sonucuna dahi ulaşabilmektedir. Şiddet olayları denilince akla ilk olarak, kavga, darp, yaralama gibi olaylar gelir. Ancak, şiddetin kapsamı sadece bu olaylarla sınırlı değildir. Cezaevi kurumunda şiddet kimi zaman başka şekillerde de ortaya çıkmaktadır. Bunlara örnek olarak, koğuş ağalığı ve bunun sonucu olarak hükümlü ve tutuklular üzerinde diğer hükümlü ve tutuklular tarafından oluşturulan psikolojik baskı ve şiddet ve çoğu zaman göz ardı edilen cinsel saldırılar verilebilir.

Koruma yükümlülüğünün en temel gereği, cezaevi kurumunda güvenlik tedbirlerinin tam ve etkin bir şekilde alınmasıdır. Hükümlü ve tutuklular arası kavga, darp ve yaralama olaylarının önlenmesi ve hükümlü ve tutukluların sağlık hakkının korunması için, devlet cezaevi kurumu içerisinde en üst düzeyde güvenliği sağlamalıdır. 

Bu noktada salt güvenlik perspektifinden bakılmamalıdır. Güvenliğin temel amacı olan hükümlü ve tutukluların insan haklarının korunması olmalıdır. Bu şekilde sağlanacak olan güvenlik ile hem cezaevi kurumunda düzen sağlanacak hem de hükümlü ve tutukluların sağlık hakkı korunacaktır.

             Hükümlülerin, kurumdan kaçmalarının önlenmesi ve infazın tamamlanması anına kadar kurumda muhafaza edilmesi olarak da tanımlanan güvenlik ilkesinin, ceza infaz kurumlarında uygulanması için, aktif ve pasif güvenlik araçlarına başvurulması gerekmektedir. Ancak uzmanlar, tecrit uygulaması boyutunda veya çok üst seviyelerde güvenliğin, daha fazla şiddete neden olduğunu belirtmektedirler. Bu nedenle, aktif ve pasif güvenlik araçlarının, penolojinin güncel verilerine uygun olarak dengeli bir şekilde kullanılması gerekmektedir.

Kavga, Darp ve Yaralama Olaylarının Önlenmesi

Hükümlüler ve tutuklular arası şiddet olayları içerisinde en sıklıkla rastalanan kavga, darp ve yaralama olaylarıdır. Buna birçok neden gösterilebilir. Öncelikle, özgürlüğünden yoksun bırakılmanın sonucu olarak kişilerin şiddet eğilimi artabilir. Bununla birlikte, özellikle koğuş sisteminin uygulandığı ceza infaz sistemlerinde birlikte yaşamın getirdiği, husumet iktidar kavgaları, siyasi anlaşmazlıklar, haraç ve itirafçılık hükümlü ve tutuklular arasında kavga, darp ve yaralama olaylarına sebep olabilmektedir. Ancak nedeni ne olursa olsun, ceza infaz kurumunda meydana gelen adam öldürme veya yaralama, o kurumdaki güvenlik önlemlerinin yetersizliğini ortaya koymaktadır.  

Sağlık hakkına ilişkin yükümlülüğün kapsamı, daha önce de anlatıldığı gibi sadece tıbbi bakım ve hastalıktan korunma değil, bunun yanında hükümlü ve tutukluların fiziksel bütünlüğüne yönelik herhangi bir öldürme kastı içermeyen saldırının da önlenmesidir. Bu nedenle, Devlet, Merkezi Cezaevi’nde olası herhangi bir kavga, darp ve yaralama olayını önleyici tüm tedbirleri almalı ve hükümlü ve tutuklular açısından güvenli ortamı yaratmalıdır.

Cezaevi Kurumunun Fiziki Yapısı

Ceza infaz kurumları, inşa edilirken şehirlerin büyüme hızları dikkate alınmadığından, birçok yerde şehir merkezi içinde kalmıştır. Güvenlik yönüyle çevresindeki binaların tehdidi altında bulunan bu kurumların havalandırma avlularına zaman zaman, kuruma sokulması yasak olan eşyalar atılabilmektedir.

Bunun için herşeyden önce, cezaevi kurumunun fiziki yapısı çok büyük önem taşımaktadır. Merkezi Cezaevi, güvenlik yönünden oldukça sakıncalı bir mimari tasarım olan koğuş sistemine göre yapılmıştır.  Toplu yaşam, kavga, darp ve yaralama olaylarını da beraberinde getirir. Bununla birlikte, koğuşlarda toplu yaşam sürülmesinden dolayı gözetim ve denetim oldukça zordur.

Koğuş sisteminin güvenlik açısından söz konusu dezavantajlarının yanısıra, Merkezi Cezaevi’ndeki mevcut durum güvenliğin sağlanması açısından çok büyük sorun yaratmaktadır. Birçok soruna zemin hazırlayan kapasite sorunu güvenlik açısından da ciddi sıkıntılara ve hükümlü ve tutuklular arsası kavga, darp ve yaralama olaylarının artmasına sebebiyet vermektedir. Aşırı kalabalık, hükümlü ve tutuklular arası anlaşmazlıkların  hükümlü ve tutuklular üzerinde olumsuz etkiler yaratarak şiddet eğilimlerinin artmasına neden olabilmektedir. Ayrıca, aşırı kalabalık koğuşlar nedeniyle denetim ve gözetim yapılamamaktadır. Bu nedenle, kapasitenin çok üzerinde hükümlü ve tutuklu bulundurulması, hükümlü ve tutuklular üzerinde denetim sağlanamaması ve otorite boşluğuna ve dolayısıyla güvenliğin tam ve etkin biçimde sağlanamamasına sebebiyet vermektedir. Bu noktada koruma yükümlülüğü çerçevesinde sağlık hakkını ihlal edici unsurlar mevcuttur.

             Koğuşlar kalabalık olduğundan eşyalar da çoktur ve bu eşyalar kontrolü daha da zorlaştırmakta, kuruma sokulan ve bulundurulması yasak olan eşyaların saklanmasını kolaylaştırmaktadır. Merkezi Cezaevi’nde çoğu zaman yapılan aramalarda, delici ve kesici aletler, bıçaklar ele geçirildi. Bu durum, güvenlik zaafiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Hükümlü ve tutuklular arası çıkacak olan herhangi bir kavgada söz konusu aletler silah olarak kullanılabilmekte ve hükümlü ve tutukluların yaralanmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, adam yaralama ve hatta öldürmede kullanılabilecek bu tür aletlerin Merkezi Cezaevi’ne temini engellenmeli ve bu durum sürekli ve etkin bir biçimde denetlenmelidir. Merkezi Cezaevi’nde aramalar genellikle dış güçler tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu husus sağlanan güvenliğin sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılması gerken Merkezi Cezaevi içerisindeki personelin etkin denetim ve gözetim yetisine sahip olması ve böylesi aramaların daimi şekilde yapılmasıdır. Ancak, Merkezi Cezaevi personeli ile ilgili olarak ciddi eksiklikler vardır. Bu husus birazdan detaylı olarak ele alınacaktır.

            Cezaevi kurumunun fiziki yapısı açısından bir diğer önemli husus, cezaevi kurumun yapımında kullanılan malzemenin ve tesisatın kalitesidir. Bununla ilgili olarak, Merkezi Cezaevi binasının genel olarak standardının belirlenmesi mümkün olmamakla birlikte, bir takım eksikliklerin saptanması mümkündür: Merkezi Cezaevi’nde özellikle kapı, pencere demirleri hükümlüler ve tutuklular arası çıkan kavgalarda sökülerek silah olarak kullanılabilmektedir. Bu husus, çıkan kavga, darp ve yaralama olaylarında hükümlü ve tutukluların ciddi şekilde yaralanmalarına sebep olmaktadır.  Bununla birlikte, Merkezi Cezaevi’nde güvenlik ile ilgili bir diğer eksiklik, teknik donanımın bulunmamasıdır. Merkezi Cezaevi’nde elektronik ve mekanik güvenlik sistemi bulunmamaktadır.        

  Cezaevi Personeli 

             Cezaevi kurumunun fiziki yapısından sonra, güvenliğin sağlanması ve dolayısıyla hükümlü ve tutukluluların sağlık hakkının korunması için cezaevi personeli çok büyük önem taşımaktadır. Merkezi Cezaevi’nin fiziki yapısı itibariyle mevcut olan güvenlik zaafiyeti, güvenliğin sağlanması hususunda, Merkezi Cezaevi personelinin ayrıca önemini artırmaktadır. Personelden kasıt sadece ceza infaz memurları yani gardiyanlar değildir. Hükümlü ve tutuklular arası kavga, darp ve yaralama olaylarıyla başa çıkılabilmesi için tüm cezaevi personelinin koordineli bir şekilde üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir. Bu amaçla, tüm cezaevi personelinin yetkilerini ve gözetim görevlerini uygun bir şekilde yerine getirebilecekleri şekilde yerleştirilmeleri gereklidir. Bu bağlamda Merkezi Cezaevi ile ilgili olarak, öncelikle mevzuattan kaynaklanan eksiklikler ve ihlaller bulunmaktadır. Cezaevleri Hizmet Tüzüğü’nün ‘Cezaevi Hizmeti ve Tefsir’ başlığı altındaki 2. maddesinde cezaevi hizmeti tanımlanmış ve cezaevi personelinin kimlerden oluşacağı hükme bağlanmıştır:

Madde 2- Cezaevi Hizmeti ve Tefsir:

 

(1) Cezaevi Hizmeti aşağıdaki rütbeleri taşıyan personelden oluşur:

 

a)Cezaevi Müdürü

b)Cezaevi Müdür Muavini

c)Cezaevi Amiri

d)Kıdemli Cezaevi Amir Yardımcısı

e)Cezaevi Amir Yardımcısı

f)Kıdemli Erkek Gardiyan

g)Kıdemli Kadın Gardiyan

h)Erkek Gardiyan Eri

i)Kadın Gardiyan Eri

 

       Maddeden anlaşılacağı üzere, cezaevi personeli içerisinde sadece cezaevi idarecilerine ve ceza infaz memurlarına yer verilmiştir. Söz konusu düzenleme ile salt düzen ilkesi temel alınmıştır. Hiç kuşkusuz, düzen ve disiplini sağlayacak olan ceza infaz memurlarının güvenlik açısından çok büyük önemi vardır. Ancak, cezaevi kurumunda hem düzen hem de insan hakları açısından etkin bir güvenliğin sağlanması açısından bu yeterli değildir. Cezaevi sisteminde ve dolayısıyla ilgili mevzuatta diğer cezaevi personeline de yer verilmesi gerekmektedir. Amaç sadece çıkan olayları bastırmak değil, hükümlülerin şiddet eğilimlerini minimize etmek de olmalıdır. Bu bağlamda, sağlık hizmetlerine de büyük rol düşmektedir. Hükümlü ve tutuklular arası kavga, darp ve yaralama olaylarının önlenmesi için, cezaevi sağlık hizmetleri personelinin de bu hususlarla ilgili olarak aktif rol alması gerekmektedir. Cezaevi sağlık hizmetleri, yaralanmalarla ilgili kayıtları sistematik olarak tutarak ve gerekli hallerde ilgili birimlere genel bilgi vererek tutuklu bulunan kişilere yönelik şiddetin önlenmesine katkıda bulunabilirler. Belirli vakalar hakkında da bilgi verebilirler, ancak bu sadece söz konusu tutuklunun onayı alınarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, Merkezi Cezaevi’ndeki sağlık hizmetleri, gözlemlenen yaralanmalarla ilgili periyodik istatistikleri cezaevi yönetimi, İç İşleri Bakanlığı’na vs. dikkatine sunulmak üzere derlenmelidir. Ancak, Merkezi Cezaevi’ndeki sağlık hizmetlerine ilişkin yukarıda açıklanan eksiklikler ve buna ek olarak sağlık hakkının kapsamının ve gereklerinin Merkezi Cezaevi’nde göz ardı edilmesi nedeniyle, bu yükümlülük de yerine getirilmemektedir. Sağlık hizmetlerinin yanı sıra, olanak ölçüsünde yeterli miktarda tam zamanlı çalışan psikiyatr, psikolog, sosyal hizmet görevlisi, eğitimci, teknik öğretmen gibi uzmanlar bulunmalıdır. Ancak, mevzuattan kaynaklanan bu eksiklik nedeniyle cezaevi personeli içerisinde sadece cezaevi idarecilerine ve ceza infaz memurlarına yer verilmiştir. Cezaevi kurumu içersinde güvenliğin sağlanması öncelikle iyi bir yönetim ile mümkündür.

Yönetim

50- 1. Bir hapishane müdürünün, görevinin gerektirdiği kişilik, yönetim becerisi, formasyon ve deneyim bakımlarından yeterli niteliklere sahip olması gerekir.

51- Yönetim, özellikle tutuklulara uygulanan rejimle ilgili olarak, çeşitli kategorilerdeki personel arasındaki haberleşmeyi destekleyecek örgütlenme biçimlerini uygulamaya koymalıdır.

52- 1. Müdürün, yardımcısının ve personelin çoğunluğunun, tutukluların çoğunluğunun konuştukları dili ya da tutukluların çoğunun anladıkları bir dili bilmeleri gerekir.

46- 1. Hapishane yönetimi her derecedeki personelin seçimine özen göstermelidir. Çünkü iyi bir hapishane yönetimi, personelinin bütünlüğüne, insani niteliklerine, görev bilinci ve mesleki yeteneklerine bağlıdır.

       2. Hapishane yönetimi kendi personelinde ve kamuoyunda, bu görevin son derece önemli bir sosyal hizmet olduğu bilincini uyandırmak ve ayakta tutmak için, sürekli çaba harcamalı ve bu amaçla, halkı aydınlatmak için uygun her aracı kullanmalıdır.

 

             Ceza infaz memurlarına ilişkin sağlık hakkının korunması açısından da çok önemli hususlar vardır. Ceza infaz memurları bir takım niteliklere sahip olmalıdır. Öncelikle, herhangi bir sorunla ilgili işaretler konusunda uyanık davranmalı ve gerektiğinde müdahale edebilmek için hem kararlı hem de yeteri kadar eğitimli olmalıdır. Cezaevi personelinin, bir memurdan öte özel bir eğitimden geçmesi gerekmektedir. Bu bağlamda:

47- 1. Personel yeterli entelektüel düzeyde olmalıdır.

      2. Hizmete alınmalarından hemen sonra, genel ve özel bir eğitim kursundan geçirilmeli ve teorik ve pratik sınavlarda yeterli olmalıdır.

     3. Meslekleri boyunca, yönetim tarafından periyodik olarak düzenlenen hizmet için geliştirme kurslarına katılarak, mesleki bilgi ve yeteneklerini korumalı ve geliştirmelidirler.

 

Merkezi Cezaevi’ne alınan infaz memurları göreve başladıktan sonra 1 aylık hızlandırılmış eğitimden geçmektedir. Ancak, kastedilen böyle bir eğitim değil kapsamlı ve etkin bir eğitimdir. Ayrıca yönetimin de yetkilerini kullanmaları konusunda personele tam destek vermeye hazırlıklı olması gereklidir. Bununla birlikte, personel ve tutuklular arasında olumlu ilişkiler bulunması bu bağlamda belirleyici faktördür; bu da büyük ölçüde personelin uygun kişiler arası iletişim becerilerine sahip olmasına bağlıdır. Merkezi Cezaevi’nde, ceza infaz memurları ile hükümlü ve tutuklular arası ilişkiler açısından ciddi sıkıntılar mevcuttur.

 

48- Bütün personel davranışlarını ve görevlerini, tutuklular üzerinde örnek olacak nitelikte bir etki yaparak, onların saygısını kazanacak bir şekilde yerine getirmelidir.

      Yukarıda açıklanan amaçların gerçekleşmesi için, hapishane personeli, meslekten hapishane personeli niteliği ile tam zamanlı çalıştırılmalı, Devlet memuru statüsüne ve buna ilişkin iyi davranışlarına, çalışmalarının etkinliğine ve fizik yeterliliğe dayalı bir iş güvenliğine kavuşturulmalıdır. Yetenekli erkek ve kadınları hizmete alıp devamlı tutabilmek için, yeterli bir ücret sistemi uygulanmalı, mesleğin avantajları ve hizmetin koşulları, çalışmanın eziyeti dikkate alınarak saptanmalıdır.

 

            Ceza infaz memurlarının, ‘nüfuzlu’ hükümlü ve tutuklulardan korktukları ve ‘zayıf’ hükümlü ve tutuklular üzerinde ise kimi zaman şiddete varan baskılar oluşturduğu iddaları vardır. Yukarıda belirtildiği gibi ceza infaz memurlarının bir eğitimden geçirilmesi gerekmektedir. Söz konusu eğitim sadece çıkan kavgalar ve isyan gibi olayların nasıl bastırılacağı için değil hükümlü ve tutuklulara nasıl yaklaşılması gerektiği açısından da çok önemlidir. Merkezi Cezaevi’ndeki personele ilişkin tüm bu eksiklikler nedeniyle, rehin alma, isyan, sayım vermeme ve fiili direnmeyle karşı karşıya kalan ceza infaz memurları, etkin ve bilinçli müdahalede bulunamamakta, bu tip olaylarda görev ve sorumluluklarının kapsamını tam olarak belirleyememekte ve bu olayları bastıramamaktadır.  Bu nedenle çoğu zaman, Merkezi Cezaevi’ne dış güçler tarafından müdahaller yapılmaktadır. Hiç kuşkusuz, karşılaşılan durumun özelliklerine uygun belli güvenlik önlemlerine ihtiyaç duyulabilir; ancak bu önlemler yukarıda sözü edilen temel şartları desteklemekten öteye geçmez. Yine aynı şekilde Merkezi Cezaevi’ndeki, cezaevi personelinin etkisiz olması nedeniyle aramalar dış güçler tarfından yapılmaktadır. Merkezi Cezaevi’nde, sürekli aramaların cezaevi personeli tarafından yapılması ve sadece gerekli görüldüğü takdirde daha etkin arama prosedürlerine başvurulması gerekmektedir.

55- 1. Hapishanedeki memurlar, tutuklulara karşı kuvvete başvurmayı, ancak meşru savunma, kaçma girişimi ya da yasa ya da tüzüğe uygun olarak verilmiş bir emre güç kullanarak ya da hareketsiz kalarak karşı koyma hallerinde, uygulayabilirler. Kuvvete başvuran memurlar, bunu asgari zorunlulukla sınırlarlar ve olayı derhal müdüre rapor ederler.

       2. Hapishane personeli, şiddet kullanan tutukluları etkisiz hale getirebilmek amacıyla, özel olarak fiziki antrenmana tabi tutulmalıdır.

 

Cezaevleri tüzüğü: Ani Olağanüstü Durum

10. Ani olağanüstü durumlarda, Müdür gerekli göreceği davranışta bulunarak gerekli tedbirleri alır ve durumu İçişleri Bakanına bildirir.    

Sınıflandırma

Bunlara ek olarak, sağlık hakkına ilişkin koruma yükümlüğü çerçevesinde güvenliğin sağlanması ve hükümlüler arası kavga, darp ve yaralama olaylarının önlenmesi için cezaevi sisteminin hükümlü ve tutukluların uygun şekilde sınıflandırılması ve dağıtılması konusunu da ele alması gerekir. Sınıflandırmanın amacı, hükümlü ve tutukluların işledikleri/itham edildikleri suçlar ve/veya –var ise- cezaevi içerisindeki olumsuz eylemleri nedeniyle diğer hükümlü ve tutukluları olumsuz yönde etkilememesidir; güvenlik ve topluma uyum sağlamanın gerekleri dikkate alınarak sınıflandırma yapılmalıdır. Ancak, sınıflandırma yapılırken bir takım hususlara dikkat edilmelidir. Yapılan sınıflandırma hükümlü ve tutukluların faaaliyet programlarına katılımlarına engel olmamalıdır ve eşit ölçüde yararlanmalıdır.

Hükümlü ve tutukluların cezaevi kurumuna yerleştirilirken, ilk önce bir takım kriterlere göre temel sınıflandırılmasının yapılması gerekmektedir. Hükümlü ve tutukluların sınıflandırılması yapılırken onların özellikle hukuki ve yasal durumları (sanık ya da hükümlü, ilk mahkûmiyeti, kısa ya da uzun süreli olup olmadığı gibi), fiziksel durumları (genç, yetişkin, hasta ya da akıl hastası), cinsiyetleri ve yaşları; hükümlüler söz konusu ise onlara uygulanacak davranışların özellikleri dikkate alınır.

Hükümlü ve tutukluların ayrı yerlerde tutulması ve kesinlikle tutukluların kendi istekleri dışında, hükümlülerle aynı yerde tutulmaması gerekir. Yine aynı şekilde kadın hükümlü ve tutuklular ve erkek hükümlü ve tutuklulardan ayrı binalara yerleştirilmelidir. Bu ilkeye aykırı bir duruma ancak belli bir tedavi programının uygulanması için izin verilebilir. Genç hükümlü ve tutuklular ise onları kötü etkilere karşı koruyacak koşulların gereklerine uygun bir yere konmalı ve yaşlarının özellikleri gereği olan ihtiyaçlarını dikkate alan ayrı bir rejimden yararlanmaları sağlanmalıdır. Burada belirtmek gerekir ki, ‘genç’ hükümlü ve tutuklulardan kasıt ‘çocuk’ hükümlü ve tutuklular değildir. Çocuk hükümlü ve tutukluların ıslah evlerine yerleştirilmeleri ve yetişkin hükümlü ve tutuklulardan tamamen ayrı tutulmaları gerekmektedir. Burada ele alınan ‘çocuk’ olarak nitelendirilemeyen yani 18 yaşın üstünde olan, fakat yaşları itibariyle özellik gösteren ve ayrı bir rejime ve korumaya tabi tutulması gereken ergin hükümlü ve tutuklulardır. Tüm bu hususlara ilişkin olarak, Cezaevleri tüzüğünün ‘Genel Sınıflandırma’ başlığı altındaki 76. maddesinde hükümlü ve tutukluların genel sınıflandırmasına ilişkin kurallar öngörülmektedir:

Genel Sınıflandırma Madde 76:

1-  Tutuklu ve hükümlüler bu tüzük amaçları bakımından üç sınıfa ayrılırlar:

a-      Yargılama öncesi tutukluları; bu sınıf aşağıdaki (b) ve (c) bendlerine girmeyen ve yürüklükteki herhangi bir yasa uyarınca mahkeme emriyle hapse gönderilen kişileri içerir;

b-      Borçlular;

c-      Hükümlüler;

2- 21 yaşından küçük hükümlü olan veya olmayanlar Cezaevi’ndeki yatacak yerleri müsaade ettiği derecede, daima öteki hapislerden tamamen ayrı tutulurlar.

3-  Erkek ve kadın hapisler birbirlerinden tamamen ayrı tutulurlar.

 

Bununla birlikte, hükümlülerin de kendi içerisinde özel bir sınıflandırmaya tabi tutulması gerekmektedir. Söz konusu sınıflandırma yapılırken özellikle, hükümlülerin çarptırıldıkları cezanın süresi ve niteliği dikkate alınmalıdır. Cezaevleri Tüzüğü’nün ‘Hükümlülerin Sınıflandırılması’ başlığı altındaki 77. maddesinde bu husus düzenlenmiştir:

Hükümlülerin Sınıflandırılması madde 77:

Tüm hükümlüler hapis cezalarına göre aşağıdaki sınıflara ayrılırlar:

A Sınıfı - İki yıl ve daha uzun süreler için hapis cezasına çarptırılan hükümlüler.

            B Sınıfı -  İki yıldan daha kısa süreler için hapis cezasına çarptırılan hükümlüler.

C Sınıfı -  Mahkeme emriyle bir miktar para ödemek zorunda olan ve bu parayı ödemekte kusur işleme nedeniyle veya ticari haciz yerine hapsedilmiş kişiler.

 

Görüldüğü üzere, Cezaevleri Tüzüğü’nde, hükümlülerin çarptırıldıkları cezanın süresine ve niteliğine göre sınıflandırılmışlardır. Ancak söz konusu sınıflandırma teorik kalmakta ve uygulamada hükümlüler arası herhangi bir sınıflandırma yapılmayarak bu kriterler dikkate alınmaksızın, hükümlüler Merkezi Cezaevi’ne yerleştirilmektedir. Merkezi Cezaevi’nde kapasite sorunu da yine burada bunu mümkün kılmamaktadır. Ancak, her ne sebeple olursa olsun bu uygulamanın ne kabul edilebilirliği ne de hukuken geçerliliği bulunmaktadır. 

Ayrıca, suçun niteliğine göre de sınıflandırma yapılmalı ve ayrıca ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçlular da sınıflandırılmalıdır. Cezaevleri Tüzüğü’nün ‘Ahlak ve Sabıkaya Göre Sınıflandırma’ başlığı altındaki 78. maddesinde buna benzer şekilde ayrı bir sınıflandırma şekli düzenlenmiştir:

Ahlâk ve Sabıkaya Göre Sınıflandırma madde 78:

Hükümlüler, ahlâk ve sabıkalarına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırılırlar:

1- Yıldız Sınıf: Bu sınıf daha önce ağır bir suçtan mahkûm edilmemiş ve mutad cani veya kötü huylu olmayan hükümlülerden oluşur.

2- Alelâde Sınıf: Daha önce ağır bir suçtan mahkûm edilmiş veya mutad cani olan veya kötü huylu hükümlülerden oluşur.

3- Sabıkalı Hükümlüler: Daha önce ağır bir suçtan mahkûm edilmiş hükümlüler ve ruhsatları iptâl edilmiş veya alınmış kişiler.

 

Ancak, yine aynı şekilde Merkezi Cezaevi’nde bu kriterler dikkate alınarak hükümlüler herhangi bir sınıflandımaya tabi tutulmamaktadır.

Ayrıca cezaevi kurumu içinde, diğer hükümlü ve tutukluların saldırısına uğrama riski bulunan hükümlü ve tutuklular bulunabilmektedir. Söz konusu risk genelde bir kesim hükümlü ve tutuklu veya özelde belirli bir hükümlü ve tutuklu ile ilgili olarak ortaya çıkabilmektedir. Genelde, özellikle cinsel suçlardan hükümlü ya da zanlı tutukluların diğer tutukluların saldırısına uğrama riski daha fazladır. Bu tür olayların önlenmesi özellikle zordur. Genellikle uygulanan çözüm bu tür tutukluların diğer cezaevi tutuklularından ayrılmasıdır. Ancak söz konusu tutuklular bu (göreceli) güvenlik için yüksek bir bedel ödeyebilirler. Bu kişiler için normal cezaevi düzeninde bulunandan çok daha sınırlı faaliyet programları uygulanabilir. Bir başka yaklaşım, cinsel suçlardan hükümlü ve tutukluların söz konusu cezaevi geneline dağıtılarak yerleştirilmesidir. Bu yaklaşımın başarılı olabilmesi için, bu tür hükümlü ve tutukluların sıradan hücre bölümlerine doğru bir şekilde entegre olabilmeleri için gerekli ortam teminat altına alınmalıdır. Özellikle de cezaevi personeli herhangi bir düşmanlık veya zulüm baş gösterdiğinde bununla kesin biçimde müdahale etme kararlılığında olmalıdır. Üçüncü bir yaklaşım tutukluların suçlarının ne olduğunu gizlemeye yönelik önlemlerle birlikte başka bir merkeze nakledilmeleri olabilir. Bu politikaların her birinin avantajları olduğu gibi dezavantajları da bulunmaktadır. Bu noktada Merkezi Cezaevi’nde, son zamanlarda sayısı artan cinsel suçluların ve sanıklarının ayrı bir korumaya tabi tutulması gerekmektedir. Bu amaçla, hangi sınıflandırma politikasının uygulanacağına, her bir durumla ilgili şartlara göre karar verilmelidir. Özelde risk altında bulunan hükümlü ve tutukluların cezaevi yönetimi tarafından tespit edilmesi ve aralarında husumet olanların ayrı yerlerde tutulması, gruplandırmanın iyi yapılması ve siyasi görüşleri farklı kimselerin aynı mekânlara konulmaması, ceza infaz kurumunda gruplaşmalara fırsat verilmemesi gerekmektedir.

‘Koğuş Ağalığının’ ve Çeteleşmelerin Önlenmesi

            Koğuş ağalığı, kavga, darp ve yaralama olaylarına zemin hazırlamakta ve isyanları teşvik etmektedir. Bununla birlikte psikolojik baskı şiddet ve ruh sağlığının olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır. Yukarıda sağlık hakkının kapsamında da açıklandığı üzere fiziki değil psikolojik olarak da ele alınması gerekmektedir.

Bunlar koğuş ağalığının ortaya çıkardığı sonuçlardır. Öncelikle koğuş ağaları hâkimiyetlerini sürdürebilmek için, personele rüşvet vererek onları kullanmaya çalışırlar. Çünkü iktidarlarının devamı için idarenin göz yumması önemlidir. Hürriyetin kısıtlandığı ceza infaz kurumu ortamı, çok basit gereksinimlerin karşılanması için dahi rüşvet ve irtikâpı gündeme getirebilmektedir.

 

Fiziksel ve Psikolojik Baskı

            Cezaevi kurumunda, hükümlü ve tutuklular arası şiddetin bir diğer türü ise psikolojik baskı ve şiddettir. Psikolojik baskı ve şiddetin görünüş biçimine bakıldığında koğuş ağalığının ele alınması gerekmektedir.

            Genel olarak cezaevi kurumunun koruma yükümlülüğü çerçevesinde risk unsurları içermesi yanında, cezaevi kurumunun kendi içerisinde de, yüksek güvenlik riski oluşturduğu düşünülen ve özel gözetim şartları gerektiren bazı hükümlü ve tutuklular bulunacaktır. Bu tutukluların oluşturduğu düşünülen yüksek risk, işledikleri suçlardan, cezaevinde yaşamanın sınırlarına gösterdikleri tepkilerden veya psikolojik-psikiyatrik profillerden kaynaklanabilir. Bu tutuklu grubu tüm cezaevi nüfusunun sadece çok küçük bir bölümünü oluşturur veya en azından, eğer sınıflandırma sistemi iyi çalışıyorsa, oluşturmalıdır.

Koğuş ağalığı, ekonomik güç yoluyla veya zor kullanma yoluyla bir hükümlünün diğer hükümlüler üzerinde baskı kurmasıdır. (bak tanım koğuş ağalığı) Eskiden kabadayı denilen, fizik gücü yüksek hükümlüler arasından çıkan koğuş ağaları, günümüzde ekonomik açıdan daha güçlü olan hükümlüler arasından çıkmaktadır. Cezaevi kurumunun genelinde ‘ağalık’ olarak da ortaya çıkabilmektedir. Ancak ‘koğuş ağalığı’ adından da anlaşılacağı üzere özellikle koğuş sisteminin uygulandığı ceza infaz sistemlerinde ortaya çıkar. Böyle durumlarda, kendisini ‘koğuş ağa’ sı ilan eden ve öyle kabul edilen kişi, diğer hükümlü ve tutuklular üzerinde baskı kurabilmekte, aşağılayabilmekte, kötü muamelede bulunabilmekte ve hükümlü ve tutuklular üzerinde kimi zaman çok ağır psikolojik etkilere neden olabilmektedir.

       Koğuş ağalarının çevresinde ona güç ve destek sağlayan bir ekip oluşur. Aynı koğuş ve bölümdeki koğuş ağası adayları arasındaki iktidar mücadelesi, ölümle sonuçlanan büyük kavga ve isyanlara neden olabilmektedir. Ayrıca ‘koğuş ağası’, baskı altına aldığı kimseleri suç işletmek amacıyla da kullanabilmektedir.

Ancak, bu tür tutuklularla ilgili olarak alınması gereken olağanüstü önlemler, sonuçta insanlık dışı muamele riskini artırmaktadır. Bu nedenle, alınacak tedbirlerin söz konusu bu kişilerin insan haklarını ihlal etmemesine ve orantılı olmasına da dikkat edilmelidir. Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin ve personelin göz yummaları olmaksızın koğuş ağalığının sürdürülmesi imkânsızdır.

 

II. Adil Yargılanma Hakkı

A-     Uluslararası Hukukta Adil Yargılanma Hakkı

BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

Beyannamenin 10.  ve 11. maddeleri adil yargılanma hakkına ilişkin kuralları içermektedir. Maddeler şu şekildedir:

Madde 10:

Herkes, haklarının, sorumluluklarının ya da kendisine yönelik, cezayı gerektirir herhangi bir suçlamanın açıklığa kavuşturulmasında, davasının, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde hakkaniyetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.

Madde 11:

Bir suç işlemekten sanık her insan, savunulması için kendisine gerekli bütün koşulların sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile yasalar uyarınca suçlu olduğu kanıtlanmadıkça masum sayılır.

Hiç kimse, işlendikleri sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkûm edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli bir cezaya çarptırılamaz.

10. madde, medeni ve ceza yargılamalarına, 11. madde ise ceza yargılamalarına ilişkin hakları düzenlemektedir.

AİHS

AİHS çerçevesinde adil yargılanma hakkı, temel insan haklarından biri olarak kabul edilmiştir. AİHS’nin 6. maddesi adil yargılanma hakkına ilişkin güvenceleri düzenlemektedir. AİHM, demokratik bir toplumda, Sözleşme anlamı kapsamında, adil bir adalet hakkının çok önemli bir yere sahip olduğunu ve bu nedenle 6. maddenin kısıtlayıcı bir şekilde yorumlanmasının bu hükmün amaç ve hedefine uygun düşmeyeceğini vurgulayarak 6. maddeyi geniş yorumlamaktadır.  Madde şu şekildedir:

Madde.6-  Adil Yargılanma Hakkı

1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili anlaşmazlıkların çözümlenmesi, gerek kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık celsede verilir, ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve milli güvenlik yararı veya küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizli tutulması gerektirdiğinde veya davanın açık celsede görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

2. Kendisine bir suç yüklenen herkes, suçluluğu kanuna göre kanıtlanıncaya kadar masumdur.

3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir.

a. Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b. Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c. Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali imkanlardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece tayin edilecek bir avukatın parasız yardımından yararlanabilmek;

d. İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma sanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında çağrılmasını ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek,

e. Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı taktirde bir tercümanın yardımından parasız olarak yararlanmak.

 

            6. maddenin birinci paragrafının uygulama alanı medeni ve ceza davaları iken ikinci ve üçüncü paragraf kural olarak ceza davalarına uygulanır. Ancak, belirli şartlarda bu paragraflar medeni yargılamalara da uygulanabilir. 6. madde kapsamında temyiz hakkı düzenlenmemiştir. Ancak, AİHS’in 7 No.lu Protokolünün 2. Maddesi ile temyiz hakkı tanınmıştır. Madde şu şekildedir:

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi

            Kişisel ve Siyasal haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesi de adil yargılama hakkını düzenlemektedir. Madde şu şekildedir:

14. Madde - Adil yargılanma hakkı

1. Herkes mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşittir. Herkes, hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Davayı izleyenler ve basın mensupları, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni (ordre public) veya ulusal güvenlik nedeniyle veya tarafların özel yaşamlarının menfaatinin gerektirmesi halinde veya mahkemenin görüşüne göre aleniliğin adaletin gerçekleşmesine zarar vereceği özel şartların kesinlikle gerektirdiği ölçüde, duruşmalardan tamamen veya kısmen çıkarılabilir; ancak bir ceza davasında veya hukuk davasında verilen hüküm, gençlerin menfaati veya aile uyuşmazlıkları veya çocuğun velayeti ile ilgili davalar aksini gerektirmedikçe aleni olarak tefhim edilir.

2. Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılma hakkına sahiptir.

3. Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimsenin bu isnadın karara bağlanmasında, tam bir eşitlik içinde asgari şu haklara sahiptir:

a) Hakkındaki suç isnadının niteliği ve nedenleri konusunda ayrıntılı bir şekilde ve anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilme

b) Savunmasını hazırlamak ve kendi seçtiği avukatla görüşmek için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma

c) Sebepsiz yere gecikmeden yargılanma

d) Duruşmalarda hazır bulundurulma ve kendisini bizzat veya kendi seçeceği bir avukat aracılığıyla savunma, eğer avukatı bulunmuyorsa sahip olduğu haklar konusunda bilgilendirilme; adaletin yararı gerektirdiği her durumda kendisine bir avukat tayin edilme ve eğer avukata ödeme yapabilecek yeterli imkanı yoksa ücretsiz olarak avukat tayin edilme

e) Aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya çektirme ve lehindeki tanıkların mahkemeye çıkmalarını ve aleyhindeki tanıklarla aynı koşullarda sorguya çekilmelerini sağlama

f) Mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa, bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma

g) Kendisini suçlandırıcı tanıklık yapmaya veya bir suçu itirafa zorlanmama

4. Küçüklerin yargılanmasında küçüklerin yaşlarını ve rehabilitasyonlarını ilerletmeyi göz önünde tutacak bir yargılama usulü izlenir.

5. Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.

6. Bir kimse bir suçtan ötürü nihai bir kararla mahkum olduğunda ve bu mahkumiyeti adli hata bulunduğu gerekçesiyle bozulduğunda veya kendisi bağışlandığında, eğer mahkumiyet kararının verildiği tarihte bilinmeyen olayların ortaya çıkarılamamış olmasının nedenleri kısmen veya tamamen kendisine yüklenebileceği kanıtlanmadıkça, bu tür bir mahkumiyetin sonucu olarak ceza çeken bir kimseye hukuka uygun olarak tazminat ödenir.

7. Bir ülkenin hukukuna ve ceza yargılama usulüne uygun olarak daha önce kesin biçimde mahkûm olan veya beraat eden bir kimse aynı suçtan ötürü ikinci kez yargılanamaz ve cezalandırılamaz.  

            14. maddenin büyük bir kısmı yalnızca suçların tespitine uygulanabilir olsa da, 1. fıkrada yer alan adil yargılanmaya dair genel hüküm, kişinin ‘bir hukuk davasında hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilirken’ de kullanılmaktadır. Ayrıca, AİHS çerçevesindeki durumun aksine, bu hükmün tam kapsamı şu ana dek temel bir yorum meselesi teşkil etmemiştir. 

            AİHS’in aksine Sözleşmede çocukların yargılanmasına ilişkin de hüküm bulunmaktadır.

            Munoza Hermoza başvurusunda 1. fıkra kapsamındaki ihlal, öncelikle, yargılama esnasında makul sayılmayacak ölçüde gecikmeler yaşanması dolayısıyla tespit edilmiştir.(görüşler para 11.3) AİHS kapsamında yer alan benzer hükmün tersine 1. fıkradaki ifadenin adil yargılamanın bir öğesi olarak zaman faktörüne açık bir atıf barındırmaması dolayısıyla önem taşımaktadır.

            14. Maddenin yanı sıra Sözleşme’nin 5. Maddesi de adil yargılanma hakkına ilişkin teminatlara ve kurallara yer vermektedir. Bu iki madde adil yargılanma hakkı bakımından birlikte ele alınmalıdır. Madde şu şekildedir:

MADDE 15

1. Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslar arası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.

2. Bu maddenin hiçbir hükmü, işlendiği sırada uluslar topluluğunun kabul ettiği genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil ya da ihmal yüzünden bir kimsenin yargılanmasını ya da cezalandırılmasını engelleyemez.

10. Madde

Tutulanların Hakları

1. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, insani muamele ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygı görme hakkına sahiptir.

2.

a) Tutuklu sanıklar, istisnai haller dışında mahkumlardan ayrı tutulur ve kendilerine mahkum edilmemiş kimselerin statüsüne uygun tarzda ayrı bir muamele uygulanır.

b) Tutuklu küçük sanıklar yetişkinlerden ayrı tutulur ve en kısa sürede yargısal makamların önüne çıkarılırlar.

3. Ceza infaz sistemi, mahpusları iyileştirme ve toplumsal rehabilitasyonlarını sağlama gibi temel amaçlara sahip olur. Küçük failler ‘yetişkinlerden ayrılır ve yaşları ile hukuki statülerine uygun bir muamele görürler. (footnote olarak ekle)

 

B- Ulusal Hukukta Adil Yargılanma Hakkı

                     Adil yargılanma hakkı ibare olarak yer almasa da adil bir yargılamanın gerekleri hükme bağlanarak adil yargılanma hakkı yer almaktadır.

      Hak Arama Özgürlüğü ve Yasal Yargı Yolu

Madde 17

(1)   Kimse, bu Anayasa ile veya bu Anayasa gereğince kendisine gösterilen mahkemeye başvurmak hakkından yoksun bırakılamaz.  Her ne ad altında olursa olsun adli komisyonlar veya istisnai mahkemeler oluşturulması yasaktır.

(2)   Herkes, yurttaş hak ve yükümlülüklerinin veya kendisine karşı yapılan bir suçlamanın karara bağlanmasında, yasa ile kurulan bağımsız, tarafsız ve yetkili bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde adil ve açık bir surette davanın dinlenmesi hakkına sahiptir.  Karar gerekçeye dayanır ve açık bir oturumda okunur.

(3)   Ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu düzeni, kamu güvenliği veya genel ahlak yararına olduğu veya küçüklerin çıkarları veya tarafların özel hayatlarının korunması için gerekli olduğu ve yayının, adaletin sağlanması için mahkemece zararlı görüldüğü özel durumlarda, mahkeme duruşmanın kısmen veya tamamen kapalı yapılmasına karar verebilir.

(4)   Herkes:

(a)   Mahkeme önüne çıkarılması nedenlerinin kendisine bildirilmesi;

(b)   Davasını mahkemeye sunmak ve bunu hazırlamak için gerekli zamana sahip olmak;

(c)   Delillerini göstermek veya göstertmek veya tanıkların yasaya uygun olarak doğrudan doğruya sorguya çekilmesini istemek;

(ç)   Kendisinin veya yakınlarının seçtiği bir hukukçu tutmak ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, yasanın gösterdiği şekilde kendisine parasız bir hukukçu atanması;

(d)   Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız yararlanmak hakkına sahiptir.

 

            17. Maddenin yanı sıra, Anayasanın 18. maddesi adil yargılanma hakkına ilişkin hükümler içermektedir. Adil yargılanma hakkının kapsamı iki madde de göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. 18. Madde şu şekildedir:

      Cezaların Yasal ve Kişisel Olması ve Sanık Hakları

Madde 18

(1)   Kimse, işlendiği zaman yasaca suç teşkil etmeyen bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz; herhangi bir suç için, işlendiği zaman yasanın bu suç için koyduğu cezadan daha ağır bir cezaya çarptırılamaz.

(2)   Bir suçtan dolayı beraat eden veya hüküm giyen bir kişi, aynı suçtan dolayı tekrar yargılanamaz.  Kimse, aynı eylem veya ihmalden dolayı, bu eylem veya ihmal ile ölüme sebebiyet verilmiş olmadıkça, iki defa cezalandırılamaz.

(3)   Hiçbir yasa, suçun ağırlığı ile orantılı olmayan bir ceza koyamaz.

(4)   Bir suçtan sanık herkes, suçluluğu yasaya uygun olarak ispat edilinceye kadar suçsuz sayılır.

(5)   Bir suçtan sanık herkes, en azından:

(a)   Hakkında yapılan suçlamanın nitelik ve nedeninin anladığı bir dilde ve etraflı şekilde derhal kendisine bildirilmesi;

(b)   Savunmasını hazırlaması için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

(c)   Kendi kendini bizzat veya eğer yeterli mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, kendisine parasız olarak atanacak bir hukukçu aracılığı ile savunmak;

(ç)   İddia tanıklarını bizzat veya avukatı vasıtasıyla sorguya çekmek veya çektirmek ve savunma tanıklarını da iddia tanıkları ile aynı koşullar altında getirtmek ve sorguya çekilmelerini sağlamak;

(d)   Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız yararlanmak,

hakkına sahiptir.

Malların toptan müsaderesi cezasının konması yasaktır.

 

Yukarıda açıklanan uluslar arası ve ulusal düzenlemeler çerçevesinde adil yargılanma hakkının kapsamına yer verilmiş ve hakka ilişkin asgari güvenceler açıkça belirtilmiştir. Ancak, adil yargılanma hakkının kapsamı ve bu kapsam çerçevesinde devletin sahip olduğu yükümlülük daha geniş yorumlanmaktadır.

            İnsan haklarının ihlal edilme tehlikesi, yetkililerin bir kişi hakkında suç şüphesi duymaya başladıkları anda başlar, gözaltına alma, yargılama öncesi tutukluluk, yargılama, bütün kanun yolları ve herhangi bir cezanın çektirilmesi süresince devam eder. Uluslar arası adil yargılanma standartları bütün bu aşamalarda insan haklarını tanımlama ve koruma amacıyla düzenlenmiştir. 6. maddenin yargılamayı bir bütün oarak kapsadığı kesindir. Adil yargılanma hakkı sadece yargılama sürecinde değil bu süreçten önce ve sonraki aşamalarda da uygulanır. Adil yargılanma hakkı kapsamında, bir kişi hakkında suç şüphesi duyulduğu andan yargılamanın sonuna ve hatta aşağıda açıklanacağı üzere yargılama sonrasına kadar, kişi birçok hakka sahiptir. Adil Yargılanma Hakkı çerçevesinde, yargılamaya ve mahkemeye ilişkin kurallar ve sanık hakları benimsenmiştir.

Bu çalışma amaçları bakımından Merkezi Cezaevi ve polis karakollarındaki ihlaller ile ilgili olarak adil yargılanma hakkı çerçevesinde sanık hakları aşağıda detaylı olarak incelenecek, burada ise, yargılamaya ve mahkemeye ilişkin haklardan kısaca bahsedilecektir.

Bir Yargı Yerine Başvuru Hakkı

Davanın Hakkaniyete uygun Dinlenmesini İsteme Hakkı

Duruşmanın Halka Açıklığı

Makul Sürede Yargılanma Hakkı

Mahkemenin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı

 

Yukarıda da belirtildiği gibi, adil yargılanma hakkına ilişkin hükümlerin uygulandığı alanlardan biri cezai nitelik taşıyan suçlamalardır. Bu bağlamda, yukarda açıklanan diğer tüm güvencelerin yanı sıra sadece hakkında suç isnadı bulunan kişilere, yani duruma göre “zanlı” veya “sanık” olarak nitelendirilen kişilere, ek güvenceler sağlanmıştır. Bu güvencelerin bir kısmı ilgili uluslar arası ve ulusal belgede açıkça tanınmıştır. Ancak,  uluslar arası ve ulusal hukukta yer alan adil yargılanma hakkına ilişkin hükümler sanıkların sahip olduğu asgari güvenceleri işaret etmektedir. Kaldı ki, söz konusu güvencelere açıkça yer verilmemiş olsaydı bile adil yargılanma hakkının doğası gereği kişilerin bu güvencelere sahip oldukları sonucu ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, aşağıda detaylı olarak açıklanacağı üzere uluslar arası ve ulusal organların içtihatı veya yorumu ile adil yargılanma hakkı kapsamında sanıklara tanınması gereken güvenceler genişletilmiştir.

Masumiyet karinesi

Sanık hakları incelenirken dikkate alınması gereken en önemli hususlardan biri masumluk karinesidir. Yukarıda ele alınan uluslar arası belgelerde ve ulusal mevzuatta açıkça öngörülen masumluk karinesi adil yargılanma hakkının ve ceza muhakemesinin temel kuralını oluşturmaktadır. Bu karineye göre, hakkında bir suç isnadı bulunan herkes, adil bir yargılamadan sonra mahkeme kararı ile suçlu bulununcaya kadar ve suçlu bulunmadıkça masum sayılır. Masumluk karinesi ile masum bir kişinin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması tercih edilmektedir.

Masumluk karinesi, ilgili uluslar arası belgelerde ve ulusal mevzuatta şu şekilde düzenlenmiştir:

BİHB Madde 11(1): Bir suç işlemekten sanık her insan, savunulması için kendisine gerekli bütün koşulların sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile, yasalar uyarınca suçlu olduğu kanıtlanmadıkça masum sayılır.

AİHS Madde 6(2) : Kendisine bir suç yüklenen herkes, suçluluğu kanuna göre kanıtlanıncaya kadar masumdur.

BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi Madde14(2) : Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılma hakkına sahiptir.

KKTC Anayasası Madde 18(4): Bir suçtan sanık herkes, suçluluğu yasaya uygun olarak ispat edilinceye kadar suçsuz sayılır.

 

            Adil yargılanma hakkı çerçevesinde masumluk karinesi, ilgili uluslar arası ve ulusal hukukta açıkca hükme alınarak, suçla itham olunan kişilerin masumiyetleri temel ilke olarak kabul edilmiş ve teminat altına alınmıştır.

            Masumluk karinesi adil yargılanma hakkının temel ilkelerinden birini oluşturmakla birlikte, aynı zamanda bir haktır: Masum sayılma hakkı. Masum sayılma sadece teorik değil pratikte de sanık hakları açısından önemli sonuçlar doğuran bir haktır. Yargılama, masumluk karinesine dayanılarak yürütülmelidir. Ancak, sadece duruşmalarda ve kanıtların değerlendirilmesinde değil, ilk soruşturma aşamasına da uygulanmaktadır. Bu hak, iddianame hazırlanmadan önce şüphelilere uygulanmakta ve mahkûmiyetin onanmasına dair son karara kadar sürmektedir.

            Herşeyden önce, Mahkeme sanığın itham edilen suçu işlediği varsayımı ile işe başlamamalıdır. Masumiyet karinesine ilişkin ilke, mahkeme üyelerinin, görevlerini yaparken, sanığın ilgili suçu işlediğine dair peşin hükümle hareket etmemesini gerektirmektedir. 
           Masumluk karinesi yargı mercilerini bağladığı gibi, devletin diğer tüm kurum ve kuruluşları için de bağlayıcı niteliktedir. Söz konusu bağlayıcılık, sadece teorik olarak değil pratikte de birçok pozitif ve negatif yükümlülük olarak kendini göstermektedir. Bu yükümlüklere geniş kapsamlı olarak aşağıdaki bölümlerde, tutuklu haklarına ilişkin ihlallere değinilirken yer verilecektir. Ancak, örnek vermek gerekirse, masumluk karinesi uyarınca kişi hiçbir şekilde suçlu gibi nitelendirilmemeli, suçlu gibi muamele görmemeli, sorgulama sırasında suçu ikrara zorlanmamalıdır. Örneğin sanığın, mahkeme salonunda bir kafes içinde tutulması, sanığın mahkemede kelepçeli, prangalı ve cezaevi giysisiyle tutulması kabul edilemez.
         Yargılama sırasında, sanıkların suçsuzluk karinesini etkileyebilecek şekilde suçluluk sıfatları verilmemesine özel bir dikkat gösterilmelidir. Suçsuzluk karinesi, yargıçların ve varsa jürilerin bir davada önyargıda bulunmaktan sakınmalarını gerektirir. Bu aynı zamanda diğer kamu görevlilerine de uygulanmaktadır. Bu hak, kamu görevlilerinin, özellikle de savcı ve polislerin yargılama sonuçlanmadan önce sanık hakkında suçlu ya da suçsuz şeklinde açıklama yapmamaları anlamına gelmektedir. Kamu görevlilerinin yanı sıra, medyanın ya da diğer güçlü sosyal grupların davanın esası hakkında açıklamalar yapmak suretiyle davanın sonucunu etkileyecek haberler vermelerini önlemekle yükümlü oldukları anlamını taşımaktadır.
          Masumluk karinesi aynı zamanda sanığa karşı işleyen olgular veya hukuki karineleri de yasaklar. Masumluk karinesinin bir diğer uzantısı ise şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilke çerçevesinde, bir suçla itham olunan kişinin masumiyeti sadece yargılama sürecinde değil yargılanıp suçlu bulunması açısından esas alınmıştır. Bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi için kesin hükümlü mahkûm olması gerekmekte, mahkûm olabilmesi için ise suçluluğunun ıspatlanması gerekmektedir. Kişinin masum kabul edilmesi nedeniyle suçluluğunun ıspatlanması ise ancak makul (akla ve mantığa uygun gerekçelere dayanan her türlü) şüphenin bertaraf edilmesi ile mümkündür. Aksi takdirde, şüpheden sanık yararlanacak ve mahkûm edilemeyecektir.

İlkeler bütünü:

Madde 36- Masumiyet karinesi

1. Suç işlediğinden kuşkulanılan veya hakkında bir suç isnadı bulunan tutulu bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olduğu aleni bir yargılama sonunda hukuka göre suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır ve buna göre muamele görür.

 

Sanık haklarının kapsamı ve devletin yükümlülüğü

Yukarda açıklanan uluslar arası ve ulusal belgelerin adil yargılanma hakkına ilişkin hükümlerinde sanıkların sahip olduğu haklara açık bir şekilde yer verilmiştir. Bu hükümler ışığında sanıkların sahip olduğu haklar şu şekilde sıralanabilir:

1. Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek,

2. Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,

3. Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali imkânlardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece tayin edilecek bir avukatın parasız yardımından yararlanabilmek,

4. İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma sanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında çağrılmasını ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek,

5. Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından parasız olarak yararlanmak. Tercümanın sağlanması duruşmada konuşulan dili anlamayan ve konuşamayan sanıklar açısından olduğu kadar, duruşma dışında yakalama, gözaltına alma ve suç isnat etme gibi durumlarda konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanıklar, dinlenen tanıklar, sağır ve dilsizler, belgelerin tercümesi açısından da gereklilik arz etmektedir.

 

            Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi, bu güvenceler asgari nitelik taşımaktadır. Söz konusu güvencelerin yanısıra, herhangi bir belgede belirtilmiş olup olmadığına bakılmaksızın adil yargılanma hakkının özünden gelen güvenceler mevcuttur. Bu güvenceler birçok uluslaraarası merci karar ve yorumuyla da desteklenmektir. Aşağıda, söz konusu güvenceler detaylı olarak ele alınacaktır.

Sorgulamaya ilişkin Güvenceler

Adil Yargılanma hakkı, yukarıda da değinildiği gibi, sadece duruşma safhasında yargı merciini bağlayıcı nitelikte olmayıp, bir kişinin suç şühpesiyle yakalandığı ve tutuklandığı andan itibaren ilgili tüm devlet organlarını bağlayıcı niteliktedir. Adil yargılanma hakkının, en çok ihlale açık olduğu safhalardan biri de hiç kuşkusuz sorgulama safhasıdır. Suç işlediğinden kuşkulanılan veya hakkında suç isnadı bulunan kişiler, ceza muhakemesinin hazırlık aşamasında özellikle işkence ve diğer zalimane, insalık dışı ve onur kırıcı davranışlar gibi insan hakları ihlallerine açık durumdadırlar. Suç isnadı nedeniyle tutulan kişiler, sorguları sırasında ikrar veya kendilerinden suçlayıcı ifade almak için sözkonusu insan hakları ihlallerine maruz kalma riski ile karşı karşıyadırlar. Bu nedenle, birçok uluslar arası belgede sorgulamaya ilişkin kurallar belirlenmiş ve bu konuda tutuklulara ek koruyucular sağlanmıştır.

Aşağıda sorgulamaya ilişkin güvenceler açıklanmadan önce belirtmek gerekir ki, sorgulama başlamadan şüphelinin kimliği saptanmalı, kendisine yüklenen suç anlatılmalı, müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun ifade sırasında hazır bulunabileceği kendisine bildirilmelidir.

 

İşkence Yasağı

 

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. "İşkence", bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan herhangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak aşırı acı veya ıstırap veren her hangi bir fiildir.

“Zalimane, insalık dışı veya onur kırıcı muamele veya ceza” terimi tutulmuş veya hapsedilmiş bir kimseyi geçici veya sürekli herhangi bir doğal duyumunu kullanmaktan veya bulunduğu yer ve zamanın farkında olmaktan yoksun bırakma da dahil, fiziksel veya ruhsal bütün istismar edilme hallerine karşı mümkün olan en geniş ölçüde koruyacak bir biçimde yorumlanır. Hiçbir durum, işkenceyi veya diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezayı haklı göstermek için ileri sürülemez. Kişinin ifadesi özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu yanı sıra, tutulan veya hapsedilen bir kimse, kendi rızası bile olsa, sağlığına zarar verebilecek tıbbi veya bilimsel bir deneye tabi tutulamaz.

 

İkrara Zorlanmama Hakkı

Adil yargılanma hakkına ilişkin olarak yukarıda detaylı olarak açıklanan masumluk karinesinin bir gereği de bir suçla itham olunan bir kişinin ikrara zorlanamamasıdır. Hiç kimse kendisi alyehine tanıklık yapmaya ya da bir suçu itirafa zorlanamaz. Bu yasak, kanıt yükünü iddia makamına yükleyen masumluk karinesi ve işkencenin ve diğer zalimane, insanlıkdışı ve onur kırıcı muamelelerin yasağı ile çok yakından bağlantılı olup, sözkonusu yasakların bir uzantısı mahiyetindedir. Bu bağlamda, sorgulama sırasında bir kimseyi suçunu itiraf etmeye, kendini suçlandırmaya veya başka bir kimse aleyhinde ifade vermeye zorlamak amacıyla şiddet, tehdit, zorlama, baskı ya da onların karar verme ve muhakeme yeteneklerini sakatlayan sorgulama yöntemleri kullanılması veya bulunduğu durumundan haksız olarak yararlanmak yasaktır.

İkrara zorlanmama hakkı birtakım temel insan hakları belgelerinde açıkca düzenlenmemiştir. Ancak, yukarıda da değinildiği gibi adil yargılanma hakkı kapsamında kabul edilmiş olan masumluk karinesi sadece bir suçla itham edilen kişinin “masum” olarak nitelendirilmesini değil, aynı zamanda masum kabul edilip buna uygun şekilde muameleye tabi olmasını da gerektirmektedir.

AİHM, sözkonusu yasakla ilgili olarak polis sorgulamasında ikrara ve kendi aleyhine tanıklık yapmaya zorlanmama hakkı, adil yargılanma hakkına ilişkin AİHS’nin 6. maddesi kapsamında mevcut olduğunu öngörmekte ve sanığa, görevlilerin yapacağı uygunsuz zorlamalardan korunma sağlayan bu muafiyetlerin, adaletin yanıltılmasının önlenmesine ve 6. maddenin amaçlarının güvence altına alınması açısından büyük bir önem taşıdığını belirtmektedir.

           İkrara ve kendi aleyhine tanıklık yapmaya zorlanmama hakkı geniş kapsamlı bir haktır. Bu hak, araştırmayı yapan yetkililerin sanıktan bir ikrar almak amacıyla doğrudan ya da dolaylı olarak fiziksel veya psikolojik baskı uygulanması gerektiği şeklinde geniş biçimde yorumlanmalıdır. Şöyle ki; görevlilerin doğrudan ya da dolaylı, fiziksel veya psikolojik, her türlü zor yöntemine başvurmalarını yasaklamakta; işkence, zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleyi ve gözaltına alınanların, insanın doğuştan sahip oldukları haklara saygılı davranılması hakkını ihlal eden her türlü muameleleri yasaklamaktadır. Bu nedenle, polis görevlileri tarafından kimi zaman, masumluk karinesi aykırı olarak, suç şüphesiyle veya isnadı ile tutulan kişilerin öncelikle suçlu oldukları kabul edilmekte ve “suçlarını” itiraf etmeleri yönünde kimi zaman işkence kimi zaman ise işkenceye varmayan ancak belirtildiği gibi sözkonusu hakkı ihlal edici nitelikte uygulamalara başvurulabilmektedir. Sanık tarafından yapılan suç ikrarı, sadece herhangi bir biçimde baskı olmaksızın yapılmış ise geçerlidir.

 

Susma Hakkı

            Zabıta amir ve memurları ile C. Savcısı tarafından ifade alma ve hâkim tarafından sorguya çekilmede; ne ile suçlandığınızın açıkça belirtilmesi, isnat edilen suçlamayla ilgili olarak açıklamada bulunmamanızın (yani susmanızın) kanuni haklarınızdan olduğunun hatırlatılması da zorunludur.  Suçu ikrara zorlanmama ve kendi aleyhine tanıklık yapmaya zorlanmama hakkının bir uzantısı olarak hakkında suç isnadı bulunan kişinin susma hakkı da vardır. Sözkonusu hak ikrara zorlanmama hakkı ile birlikte masumluk karinesinin temel gereklerini oluşturmaktadır.

    Sorgu Tutanağı ve Tutanağı Edinme Hakkı                          

             Sorgulamaya ilişkin olarak sorgulanma süresi ve yapılan sorgular arasında geçen süreler ile sorgulamaları yapan görevliler ve sorgu sırasında hazır bulunan diğer kişilerin kimlikleri tutanağa geçirilir ve bu tutanak yasada öngörüldüğü şekilde tasdik edilir. Sanığın kendisi veya avukatı, tutanaktaki bilgileri edinme hakkına sahiptir.

Şikâyet Hakkı

            Sanık veya avukatı veya avukatı yoksa ailesinin bir üyesi veya bu durum hakkında bilgisi olan herhangi bir kimse, sanığa yapılan muamele hakkında ve özellikle maruz kaldığı işkence veya diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muameleler konusunda, tutma yeri veya hapishaneden sorumlu makama ve daha yüksek bir makama ve gerekirse denetleme ve hukuki çözüm getirme yetkisine sahip makama şikâyette ve talepte bulunma hakkına sahiptir. Şikayet edenin talebi halinde, yapılan şikayet veya taleple ilgili gizlilik korunur. Her bir talep veya şikâyet hemen ele alınıp incelenir ve gereksiz gecikmeye meydan vermeksizin cevaplanır. Eğer talep veya şikâyet reddedilirse veya aşırı bir gecikme varsa, şikâyetçi durumu yargısal veya diğer bir makam önüne getirebilir. Tutulan ve hapsedilen kimse veya bu prensibin birinci fıkrasında belirtilen şikâyetçiler bir talepte veya şikâyette bulunmaktan ötürü zarara maruz bırakılamazlar. Bununla birlikte, yargı makamın önüne çıkarıldığı zaman nezarette bulunduğu süre içinde kendisine yapılan muamele hakkında beyanda bulunma hakkına sahiptir.

            Yasak Sorgu Usulleriyle Elde Edilen Delillerin Dosyadan Çıkarılması

            Delillerin toplanması sırasında yukarıda açıklanan hak ve güvencelere uyulmaması, zanlı veya sanığın aleyhine bu tür delillerin kabul edilmesine karar verilirken dikkate alınması gerekir. İlke 27, kanıtların elde edilmesinde bu ilkelere aykırılığın, böylesi kanıtların kabul edilebilirliğini belirlerken göz önüne alınmasının gerektiğini belirtmektedir.

CMUK

İfade alma ve sorguda yasak usuller:

MADDE 148. - (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.

(3)Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.

 

Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemeyecektir. Hiç kimse, kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacaktır.

Sanığın ikrarı dâhil, işkence, zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da başka bir zor yöntemiyle elde edilen kanıtlar, işkence, kötü muamele ya da zorlamayı gerçekleştirdikleri iddia edilen faillerin aleyhinde yürütülen yargılamalar dışında, mahkemelerce kabul edilmemelidir. Her bir Taraf Devlet, işkence sonucu alındığı ortaya çıkan ifade, işkence yapmaktan sanık kimselerin aleyhine bu ifadenin alındığına ilişkin bir kanıt olarak kullanılması dışında, hiçbir yargılamada kanıt olarak sunulamamasını güvence altına alır.

            Sanığın ikrarı dâhil, işkence ya da diğer zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele sonucu elde edilen kanıtlar kullanılamaz. Uluslar arası standartlar, sadece işkence altında alınan ifadeleri değil, aynı zamanda zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da cezalarla elde edilenleri de kapsayacak biçimde geniştir. Bu bağlamda, zorlayıcı olmakla birlikte işkence ya da zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele boyutuna varmayan bir davranış da dahil, herhangi bir biçimde zorlama bulunması halinde, itirafın kabul edilmemesini gerektirmektedir.

Bu sürecin doğru şekilde işletilebilmesi amacıyla öngörülen:

17.2 Baskı altında elde edilen kanıtların dosyadan çıkarılması

            İşkence oluşturmayan ancak kanıt elde etme yöntemi olarak yasaklanmış olan çeşitli baskı biçimleri vardır ve bunlar da elde edilen kanıtların geçerliliğini bozar. İnsan Hakları Komitesi baskı altında elde edilen kanıtları kullanma yasağını, “hukuk, işkence ya da diğer yasak muamelelerle elde edilen ikrarların ya da ifadelerin bir davada kabul edilmesini yasaklamalıdır” diyerek genişletmiştir. Komite şöyle demiştir: “hukuk, herhangi bir ... baskı biçimiyle... elde edilen kanıtların bütünüyle kabul edilemez olduğunu belirtmelidir.” Komite, ayrıca “baskı altında elde edilen ikrarların yargılamalardan sistematik olarak dışlanması gerektiğini...” belirtmiştir.

Savcılar, şüphelinin insan hakları ciddi surette ihlal edilerek yasadışı yöntemlerle elde edildiğini bildiği veya makul sebeplerle inandığı kanıtlara sahip olması halinde, bu tür yöntemleri kullananların adalet önüne çıkarılması için gereken bütün önlemleri alırlar.

Tutuklu Sanıklar

Adil yargılanma hakkı çerçevesinde sanıklara tanınması gereken hakların yanısıra tutuklu sanıklar için ek güvenceler sağlanmalıdır. Bu ek koruyucular adil yargılanma hakkı kapsamında kabul edilen ve yukarıda açıklanan masumluk karinesinin gereğidir. Aşağıda, tutuklu sanıkların sahip olduğu haklar masumluk karinesi ve tutuklamanın niteliğinden hareketle ele alınacaktır.

Tutuklama

Bir suç nedeniyle mahkûm edilme durumu hariç, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını ifade eder. Tutuklu sanıklardan kasıt yargılama sürerken yukarıda bahsi geçen haklar gözaltına alınan kişileri zanlıları da kapsarken aşağıda açıklanacak hususlar yargı merci tarafından tutuklu yargılanmasına karar verilen kişilerdir.

Tutma ve Hapsetme

           Tutma terimi, bir kişinin mahkûmiyet dışında bir nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılmasını ifade eder. Hapsetme terimi ise bir kişinin bir suç nedeniyle mahkûm olması sonucu özgürlüğünden yoksun bırakılması için kullanılır. Hapsetme, özgürlüğün yargılama ve mahkûmiyet sonucu kısıtlanmasını ifade ederken, tutma ceza muhakemesi bağlamında ilk ve son soruşturma sırasında özgürlükten yoksun bırakılmayı ifade eder.  

Tutukevi

           Bu noktada, tutukevi tanımlanırken ceza infaz kurumundan da ayrımının yapılmasında büyük önem vardır. “Ceza infaz kurumu” mahkeme tarafından hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılan hükümlülerin, cezalarının infaz edildiği yerlerdir. “Tutukevi” ise, mahkeme tarafından verilen tutuklama kararlarının infaz edildiği yerlerdir. Her ne kadar, iki kurum arasında amaç bakımından fark bulunsa ve farklı işlevlere sahip olsalar da kimi zaman bu iki kavram birbirine karıştırılmaktadır.

Tutklamanın Niteliği

Adil yargılanma hakkı kapsamında tutuklu sanıkların sahip olduğu haklar değerlendirilirken tutuklamanın niteliğinin mutlak bir şekilde göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Özgürlük ve Güvenlik Hakkı

Tutuklama, genel bir tabirle, özgürlük ve güvenlik hakkına getirilen bir sınırlamadır. Özgürlük ve güvenlik hakkı kişilerin sahip olduğu temel insan hakları arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, söz konusu hak mutlak olmayıp, uluslar arası ve ulusal hukukta bir takım istisnalar öngörülmektedir. Ancak, kamu makamları önceden belirlenmiş bazı durumlarda kişileri özgürlüklerinden yoksun bırakabilirler. Uluslar arası ve ulusal hukuk, yetkililerinin kişi özgürlüğü üzerine sınırlamalar koyabilecekleri ve kişileri tutuklayabilecekleri bazı durumların varlığını tanımaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki, bu durumlar açıkça ve sınırlı olarak sayılmış ve bir takım şartlara tabi tutulmuştur. Uluslar arası ve ulusal hukukta, kişilerin hem hukuka aykırı ya da keyfi olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmamasını güvence altına alan ve hem de tutulan kişinin haklarının başka biçimlerde ihlal edilmesine karşı koruyucular getiren bir dizi tedbir öngörmektedir. Uluslar arası ve ulusal hukukta yer alan hükümlerin bazıları bir suçla ilgili olsun veya olmasın, özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese uygulanır. İlk olarak, tutuklamanın niteliğinin ve tabi tutulduğu şartların belirlenmesi açısından uluslar arası ve ulusal hukukun ele alınması gerekmektedir.

AİHS’in Özgürlük ve Güvenlik hakkı başlığı altındaki 5. Maddesinin 1. Fıkrası herkesin özgürlüğe ve kişi güvenliğine hakkı olduğu belirtmekte ve bu hakkın hangi hallerde sınırlandırılabileceğini öngörmektedir. 5. Maddenin ilgili fıkrası şu şekildedir:

Madde:5- Özgürlük ve Güvenlik Hakkı

“1. Herkesin özgürlüğe ve kişi güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve kanunda belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

a. Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;

b. Bir mahkeme tarafından kanuna uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya kanunun koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için gözaltına alınması veya tutuklanması;

c. Bir suç işlendiği şüphesi altında olan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul sebeplerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere gözaltına alınması ve tutuklanması;

d. Bir küçüğün gözetim altında eğitilmesi veya gözaltında tutulması konusunda karar verecek olan yetkili merci önüne çıkarılmasını sağlamak üzere, kanuna uygun olarak verilmiş bir karar gereğince alıkonulması;

e. Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu maddelere bağımlı bir kimsenin veya yersiz yurtsuz kişilerin kanuna uygun olarak gözaltına alınması;

f. Bir kimsenin ülkeye usulüne uygun olmayarak girmekten alıkonulması veya hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak gözaltına alınması ve tutuklanması.                                                                                                                            

            Fıkra hükümlerinden de görüleceği üzere, söz konusu hakkın sınırlandırılabileceği durumlar tek tek sayılmıştır. Bu durumlar dışında herhangi bir şekilde özgürlük ve güvenlik hakkı sınırlandırılamaz.

            5. Maddenin devam fıkralarında ise, tutuklanan kişilerin sahip oldukları bir takım haklara yer vermektedir. Maddenin devamı şu şekildedir:

                                              

2. Tutuklanan her kişiye, tutuklanmasını gerekli kılan sebepler ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamalar en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.

3. Bu maddenin 1/c fıkrasında açıklanan şartlara göre tutuklanan veya gözaltına alınan herkes hemen bir yargıç veya adli fonksiyon yapmaya kanunla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır. Kendisinin makul bir süre içinde muhakeme edilmeye veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

4. Tutuklanma ve gözaltına alınma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının kanuna uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesini ve kanuna uygun görülmemesi halinde serbest bırakılmasını sağlamak için mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

5. Bu maddenin hükümlerine aykırı olarak bir tutuklama ve gözaltına alınma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.

 

Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin Özgürlük ve Güvenlik Hakkı başlığı altındaki 9. Maddesi de söz konusu hakka ilişkin hükümleri düzenlemektedir:

9. Madde

Özgürlük ve güvenlik hakkı

1. Herkes kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz veya tutulamaz. Hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

2. Gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alınma sebepleri hakkında gözaltına alındığı sırada ve kendisine isnat edilen suçlar konusunda derhal bilgilendirilir.

3. Cezai bir fiilden ötürü gözaltına alınan veya tutulan bir kimse derhal bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli önüne çıkarılır ve bu kimse makul bir sürede yargılanma veya salıverilme hakkına sahiptir. Yargılanan bir kimsenin tutuklanması genel bir kural olamaz; yargılamanın her aşamasında tutuklunun salıverilmesine karar verilebilir; salıverilme bu kimsenin duruşmaya gelmesini sağlamak ve mahkûm edilmesi halinde hükmün infazını temin etmek için teminata başlanabilir.

4. Gözaltına alınarak veya tutularak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında hemen karar verebilecek ve eğer tutulması hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

5. Hukuka aykırı olarak gözaltına alınmaktan veya tutulmaktan mağdur olan bir kimse icrası mümkün bir tazminat hakkına sahiptir.

 

KKTC Anayasası’nın Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği başlığı altındaki 16. Maddesi özgürlük ve güvenlik hakkını düzenlemektedir. Maddenin 1. Fıkrası herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğunu belirtmekte; 2. Fıkrası ise hangi hallerde hakkın sınırlandırılabileceğini öngörmektedir. Söz konusu fıkralar şu şekildedir:

Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği

       Madde 16

(1) Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir.

(2) Bir kişi, yasa ile öngörülmek ve yasanın gösterdiği biçimde olmak koşuluyla, ancak aşağıdaki hallerde özgürlüğünden yoksun bırakılabilir:

(a)  Yetkili mahkemece hakkında hüküm verilmiş bir kişinin tutukluluğu;

(b)  Mahkemece verilmiş yasal bir emre uymamaktan dolayı bir kişinin yakalanması veya tutukluluğu;

(c)   Bir kişinin, suç işlediği makul şüphesi üzerine, yetkili yargı mercii önüne getirilmesi amacıyla veya suç işlemesini önlemenin veya işledikten sonra kaçmasına engel olmanın makul olarak gerekli görüldüğü hallerde yakalanması veya tutukluluğu;

(ç)   Bir küçüğün ıslahı amacıyla yasal bir emirle bakım altına alınması veya yetkili yargı mercii önüne getirilmesi amacıyla yasal tutukluluğu;

(d)  Bulaşıcı bir hastalık yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkoliklerin, uyuşturucu madde düşkünlerinin veya serserilerin tutukluluğu;

(e)  Bir kişinin, Devlet topraklarına izinsiz girmesini önlemek için veya bir yabancının sınır dışı edilmesi veya geri verilmesi işlemine girişilmesi nedeniyle yakalanması veya tutukluluğu;

(f)   Herhangi bir yabancının Cumhuriyette herhangi bir maddi yükümlülükten kurtulmak amacı ile Cumhuriyeti terk etmesini önlemek için yakalanması veya tutukluluğu;

(g)  Birden fazla uyruklu Cumhuriyet yurttaşlarının, uyruğunda bulundukları diğer ülke yasaları karşısında işlemiş oldukları suçlar nedeniyle haklarında verilmiş mahkeme kararlarının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile o ülke arasında adli yardım ve mahkeme ilamlarının karşılıklı tenfizi antlaşması bulunması kaydıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde infazı için tutukluluğu

                                                                                                                                                   ”

            Maddenin devamında ise tutuklanan kişilerin sahip oldukları hakları düzenlemektedir:

 (3)   Kimse, ölüm veya hapis cezasını gerektiren bir suçüstü halinde, yasa ile konduğu zaman ve gösterildiği usul müstesna, yasanın gösterdiği usullere uygun olarak ve gerekçe, yargıç kararına dayanarak düzenlenmiş adli bir belge bulunmaksızın yakalanamaz.

(4)    Yakalanan veya tutuklanan kişinin durumu, soruşturmanın kapsam ve konusunun açığa çıkmasının sakıncalarının gerektirdiği kesin zorunluluk dışında, yakınlarına en erken bir zamanda ve süratle bildirilir.

(5)    Yakalanan veya tutuklanan herkese, yakalanmasını veya tutuklanmasını gerektiren nedenler, yakalanması veya tutuklanması sırasında anladığı dilde bildirilir ve herkes, kendisinin veya yakınlarının seçtiği bir hukukçunun hizmetinden derhal yararlandırılır.

(6)    Yakalanan kişi, yakalandıktan sonra mümkün olan en kısa zamanda ve daha önce salıverilmediği takdirde her halde yirmi dört saat geçmeden bir yargıç önüne çıkarılır.

(7)    Yargıç, derhal, yakalanan kişinin anladığı dilde yakalanma nedenlerini soruşturur ve en kısa zamanda ve herhalde yargıç önüne çıkma tarihinden başlayarak üç günü geçmeyen bir süre içinde, uygun göreceği koşullarla yakalananı ya salıverir veya yakalanma nedeni suç hakkındaki soruşturma tamamlanmadığı takdirde, yakalanmanın devamına karar verir.  Yargıç, her defasında sekiz günü geçmemek koşuluyla, bu yakalanmanın devamına karar verebilir.

       Ancak,  yakalanma veya tutuklanma süresinin toplamı, yakalanma tarihinden başlayarak üç ayı geçemez ve bu sürenin sonunda yakalamayı veya tutuklamayı uygulamakla görevli kişi veya makam, yakalanan veya tutuklanan kişiyi derhal serbest bırakır.

(8)    Yargıcın (7). fıkraya göre verdiği kararlara karşı istinaf yolu kapatılamaz.

(9)    Yakalanması veya tutukluluğu nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, tutukluluğunun yasaya uygunluğu hakkında bir mahkemece süratle karar verilmesi için, yasal yollara başvurma hakkına sahiptir.  Tutukluluğu yasaya aykırı görüldüğü takdirde, serbest bırakılması mahkemece emredilir.

(10) Bu madde kurallarına aykırı olarak bir yakalanmanın veya bir tutukluluğun mağduru herkes, dava açmak suretiyle tazminat alma hakkına sahiptir.

 

            Bahsi geçen uluslar arası ve ulusal düzenlemelerde özgürlük ve güvenlik hakkının sınırlandırılabileceği tüm durumlar ve koşullar yer almaktadır. Ancak, bu çalışma amaçları bakımından sanık hakları ile ilgili olarak sadece ‘bir kişinin, suç işlediği makul şüphesi üzerine, yetkili yargı mercii önüne getirilmesi amacıyla veya suç işlemesini önlemenin veya işledikten sonra kaçmasına engel olmanın makul olarak gerekli görüldüğü hallerde yakalanması veya tutukluluğu’ ele alınacaktır. Bu bağlamda, bir ceza muhakemesi tedbiri olarak tutuklamanın niteliğine ve amacına değinmeden önce ceza muhakemenin amacı belirtilmelidir. Ceza Muhakemesinin amacı, en genel tabirle, sanığın suçlu olup olmadığını araştırmak; suçlu ise cezalandırmak, suçsuz ise beraat ettirmektir.  Söz konusu amaca uluşmak için ise, sanığa yönelik bazı zorlayıcı tedbirlerin alınması, duruma ve koşullara göre zorunlu olabilmektedir. İşte bu tedbirlerden biri yukarıda açıklandığı gibi tutuklamadır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını amaçlayan ceza yargılamasında genel amaç olarak ön plana çıkan kamu yararı ve kamu düzeninin sağlanması ve korunması açısından kişi hürriyetinin kaldırılması, bazı koşulların ve sebeplerin gerçekleşmesi halinde zaruri olmaktadır.

Ceza Muhakemeleri Usul Yasası’nda da tutuklalamaya ilişkin hükümler yer almaktadır:

CMUY’nın 9. maddesi her ne kadar “tutuklama” başlığını taşısa da esasen yakalamaya ilişkin hükümler içermektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, burada bahsi geçen tüm kurallar ve haklar gerek yakalama gerek gözaltına alma gerekse de tutuklama açısından ele alınacaktır ve yasanın 23A. Maddesi incelenecektir.

 

 

    Tutuklama ve Arama

9.  (1) Polis memuru veya başka bir kişi, bir tutuklama yaparken, tutuklanacak kişi, sözü veya davranışı ile tutuklamayı kabul etmemesi halinde, tutuklanacak kişinin üzerine fiilen temas eder veya kendisini tutuklar.

(2) Tutuklanacak kişi, tutuklama çabasına şiddet kullanarak karşı geldiği takdirde, tutuklamayı yapmakta olan polis memuru veya öteki kişi tutuklamayı gerçekleştirmek için gereken her yola başvurabilir.

Ancak, bu fıkranın içerdiği hiç bir kural,  ilgili koşullar altında makul veya suçlunun tutuklanması için gerekli olandan fazla bir güç kullanılmasını haklı gösterdiği anlamına gelmez.

(3) Tutuklanan kişinin suçu fiilen işlediği esnada olması veya suçu işlemesinden hemen sonra takip edilmesi veya yasal nezaretten firar etmesi dışında, tutuklamayı yapmakta olan polis memuru veya öteki kişi tutuklanan kişiye tutuklama nedenini bildirir.

 

Tutuklanan Kişilerin Karakol Veya Tutuklu Kabul Etme Yerine Götürülmesi

13.  Müzekkere ile olsun veya olmasın tutuklanan bir kişi, mümkün olan en erken bir zamanda polis karakoluna veya tutuklu kabul etme yerine sevk edilir ve aleyhine olan itham kendisine bildirilir. Herhangi bir kişiye, nezaret altında tutulduğu sırada, kefaletle serbest bırakılması için gerekli adımların atılmasında yasal tavsiye alması ve başka suretle tertibat alması için makul olan her kolaylık sağlanır.

 

Kovuşturması Başlatılan Veya Devam Eden Zanlının Veya Sanığın Yargılanmaktan Kaçmasının Önlenmesi 3, 27/1992

23A. Hakkında mevcut yasalara aykırı hareket etmekten dolayı cezai bir soruşturma veya kovuşturma başlatılan veya devam eden bir zanlı veya sanık aleyhine, herhangi bir mahkeme, tutuklu olup olmadığına bakılmaksızın, aşağıda belirtilen koşullara bağlı olarak yargılanmaktan kaçmasını önleyici bir emir verebilir:

Davası görüşülene kadar, zanlının veya sanığın, her ne şart altında olursa olsun üç aydan fazla bir süre olmamak kaydıyla tutuklu kalmasına;

Zanlının veya sanığın pasaportunun polise teslim edilmesinin ve belirlenecek süre içinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hudutları dışına çıkmasının yasaklanmasına;

Zanlının veya sanığın şahsen veya Mahkemenin veya Mukayyitliğin uygun göreceği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yerleşik bir veya birden fazla kişinin ve Mahkemece belirlenecek nakdi teminat veya kefaletine veya her ikisine bağlı olarak serbest bırakılmasına;

Zanlının veya sanığın belli bir bölgede ikametine ve izinsiz o bölge dışına çıkmamasına;

Mahkemenin uygun göreceği koşullarda Mahkemenin belirteceği bir polis karakoluna ısbatı vücut yapmasına.

 

Tutukluluğun Uzatılması

24. Bir Yargıcın, bir kişinin tutuklandığı suçun işlenmesi ile ilgili soruşturmanın tamamlanamadığı yolunda ikna edilmesi halinde, Müfettiş rütbesinden daha düşük bir rütbede olmayan bir polis memurunun müracaatı üzerine, soruşturması yapılmakta olan suçu yargılama yetkisine sahip olup olmadığına bakılmaksızın, Mahkemenin uygun göreceği şekilde her bir defada sekiz günden fazla olmamak üzere belirli bir süre için tutuklunun polis nezaretinde kalmaya devam etmesini zaman zaman uzatması yasaldır. Uzatma tarihini izleyen gün; birinci gün olarak sayılır.


            Yukarıda bahsi geçen uluslar arası ve ulusal düzenlemeler ile kişi özgürlüğü ve güvenliği güvence altına alınmış olup, tutuklamanın ancak zorunlu durumlarda başvurulabilen bir tedbir olduğu vurgulanmıştır. Tutuklamanın ön şartı olarak “kişinin suç işlediği makul şüphesinin” bulunması gerektiği öngörülmekte ve tutuklama kararının hangi amaçları gerçekleştirmek için verilebileceği gösterilmektedir. Bu amaçlar: Sanığın kaçmasının önlenmesi, tanıklara müdahalesinin veya daha az kısıtlayıcı tedbirlerle başkalarına zarar vermesinin önlenemeyeceği ciddi ve açık tehlike oluşturması gibi hallerde, durumun böyle olduğu varsayılır. Bu amaçlar çerçevesinde tutuklamanın niteliği açıklanmadan önce iki önemli hususa değinmekte fayda vardır: tutuksuz yargılanma karinesi ve tutuklamanın hukuka uygunluğu.

Tutuksuz yargılanma karinesi

Yargılanan bir kimsenin tutuklanması genel bir kural olamaz; yargılamanın her aşamasında tutuklunun salıverilmesine karar verilebilir; salıverilme bu kimsenin duruşmaya gelmesini sağlamak ve mahkûm edilmesi halinde hükmün infazını güvenceye alacak bir teminata bağlanabilir.

Bir suç isnadı nedeniyle haklarında ceza muhakemesi devam eden kişiler, kural olarak tutuksuz yargılanmalıdır. Kişilerin mahkeme önüne çıkarılmasını sağlamak için gerekli olduğu takdirde istisnai bir tedbir olarak tutuklamaya imkân verilmektedir. Ancak buradaki "gereklilik" kavramı dar yorumlanmalıdır. Bir kimsenin suç işlediğinden kuşku duyulmasının, soruşturma veya iddianamenin hazırlanması sırasında tutukluluğunu haklı göstermeye yetmemektedir. Bununla birlikte, kaçmanın önlenmesi, tanıklara ve diğer kanıtlara müdahalenin engellenmesi veya başka suçların işlenmesinin önlenmesi için tutuklama gerekli olacaktır. Ayrıca, toplum için açık ve ciddi bir tehlike oluşturan bir kimsenin başka bir yolla durdurulmasının mümkün olmaması halinde, kendisinin tutulabilmesi mümkündür. Olayın şartları içinde tutuklama tedbirine başvurulması gerekli ve makul olması gerekmektedir. Yani, kural kişinin tutuksuz yargılanması iken, ciddi bir gerekliliğin mevcut olduğu durumlarda uluslar arası ve ulusal hukukta öngörülen amaçlar için tutuklama tedbiri uygulanabilir. Tutuklama önlemine, iddia konusu suçun soruşturulması ve toplumun ve mağdurun korunması amacıyla ceza yargılamasında son çare olarak başvurulmalı ve tutuklamaya alternatif tedbirler, mümkün olduğunca en erken aşamada uygulanmalıdır.
           Uygulanan tutuklama tedbiri mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır.
Bir suç isnadı nedeniyle tutulan kimse, uluslar arası ve ulusal hukukun öngördüğü istisnalar dışında, yargılama sürerken, adaletin yararı için yargısal ya da başka bir makam tarafından aksine karar verilmedikçe, hukuka uygun olarak yerine getirilen yükümlülük çerçevesinde salıverilme hakkına sahiptir. Bu makam tutmanın gerekli olup olmadığını sürekli olarak denetler.          

 

Tutuklamanın Hukuka Uygunluğu    
            Tutuklama tedbiri ancak hukuka uygun olarak uygulanabilir. Tutuklama, yalnız yasa hükümlerine kesinlikle uygun olarak yetkili memurlarca ya da bu iş için yetkilendirilmiş kişilerce yerine getirilir. Kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz, tutuklanamaz ya da hapsedilemez.
. Hukuka uygunluk hem tutuklama tedbirinin uygulanmasına ilişkin usuller hem de tutuklama tedbirinin kim tarafından ve hangi şartlara tabi olarak yerine getirileceği açısından önem arz etmektedir.

            Bir kimse ancak hukukun öngördüğü usullere uygun olarak ve bir sebebe dayanılarak özgürlüğünden yoksun bırakılabilir. Bu usuller sadece iç hukuka değil, ama aynı zamanda uluslararası standartlara da uygun olmak zorundadır. Uluslar arası belgeler, gözaltına alma ya da tutmanın sadece keyfi olmamasını değil, aynı zamanda bir sebebe dayanması ve hukuken öngörülmüş usullere göre yapılması gerektiğini belirtmektedirler. Bu noktada belirtmek gerekir ki sadece tutmanın keyfi olarak nitelendirilebilmesi açısından hukuka uygunluğun olduğu kadar hukuka uygun icra edilse bile yetki suistimalinin olup olmadığının da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. “Keyfilik” teriminin yalnızca “hukuka karşı” tutma anlamına gelmediğini, ama uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülmezlik unsurlarını da içerecek şekilde daha geniş yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, bir tutuklama işlemi iç hukuka uygun olduğu hallerde bile, uluslar arası standartlara göre keyfi olabilir: Örneğin, kişinin tutulurken dayanılan iç hukuk fazlasıyla yoruma açık, muğlâk veya ifade özgürlüğü gibi başka bir temel insan hakkını ihlal edici nitelikte ise, durum böyledir. Ayrıca başlangıçta hukuka uygun olarak gözaltına alındığı halde yargısal bir makam tarafından salıverilmesine karar verilmesinden sonra tutulan kişiler, keyfi olarak tutulmuş olurlar.

            Tutuklama tedbirine ilişkin tüm bu maddi koşullarının yanı sıra, tutuklama yalnızca bu amaçla yetkilendirilmiş kişiler tarafından yerine getirilmelidir. Söz konusu kişiler yalnız yasanın kendilerine verdiği yetkileri kullanırlar ve bu yetkilerin kullanılması yargısal ya da diğer bir makamın denetimine tabi tutulur. Bu bağlamda devletler ulusal mevzuatlarında, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma emrini verebilecek memurları gösteren kurallar koymalıdırlar. Devletler böyle emirlerin verilebileceği koşulları belirlemeli ve tutuklama ve gözaltına alma, gözetim, nakil ve hapsetme için yetkili bütün kanun adamlarının üzerinde açık bir hiyerarşi de içeren sıkı denetim sağlayan kurallar oluşturmalıdır.

İlkeler bütünü:

Madde 32- Tutmanın hukukîliğine karşı başvurma hakkı

1. Tutulan bir kimse veya avukatı iç hukuka göre her zaman, tutmanın hukukiliğine karşı itirazda bulunmak ve tutulması hukuki değilse hemen salıverilmesini sağlamak için yargısal veya diğer bir makama başvurma hakkına sahiptir.

2. Bu prensibin birinci fıkrasında belirtilen dava, süratli bir biçimde görülebilecek basit bir dava olur ve yeterli mali imkanı bulunmayan tutulu kişilerden masraf alınmaz. Bir kimseyi tutan makamlar, makul olmayan bir gecikmeye sebebiyet vermeden bu kimseyi tutmanın hukukiliği denetleyen makamının önüne getirirler.

 

Tutuklamanın Amacı

            Tutuklama tedbirine başvurulmasında temel amaç kamu yararı iken, yukarıda da belirtildiği gibi söz konusu tedbire genel olarak iki durumda ve amaçla başvurulmaktadır. Bunlardan biri, özellikle sanığın kaçma şüphesinin bulunduğu durumlardır. Böyle bir durumda, sanığın yargılamada hazır bulunmasını sağlamak amaçlanmıştır. Tutuklamanın amaçlarından bir diğeri ise, dava konusu olayın ve buna ilişkin emarelerin sağlıklı ve etkin bir biçimde araştırılmasını ve saptamasını sağlamaktır. Söz konusu amaç sanığın delilleri karartma şüphesi olduğu durumlarda ön plana çıkmaktadır. Bahsi geçen bu durumlarda,  yargı merci sanığın tutuklu yargılanmasına karar vermektedir. Ancak, belirtmek gerekir ki tutuklama amaç değil maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında, zaruri durumlarda başvurulan bir araçtır. Tutuklama, muhakeme hukuku bakımından, vasıta olma ve geçici olma özellikleri taşımaktadır. Tutuklama, sanığın mahkemede hazır bulunmasının sağlanabilmesi; delillerin ortaya konulabilmesi veya ileride verilebilecek hürriyeti bağlayıcı cezanın yerine getirilebilmesi için bir vasıtadır. Tutuklama, bu nedenle başlı başına bir amaç olmadığı gibi bir ön ceza veya bir amaç ceza da olamaz. Bütün muhakeme tedbirleri gibi tutuklama da geçici niteliklidir. Haklı bir neden kalmadığında tutuklama da sona erer. Geçicilik niteliği, tutuklamanın vasıta olma özelliğinin bir sonucudur. Tutuklama nedenlerinin ortadan kalktığının anlaşılması halinde, istek üzerine veya resen tutuklama kararı kaldırılabilir. Bu nedenle ısrarla belirtmek gerekir ki, tutuklama bir ön ceza veya peşin ceza olmayıp, ceza muhakemesinin yapılabilmesini veya muhakeme sonunda verilecek cezanın yerine getirilmesini sağlamaya yönelik ceza muhakemesi tedbiridir.

           Bu bağlamda, tutuklama ceza niteliğini taşımadığı gibi, cezadan beklenen amaçları yerine getirmeye yönelik de değildir. Bu sebeple, suçluyu uslandırmak (özel önleme) veya suç işleme eğiliminde olanları korkutmak (genel önleme) gibi amaçlar, tutuklamanın amacı olamaz. Ayrıca, toplumda büyük yankı uyandıran suçlarda, tutuklamanın, kamuoyunu yatıştıracağının veya başka suçların işlenmesini önleyeceğinin – “genel önleme” aracı olacağının – düşünüldüğü; hatta soruşturmayı kolaylaştırma, ikrar sağlama, devletin gücünü gösterme gibi amaçların hedeflendiği izlenimi uyanmaktadır. Oysa tutuklama, bir ceza olmadığından cezadan beklenen amaçlar, ondan beklenemez. Bu nedenle, tutuklama tedbiri, sadece kendine özgü amaçları yerine getirmeye yönelik olmalıdır. Bu noktada, “tutuklu” ve “hükümlü” kavramlarının da ayrımının yapılması gerekmektedir. “Tutuklu”, suçlu olduğu konusunda, hakkında kesin hüküm bulunmayan ancak, mahkeme tarafından ilgili mevzuatta öngörülen sebepler nedeniyle yargılanması devam ederken özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiyi anlatır. “Hükümlü” ise mahkeme tarafından suçluluğu kesinleşmiş ve yine mahkeme tarafından hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılmış kişiyi anlatır. Hükümlü bir kişi hakkında yetkili yargı merci tarafından suçluluğu konusunda verilmiş hüküm bulunmaktadır. Tutuklu bir kişi hakkında, kişinin her ne kadar suçluluğu konusunda makul bir şüphe bulunsa da, kişinin suçluluğu konusunda kesin bir hüküm bulunmamaktadır.

           Devletin cezalandırma hakkı ile sanığın temel hak ve özgürlükleri çatışma içinde bulunmaktadır. Bu çerçevede, devlet kamu yararı ve kamu düzenini korumak için temel hak ve özgürlükleri sınırlandırılırken, tüm diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, tutuklama tedbiri yerine getirilirken insan onuru ve hukuk devleti ilkeleriyle bağlıdır ve bu ilkelere aykırılık arz etmeyecek şekilde hareket etmelidir.

          Sonuç olarak, tutuklamanın yukarıda sözü edilen tüm hususlar, tutuklu sanıkların durumu dikkate alınırken ve tutukluların haklarını saptarken gözden kaçırılmaması gereken en önemli hususlardan biridir.

Tutuklu Sanıkların sahip olduğu haklar ve devletin yükümlülüğü

            Tutuklu sanıklara yukarıda açıklanan tüm sanık haklarına ve gözaltına alınma sürecinde sanıkların sahip olduğu haklara sahip olmasının yanında, bir takım başka güvenceler de sağlanmalıdır.

            Tutuklu sanıklar yukarda açıklanan sanık haklarına sahip olmalarının yanı sıra bir takım başka ek korumalara da sahiptirler. Bu ek korumalar iki ana gruba ayrılabilir. Birincisi, tutulma koşulları ile ilgilidir. Tutklu sanıklar hükümlülerden ayrı tutulurlar. Tutulma koşullarına ilişkin bu kuralın yanı sıra uygulanacak muamle bakımından tutuklulara ek korumlar sağlanmalı ve kesinlikle hükümlülere uygulanan muameleden farklılık göstermelidir.

C- Kıbrıs’ın Kuzeyinde Adil Yargılanma Hakkına Yönelik İhlaller

          Merkezi Cezaevi’ndeki durum değerlendirilirken, suçlu kabul edilmeyen tutukluların tabi olacağı şartlar ve kuralların, hükümlülerinkinden farklılık gösterdiği esas alınmalıdır. “Farklılık”, tutukluların hem bulundurulacağı bina ve hem de tabi olacakları kurallar açısından mevcut olmalıdır. Bu bağlamda, bu iki husus, tutuklamanın amacı ve niteliği ve masumluk karinesi dikkate alınarak incelenecek ve sözkonusu iki kavramdan hareketle, tutukluların sahip oldukları haklar ve Merkezi Cezaevi’ndeki ihlaller belirlenecektir.

           Yürülükte olan Cezaevleri Tüzüğü’nde yetersiz de olsa tutuklular ile igili özel hükümler yer almaktadır. Sözkonusu hükümlerin yer aldığı bölümün adı tutuklamanın amacını ve tutukluların durumunu yansıtmakta, ancak sözkonusu hükümler uygulanmamaktadır. Cezaevleri Tüzüğü’nün 79. maddesine göre yargılama için tutuklananlar mümkün olduğu kadarıyla hükümlülerden ayrı tutulurlar. Bununla birlikte, Merkezi Cezaevi inşa edilirken, tutukluların hükümlülerden ayrı tutulacağı öngörülmüş ve tutuklulara özel bir bölüm ayrılmıştı. Ancak, şu anki aşamada mevcut bir tutukevinin bulunmaması ve fiili yetersizlikten dolayı Merkezi Cezaevi’nde tutuklulara tahsis edilen bölümlerin işlevini kaybetmesi nedeniyle hükümlüler ile tutuklular bir arada tutulmaktakdır. Bunun ötesinde, tutuklulara ayrı bir koğuş dahi tahsis edilmemekte, hükümlülerle tutuklular aynı koğuşta bulundurulmaktadır.

          Yukarıda da değinildiği üzere, tutuklamanın amacı maddi gerçeğin etkin bir şekilde araştırılmasıdır. Tutuklamanın amacı, sanığı ne cezalandırmak ne de onu korumaktır. Ancak bu amaç mutlak değildir. Söz konusu amaç yerine getirilirken insan haklarına saygı temel ilkedir. Bu sebeple, tutuklama tedbiri yerine getirilirken insan hakları korunmalı ve ihlal edilmemelidir. Yukarda açıklandığı gibi kişilerin suçluluğu ıspatlanıncaya kadar suçsuz sayılması uluslar arası mevzuata göre adil yargılanma hakkının temel unsurunu oluşturmaktadır. Kişinin yargılanması bitene kadar suçsuz sayılması teorik bir hak değildir. Bu ilke gereği kişi “suçsuz” ve/veya “masum” sıfatlarını taşırken, bununla birlikte söz konusu kişiye suçlu gibi muamele de edilmemelidir. Yani, masumluk karinesi pratikte de sonuçlar doğurmaktadır. Buna göre, tutuklu bulundurulan bir kişinin suçlu gibi muamele görmesi hem yukarıda bahsi geçen uluslar arası düzenlemlere hem de Anayasaya aykırılık arz etmekte ve de insan hakkı ihlali içermektedir. Kaldı ki, hükümlü ve tutukluların bir arada tutulması tutuklamanın amcının aşılmasına neden olmakta ve henüz suçluluğu mahkeme tarafından kanıtlanmamış olan kişilerin hem fiziki hem ruhsal açıdan cezalandırılmasına yol açmaktadır.

            Tutuklulara ilişkin durumda, tutukluların hükümlülerden ayrı tutulması yanında, tutukluların ayrı kurallara ve muameleye de tabi tutulması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, henüz suçluluğu kanıtlanmamış olan tutuklulara suçlu gibi muamele yapılmamalıdır. Bu zorunluluk masumluk karinesi ilkesini içinde barındıran adil yargılanma hakkının gereğidir.

Bununla ilgili olarak, Cezaevleri Tüzüğü’nde hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerle tutuklulara bazı imtiyazlar tanınmıştır. Tüzüğün 80. maddesi gereğince, tutuklular, muayene ve müdürün onaylayacağı yönetmeliklere bağlı kalması koşuluyla, kendileri için yiyecek, elbise, yatak veya başka gerekli eşyayı gerektiği zaman elde edebilirler veya alabilirler. Tüzüğün 83. maddesi, tutukluların yargılanmasından önce temas etmek istedikleri kişilerin müsait vakitlerde ve gerekli sınırlandırmalara göre Cezaevi’ne girmeleri için gerekli önlemler alınır. Tutukluların, avukatları yalnız olarak görmeleri için, adalet kurallarına uygun olduğu derecede, dikkat gösterileceği öngörülmüştür. Tüzüğün genel temizlik başlığı altındaki 137. maddesine göre, tüm hükümlü ve tutuklular, üzerlerini temiz tutmaya ve edepli olmaya ve bu amaçla yapılan iç yönetmeliklere uymaya mecbut edilirler ve hükümlüler ayrıca Cezaevi’nin, temizlenmesi ile öteki işlerine katılmaya da mecbur edilebilirler; ancak yargılanmayı beklemekte olan tutuklular kendi hücrelerini temizlemeye ve yataklarını dürmeye mecbur edilebilirler.

     Önceki bölümlerde de belirtildiği üzere, tutuklama amaç değil, yargılmanın aracıdır. Sanığın hürriyetinin bağlanması sonucunu doğurması itibariyle ceza muhakemesi tedbirleri arasında en ağırıdır. Kamu yararı gözetilirken, tutuklama sadece kendisinden beklenen ve mevzuatın öngördüğü amacı yerine getirmek amacıyla uygulanmalı ve tutukluların bu ağır tedbirden özgürlüğünden yoksun bırakılma dışında etkilenmemeleri sağlanmalıdır. Tutuklama bir ceza olmadığı gibi, tutuklu bulunduran kişiler de suçlu değildir. Bu nedenle, tutuklu bulunduran kişilerin yargılama sonunda suçsuz bulunabileceği gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. 

          Mevcut duruma bakıldığında, tutukluların sahip oldukları ayrı tutulma hakkının ihlal edildiği görülmektedir. Tutukluların durumu daha da ağırlaştılmamalıdır. Görülmektedir ki, Merkezi Cezaevi’ndeki uygulama masumluk karinesine ve tutuklamanın amcına ters düşmektedir. Ancak, uygulamada yukarıda bahsi geçen hiçbir imtiyaz tutuklulara fiilen tanınmamıştır. Cezaevi makamları bunu cezaevi biansının fiili yetersizliğinden kaynaklandığını belirtmekte ve bu duruma sebep olarak hükümlü-tutuklu ayrımının “fiilen” yapılamaması olarak göstermektedir. Hiç kuşkusuz, masum bir kişiye bir hükümlü gibi muamele edilmesi kişiyi psikolojik olarak da etkilemektedir. Yasal dayanaktan yoksun ve insan haklarını ciddi şekilde ihlal eden bu uygulama karşında yetkililerin derhal harekete geçmesi ve tutuklular için bir tutukevinin sağlanması gerekmektedir.

 

Yargılama için Tutuklu Bulundurulanlar

             79. Yargılama için tutuklananlar mümkün olduğu kadarıyle hükümlülerden ayrı tutulurlar.

Yiyecek v.s.           

             80. Tutuklular, muayene ve müdürün onaylayacağı yönetmeliklere bağlı kalması koşuluyla, kendileri için yiyecek, elbise, yatak veya başka gerekli eşyayı gerektiği zaman elde edebilirler veya alabilirler. Ancak bu yemek, yatak veya öteki gerekli eşyanın hiçbir kısmı başka herhangi bir tutukluya satılamaz veya devredilemez ve bu maddeye uymayan herhangi bir tutuklunun, Müdürün uygun göreceği bir süre için yiyecek ve başka herhangi bir gerekli eşya satın alması yasaklanır. Ancak, kendisine hükümlülere verilen yiyecek ve öteki gerekli eşyanın aynisi verilir.  

 

Cezaevi Yiyeceği          

              81. Kendilerine yemek temin etmeyen tutuklulara 141. madde’de saptanan yiyecek verilir.

 

Cezaevi Elbisesi Giyebilirler   

             82. Tutuklulardan kendi elbiseleri yeterli veya kullanılmaya müsait değilse veya adalet amaçları için muhafaza edilmeleri gerekirse, Cezaevi elbisesi giymeleri talep edilebilir.  

 

Başkaları ile Temas

               83. Tutukluların yargılanmasından önce temas etmek istedikleri kişilerin müsait vakitlerde ve gerekli sınırlandırmalara göre Cezaevine girmeleri için gerekli önlemler alınır. Tutukluların, avukatları yalnız olarak görmeleri için, adalet kurallarına uygun olduğu  derecede, dikkat gösterilir. Ancak, temaslar, kanunun imtiyazlarını kötüye kullanılması halinde Kaymakamın saptayacağı bir süreiçin, imtiyazların Müdür tarafından geçici olarak kaldırılmasına bağlıdır. 

 

Tebligat Yapılması

                 84. Herhangi bir davada tebliğ edilmesi gereken ihbar veya müzekkereler hükümlüolmadan cezaevinde tutuklu bulunması muhtemel bir davacıya tebliğ için cezaevine ibraz edildiğinde, tebliğ memurunun tutuklu ile usulsuz görüşmede bulunmasını önlemek için konulacak gerekli sınırlandırmalar altında tebliğlerine müsade edilir.

 

Savunmanın Hazırlanması

                 85. Gözaltında bulundurulan ve bir avukat veya arkadaşının hizmetini temin etmeyen herhangi bir sanığın savunmasını hazırlaması için Müdür, tutuklunun Celpname için müracaatta bulunması amacıyle, gözetim altında mahkemeye gitmesine müsaade eder.

 

Celpnamenin Tebliği

 

                      86. Celpnameleri ücretsiz olarak tebliğ etmekle ilgili herhangi bir yetkiye bağlı kalınması koşuluyla, sanık celpnamelerin tebliği için gerekli tedbiri alır veya polis tarafından tebliğ edilmesini isterse.

 

Yargılanmak İçin Tutuklu Olanların İşlediği Suçlar

                    87. Yargılanmak için tutuklu bulunan ve B, C ve D eklerinde gösterilen suçlardan birini işleyen bir kişi için duruma göre 146 veya 147. madde uyarınca,  Müdür, işlem yapabilir ve tutukluyu usulüne uygun olarak cezalandırabilir; bu amaçla 80. madde uyarınca tanınan imtiyazlar kaldırılır. Ancak, bu maddenin içerdiği hiçbir kural, sanığın Mahkeme huzurunda itham edilmesini men etmez. Ancak, sanık bu madde uyarınca işlem yapılmış herhangi bir suç için itham edilmez.

 

 

BÖLÜM III

Sonuç

 

Görüldüğü üzere, Kıbrıs’ın kuzeyinde tutuklu haklarına ilişkin çok ciddi ihlaller söz konusudur.  Gerek sorgulama aşamasında gerekse de yargılama safhasında zanlı ve sanıkların insan hakları ihlal edilmektedir.

 İşkence ve kötü muamele yasağı kapsamında önemli ihlaller bulunmaktadır. Polis Örgütü içerisinde işkencenin sorgulama yöntemi olarak kullanıldığına ve işkencenin sistematikleştiğine ilşikin önemli bulgular ve iddalar vardır. Bu çerçevede yukarıda açıklanan uluslar arası ve ulusal belgeler çerçevesinde Devletin işkence iddialarının araştırılmasına ve işkenceyi uygulayanların cezalandırılmasına ilişkin yükümlülüğü çerçevesinde gerekli yasal ve idari adımları atmadığı görülmektedir. İşkence vakalarının hem kendi içinde tespit edilmesi hem de genel olarak işkencenin önlenmesine ilişkin gereken tedbirler alınmamaktadır.

Merkezi Cezaevi içerisinde de kötü muamele kapsamına giren birçok uygulama ve eksiklik söz konusudur. Hükümlü ve tutukluların tutulduğu kalabalık, sağlıksız ve insanlık onurunu zedeleyici koşullar bu kapsamda değerlendirilmelidir. Merkezi Cezaevi içerisinde etkin sağlık hizmeti de hükümlü ve tutuklulara verilmemektedir. Sağlık hizmetlerine erişimdeki eksiklikler ve mevcut verilen hizmetin niteliği hükümlü ve tutukluların sağlık hakkını ihlal etmektedir.

Tutuklu haklarına ilişkin olarak, adil yargılanma hakkına ilişkin de ihlaller söz konusudur. Sorgulama safhasına ilişkin olarak, işkence yasağına yönelik ihlaller paralelinde adil yargılanma hakkı kapsamında uluslar arası ve ulusal belgelerde de kabul edilmiş masumluk karinesinne ve adil yargılanma açısından kabul edilen susma hakkı, ikrara zorlanmama hakkı, işkence yasağı, avukatla görüşme hakkı gibi hususlara ilişkin ihlaller vardır. İşkence sonucu hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin yargılama safhasında kullanılması açısından da ihlaller ortaya çıkmaktadır.

Yargılama safhasında, tutuklu yargılanan sanıklara ilişkin olarak ise Merkezi Cezaevi’ndeki uygulamalarla adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir. Yukarda da açıklandığı gibi, masumluk karinesi bir kişinin sadece “masum” olarak nitelendirilmesini değil yargılanıp suçluluğu ıspat edilinceye kadar “suçlu” gibi muamele görmemesini de kapsamaktadır. Bu çerçevede, tutukluların hükümlüler ile bir arada tutulması ve hükümlülere uygulanan kural ve işlemlere tabi tutulmaları adil yargılanma hakkını ihlal edici nitelik taşımaktadır.

            Tüm bunlara karşın, Devletin söz konusu bu ihlallerin ortadan kaldırılmasına yönelik politik iradesi ve eylem planı bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, toplum içinde ötekileştirilen gruplar arasından yer alan mahkum ve tutuklara yönelik bu ihlaller açsından toplumsal baskı araçları oluşturulamamaktadır. Özellikle vurgulamak gerekir ki, tutuklu haklarına ilişkin kilit öneme sahip belli meslek guruplarının; özellikle avukatların ve doktorların ve bu meslek gruplarına ilişkin örgütlenmelerin mevcut sorunlara ilişkin daha aktif rol alması gerekmektedir.

            Son olarak belirtmek gerekir ki, KKTC’nin tanınmaması ve bu sebeple uluslar arası hukukun ve denetim mekanizmalarının dışında bırakılması, Kıbrıs’ın kuzeyinde söz konusu bu ihlallerin önüne geçilmesi açısından önemli engellerden birini teşkil etmekte ve bu noktada uluslar arası topluma büyük rol düşmektedir.

 

 

Avrupa Konseyi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişikin Sözleşme(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi), 1950.

AİHM, Engel ve Diğerleri Hollanda’ya karşı, 8 Haziran 1976.

AİHM, Delcourt Belçika’ya karşı 17 Ocak 1970.

 

AİHM, Deweer Belçika’ya karşı, 27 Şubat 1980.

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CAT).


AİHM, Weber İsviçre’ye karşı, 22 Mayıs 1990.

AİHM, Barberá Messegué ve Jabardo İspanya’ya karşı, 6 Aralık 1988.

Adil Yargılanma Hakkı, Uluslararası Af Örgütü.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, “Avrupa Cezaevi Kuralları” Başlıklı (87) 3 No’lu Tavsiye Kararı, 1987, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/413-433.pdf, son erişim: 19/03/2012.

 

Avrupa Konseyi, İşkencenin Ve Gayri İnsani Ya Da Küçültücü Ceza Veya Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 1987, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/363-370.pdf, son giriş: 15/03/2012.

AİHM, Murray v. Birleşik Krallık, (41/1994/488/570), 8 şubat 1996.

Avrupa Konseyi, Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), CPT Standartları, CPT/Inf/E (2002) 1 - Rev. 2010.

AİHM, Kelly v. Jamaika, (253/1987), Nisan 1991; İnsan hakları Komitesi, (A/46/40) 1991 ; Conteris v. Uruguay, (139/1983) 17 Temmuz 1985, 2 Sel.Dec.168 ; Estralla v. Uruguay, (74/1980)  29 Mart 1983, 2Sel.Dec. 93.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Herhangi Bir biçimde Tutulan Veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü, 1988, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/255-265.pdf, son giriş: 07/03/2011.

 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Ekonomik, Sosyal ve Ekonomik Haklar Sözleşmesi, 1992.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 20 No’lu Genel Yorum: İşkence ve Kötü Muamele Yasağı,1992.

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi,13 No’lu Genel Yorum: Eğitim Hakkı, 1999.

 

Birleşmiş Milleter Genel Kurulu, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Insanlık dışı veya Onur kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Karşı Sözleşme, 1984.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, 1948.

Birleşmiş Milleter Genel Kurulu, Herkesin İşkenceye ve Diğer Zalimane, Insanlık dışı veya Onur kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasına dair Bildiri, 1975.

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite (CAT).

 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Herhangi Bir Biçimde Tutulan Veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasi Için Prensipler Bütünü, 1988, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/255-265.pdf, son giriş: 11/03/2012.

 

Birincioğlu, Ali, İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarına Yönelik Şüpheli ve Sanık Hakları El Kitabı, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Ankara, 2005, http://www.ihb.gov.tr/Yayinlarimiz/supheli_ve_sanik_elkitabi.pdf, son giriş: 09/03/2012

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Savcıların Rolüne Dair İlkeler, 1990, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/307-312.pdf, son giriş: 16/3/2012.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, 1966.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Hapis Dışı Önlemlerle İlgili Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Tokyo Kuralları), 1991, http://www.cte-ds.adalet.gov.tr/menusayfalari/bilgibankasi/tavsiyekararlari/14.pdf, son giriş: 14/03/2012

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele Veya Cezaya Karşı Sözleşme, 1984,http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/37-51.pdf, son giriş: 15/03/2012

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri, 1992, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/299-305.pdf, son giriş: 15/03/2012.

Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Oğuz Sancaktar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2004.

İşkenceyi Önleme Komitesi, Yüksek Güvenlikli Birimler

 

İşkenceyi Önleme Komitesi,Tutuklular Arası Şiddetin Önlenmesi

 

İnsan Haklarinin Kavramsal Temelleri, İnsan Hakları Eğitim Dizisi/1, İnsan Hakları Derneği Yayınları, 2000.

 

 

İnsan Hakları Komitesinin Nihai Gözlemleri: Gürcistan, UN Doc: CCPR/C/79/Add.75, s. 26, 5 Mayıs 1997.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ceza Muhakemleri Usul Yasası.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cezaevleri Tüzüğü.

Kurt, Mehmet, Cezaların İnfazı ve Ceza İnfaz Kurumlarının Sorunları, Adalet Yayınevi, Ankara, 2007.

 

Nuala Mole ve Catharina Harby, Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları Kitapçıkları, N0:3, Avrupa Konseyi, http://www.yargitay.gov.tr/abproje/belge/kitaplar/AIHS_mad6_AdilYargilanma.pdf, son giriş: 12/03/2012.

Raija Hanski, Martin Scheinin, İnsan Hakları Komitesi’nin Emsal Kararları, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2005.

 

Roagna, Ivana, Adil Yargılanma Hakkı Seminer Notları.

Sevimli, Zekeriya, Ceza İnfaz Kurumlarında Güvenlik, T.C. Adalet Bakanlığı, Ankara, 2000.


Türkiye Cumhuriyeti Ceza Muhakemeleri Kanunu.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü,1988.

Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlülüğü, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011.

“49 Delici Alet, 3 Bıçak, 6 Cep Telefonu Bulundu”, Aral Moral, Kıbrıs Gazetesi

 

 

 

 

DETAINEE RIGHTS IN NORTH CYPRUS

Part I

Introduction

Part II

I.                    The Prohibition of Torture and Ill-Treatment

 

A-     The Prohibition of Torture and Ill-Treatment in International Law

B-     The Prohibition of Torture in National Law

C-     Violations Relating to the Prohibition of Torture and Ill-Treatment in North  Cyprus

 

II.                  The Right to a Fair Trial

 

A-     The Right to a Fair Trial in International Law

B-     The Right to a Fair Trial in National Law

C-     Violations Relating to the Right to a Fair Trial in North Cyprus

 

Part III

 

Conclusion

 

PART I

Introduction

            People, who are as a measure deprived from liberty, have fundamental human rights during the detention period. There are issues arising from rights and prohibitions, and in relation to the nature of the detention and/or caused as a result of detention. This study will consider different examples of rights and prohibitions, and examine the detainee rights in the context of prohibition of torture, the right to a fair trial, the right to health and the right to respect to family and private life. The right to fair trial which constitutes an important part of the study of the rights of detainees will be also included in this report. This study will look at rights of detainees in both interrogation stage (police stations) and trial stage (central prison).

            Rights of the accused in the context of detainee rights, include the trial in criminal proceedings, and as well as the investigations done by the police before trial and other stages outside the trial. Terms referred in this study will be explained in order to determine the areas of implementation of rights and safeguards in relation to detainees.

Accusation

            Accusation is to put the burden of an act (activity) on one person and to lawfully allege that someone has performed the act of offence which is one of the elements of criminal liability. This means that the crime can be conducted in pecuniary and incorporeal aspects.

The right to learn the accusation includes the right of the accused to learn the offence (act) s/he is being accused of. Therefore at the beginning of the interrogation, the accused must be informed of charges against her/ him.

Charge

The word ‘charge’ describes the accusation and to put the burden of a crime onto someone.  The word ‘charge’ under criminal law refers to the notification by the authority that someone has committed a crime. The meaning of the word ‘charge’, the pecuniary and procedural conditions for charge and the ‘authority’ authorised to make the charge can differ in different law system. In northern part of Cyprus, the Criminal Procedure Law (CPL) regulates charges against detainees and includes related provisions under Sections 37, 38 and 39 of the Commencement of Criminal Proceedings and Process to Compel Appearance. Under Section 37 of the CPL, criminal proceedings are brought against a person by the court. This section reads as:

            37. Subject to the provisions of any other Law, criminal proceedings against any person shall commence by a charge preferred before a Court against such person.

Sections 38 and 39 regulate charges which can generally be described as an accusation document.  Under the CPL, charge means the accusation in writing of an offence with which an accused person is charged in a summary trial or a preliminary inquiry. The law imposes the conditions relating to the form of the charge and its pecuniary conditions. The Sections read as:

38. Every charge shall be in the prescribed form; it shall be signed by or on behalf of the person preferring the same and where a charge is preferred by a Department such charge shall be signed by a representative of the Department; it shall state the name of the Court before which the summary trial or preliminary inquiry is to take place and shall also contain the following particulars:-

(a) the name and description of the accused as known to the prosecution which shall be reasonably sufficient to identify him;

(b) the offence or offences with which the accused is charged containing the particulars set out in section 39 of this Law.

 

39. The following provisions shall apply to all charges and, notwithstanding any Law or rule of practice, a charge shall, subject to the provisions of this Law, not be open to objection in respect of its form or contents if it is framed in accordance with the provisions of this Law.

 

For the purposes of this study the concept of charge will be examined without adhering to its meaning in Criminal Procedure Law. In addition to the notification of the allegation as to one person accused of committing a crime by the competent authority, conditions that affect the suspected will be considered under this study. An example that can be assessed in the scope of charge includes issuing a warrant of arrest against a person who committed a crime, formal notification of a case against a person, application of a defence attorney by the person who was reported to the police and after that a file was opened by the prosecutor’s office.

 

Criminal Proceeding

 

            ‘Criminal proceedings’ include commencement of any procedure in any court against a person who is suspected to commit a crime against the law and this also includes preliminary inquiry. However, for the purposes of this study, similar to charge, criminal proceeding will also be interpreted in a wider concept without adhering to the CPL.

Crime

            Crime, prohibited by the law, is an act or a failure to act which is attached with penal sanction.  Criminal Law describes ‘crime’ as an act, attempt or negligence punishable by the Law. 

            In terms of the accused rights and in the framework of fair trial, the act of a charge has to be related to the crime.

            States under the domestic law are free to provide regulations including punishment in any law and in connection with this to describe the elements combined on the basis of allegation. Acts that constitute crime are stated in the criminal act. An act definitely has importance in its classification in the domestic law. However, the implementation area of the safeguards relating to fair trial is not limited with the classification made in domestic law. For this reason, whether an act is a crime or not should be determined autonomously from domestic law.

            There are 3 main criteria to determine whether a charge is related to the crime. These are classification in the domestic law, type of the crime and form and burden of the punishment.

Classification in the Domestic Law

This classification is important when the act is not defined as crime. If the charge is not classified as a crime, it is not determinant in implementation of the safeguards in the context of fair trial. Otherwise, the state can escape the implementation of the safeguards relating to the right to a fair trial by redefining and changing classification of crime.

Type of the Crime

            Two criteria have to be taken into consideration in relation to the type of the crime: The scope of the norm violated and the purpose of the punishment.

            The Scope of the Norm Violated

            If the norm has a specific effect that does not relate to a specific group, the act is described under the scope of ‘crime’.

             The Purpose of the Punishment

            If the purpose of the punishment is ‘to punish’ and ‘to deter’, then the act is in the scope of the crime.

            The Form and the Burden of the Punishment

            Being deprived of liberty, when applied as a punishment is considered under the scope of crime. In the framework of rule of law, when the measure of depriving from liberty is applied as a punishment in the scope of ‘crime’, the form, the duration and the execution of the punishment are the contrary situations that are not sufficient to fit in the scope. There are cases when It is not necessary to physically deprive the person of his liberty. Limitation at this point leads to the implementation of the safeguards relating to the fair trial right.

            If the punishment in question is not imprisonment or threat to imprisonment but one that is only punishable by fine, these have to be examined whether they are in the form of compensation against damage or mainly deterrent punishment to prevent the repetition of the violation.  The second case is only considered in the criminal scope.

The accused

            The word ‘suspect’ implies the person who is under the suspicion in the investigation stage to have committed a crime. On the other hand, accused is the person who is under suspicion to have committed a crime from the accusation until the final judgment.

            All the factors taken into consideration in the framework of this study are applicable in terms of the people described as accused, suspected or suspect. This case is applicable to both people who are detained due to a suspicion of crime and are under police custody, and people who are decided to be tried in custody by the competent authority but whose proceedings are not complete and therefore there are no final judgments against them.

Who are described as the suspect and the accused?

            The Law describes prosecution as the period from the moment of the suspicion of a crime by the competent authorities until the acceptance of the information as investigation, and the period from the acceptance of the information until the final judgment moment.

            According to the Law, suspect is the person who is under suspicion to have committed a crime by the competent authorities (police, attorney-general) in the investigation stage. The same person when the investigation is completed, and with the acceptance of the information, is named as the accused after proceeding on to the prosecution stage. This continues till the end of the appeal period of the case conducted and until the final judgment is reached against the person. The person takes the attribution of convict or criminal only when the judgment against him is final. According to this, one person’s being the suspect or the accused only imply that state of being under suspect to have committed a crime. With a proceeding in accordance with the procedures in the law and the law’s general principles, no one must be deemed to be a criminal and be treated as such that is called ‘presumption of innocence’. This is not only a basic principle that binds public authority but it also binds all the actors of public life (media, non-governmental organisations, parties, etc.).

To Take into Custody

Taking into custody is to deprive a person of his/her liberty with public authority for the purpose of accusation of crime. 

 

 

PART II

1.      The Prohibition of Torture and Ill-Treatment

 

A-     The Prohibition of Torture and Ill-Treatment in International Law

 

Universal Declaration of Human Rights (UDHR)

Article 5 - No one shall be subjected to torture or to cruel, inhuman or degrading treatment or  punishment.

 

The European Convention on Human Rights (ECHR)

            Article 3

Prohibition of torture

No one shall be subjected to torture or to inhuman or degrading treatment or punishment.

 

Most serious violation of Article 3 is torture, besides torture Article 3’s protection also covers several different threats against human dignity and physical integrity.

 

The International Covenant on Civil and Political Rights

Article 7 

Prohibition of torture

No one shall be subjected to torture or to cruel, inhuman or degrading treatment or punishment. In particular, no one shall be subjected without his free consent to medical or scientific experimentation.

B-     The Prohibition of Torture and Ill-Treatment in National Law

Constitution

Immunity – Section 14

(1)   Every person has the right to live in peace and security, to protect and improve his corporeal and incorporeal existence.

(2)   No person shall be subjected to inhuman treatment and torture.

(3)   No person shall receive a punishment which is not appropriate to the pride of humanity.

(4)   Every person’s dignity is inviolable. Every one shall have the obligation to admire and protect this.

 

Criminal Law

            In the Criminal Law, there is no provision referring to torture. The state including people torturing or ill treating should hold criminal responsibility. Lack of such provision on torture is a serious deficiency. Perpetrators in the case of torture can be punished under the provisions of other laws. However torture compared to other kind of assault, constitutes more serious crime and law should foresee heavier punishment. Laws must be revised and amended in order to address this issue.

 

C-     Violations Relating to the Prohibition of Torture and Ill-Treatment in North Cyprus

 

i-                    Police Stations

 

There are serious violations in the police stations regarding the prohibition of

torture and ill treatment. In addition to this, there are concrete cases that torture is used as a questioning method (interrogation method) and it became a systematic practice. There are also serious allegations related to torture subjected by the police forces.

 

            It is not possible to inquire effectively and identify these allegations since there are very serious deficiencies in accessing to information related to torture in institutions. These deficiencies can appear in different forms. Firstly, there are serious difficulties in obtaining doctor reports which are the most important means of proving torture. People who have been tortured are not taken for a medical examination and in the cases where they are taken to the doctor, they are being examined under the supervision of the police which usually results in failure to identify assault. In addition to this detainees only go through physical examination and are not subjected to psychological examination which could help to identify psychological treatments used as a torture method.

 

            In addition to the difficulties relating to doctor reports, the state has not taken any effective steps to investigate torture and still continues to violate its obligation to ban torture and ill treatment.

 

ii-                  Central Prison

 

The right to benefit from health services in the case of an illness should be interpreted to provide every kind of health service and care.  The right to health services and health facilities should cover health services for basic preventive, treatment and rehabilitation and provide effective means to reach health education for everyone including frequent scanning programs; treatment of common diseases, discomforts, injuries and disabilities in a suitable way, supplying of basic drugs, suitable care and treatment for mental health. For this reason, as stated above and foreseen in the related international and national regulations, while providing people with health services and medical care, the state has to take into consideration all these factors under the state’s basic obligations. The right to health and the right to benefit from health services are one of the extensions of the health right and should respect the principles of accessibility, admissibility and equality. cıktı Therefore, health institutions and services should be accessible for everyone without any discrimination, and it should be both legally and in practise open to the sections of the general population which are the most vulnerable or excluded.

            The ‘entity’ which forms the most important element of the right to benefit from health services and medical care covers  general health and health care institutions related to including health programs existing within the state’s borders. This entity includes the conditions to protect health, hospitals, clinics and other health institutions, specialist health staff and other professional staff and basic drugs.

 

            Another element of benefitting from health services is ‘accessibility’ which means that health institutions and services within the state’s judicial power should be open to everyone’s access without discrimination. In the context of accessibility, health institutions and services should be open to easy physical access to every section of the society including the sections of general population which are the most vulnerable or excluded.

 

            In the context of the right to benefit from health services and medical care, the elements of ‘admissibility’ and ‘quality’ should also be fulfilled. All health institutions, property and services should respect the medical ethics and follow suitable cultural way which is sensitive to the requirements of the cultures, gender and age and minorities groups. It is important that privacy of these groups is respected.

Furthermore, the health institutions and services that are culturally acceptable must be also medically and scientifically suitable. This means that there should be qualified health staff, drugs that are not expired and approved scientifically and adequate hospital equipment, security, drinking water and adequate condition for protection of health.

 

            ‘The Prohibition of Discrimination’ has great importance in prison in providing these necessary elements for the effective fulfilment of the right to all health services. The state could provide accessible health institutions to public, however in prison this right may not be respected and in many cases violated. The above-mentioned matters constitute serious violations relating to the right to benefit from health services and medical care in the Central Prison. The health authority and health institutions must work in coordination. Doctors and other medical staff should have adequate training. Hospital, clinics and other health institutions should have adequate number of supporting staff, including the opening of institutions that give counselling and mental health services, and as well as providing open access to these services across the country. Therefore, the state’s obligation relating to right to health, which is mentioned above should be fulfilled in the prison without discrimination. These standards set out the basic requirements to benefit from health services. Therefore they must be fully and effectively met in the prison. It is important that people who are deprived of liberty have access to medical care. The convicts and detainees are especially in a disadvantaged condition which requires special attention to improve health standards and to take measures to fully and effectively implement the right to benefit from health services. In this context, the state is responsible for providing the necessary and effective health services and medical care to convicts and detainees who are under the state’s supervision and inspection.

            The Central Prison was examined and inadequate health care was identified, for example the quality and quantity of the medical supplies was found insufficient.

            Doctor’s practise in the central prison was examined. There are provisions present, although inadequate, related to the prison doctors under the Regulations of the Prisons, under the heading of health responsible in Section 12. According to this, every prison doctor on duty is responsible for health, health administration and the treatment of the convicts and detainees when they get ill. The prison doctor gives report to the related instructions from time to time about the health conditions in the prison such as the health conditions of the convicts and detainees, and prison staff. Section 13 of the Regulation imposes that the prison doctor, when requested, is responsible to directly inform the director about the health matters relating to the prison and detainees and convicts. Section 15 of the Regulation which is under the heading of Visits of the Prison Doctor foresees that the doctor should visit the prison everyday on the arranged hours when this is not prevented by inevitable reasons.

            However, in practice, there is no full-time prison doctor. The supervisions, treatments and other health services for the convicts and the detainees are provided by the doctor appointed by the Ministry of Health. The important point here is not the institution which appoints the prison doctor or the regulation which defined the duties of a prison doctor, but it is the issue of effective the medical treatment of the convicts and detainees. At this point, one of the difficulties in relation to prison is that the prison doctor visits only on two days of the week, which are Monday and Thursday. The doctor should diagnose every kind of physical and mental illness of the convict, take every precaution necessary and visit these convicts regularly in suitable conditions for the hospital standards. However, the medical treatment and supervision of the convicts are constrained in the Central Prison. This limitation is not acceptable based on the importance and necessity of health care. The limited resources of health service staff and limited access to medical treatment in the Central Prison violates right to health.

            The doctor visits are limited and inadequate. In addition to this, the violation of health right, the absence of a permanent prison doctor at the central prison can lead to very serious violation of right to health and threaten right to life. In the case of an urgent case regarding the health of the convicts in the prison, there is no immediate effective intervention available in the prison. Furthermore, according to Section 27 of the Regulations of the Prisons, although the convicts and detainees have to go through health checks by the prison doctor before they are admitted to the institution, in practice, since there is no full-time prison doctor, the convicts and detainees are admitted into the institution without doctor control and/or isolated until a doctor arrives. This kind practise of accepting the convicts and detainees into the prison without health check carries the risk of infections spreading to other convicts.

            A person’s right to benefit from health services includes the right to have a health protection system that provides equal access for people to achieve the highest possible level of health status, therefore the presence of prison doctor is importance. In order for people to have the most advanced level of health status and necessary protection they require to receive information in health related issues. Therefore, the limited visits of the prison doctor to the central prison limit the access of the convicts and detainees to this information and violates right to health.

            In the scope of the medical care only the presence of the prison doctor is not effective. In this context, there is also need for health care staff to be present in the prison. However, the examination of the Regulations of the Prisons and its provisions relating to health services and medical care show that this matter is not regulated under the law. Under the Regulations, the health issue is regulated in an inadequate and evasive way. In order to meet the requirements of health right, the state has the obligation to treat all individuals equally and ensure all can benefit from right to health. Therefore, the state should provide same level of health services regardless of whether individual is free or deprived of liberty. The living conditions in the prison should meet the standards. In addition to the presence of the prison doctor, the presence of the pharmacist is another important issue. There are obligations such as the issue of possession of medicine in the institution, informing of the prison doctor at the times required to buy the necessary drugs, preparation of the drugs according to the prescriptions given by the prison doctor and their distribution to the patients in the amounts which is determined by the prison doctor. There is no health staff apart from the prison doctor in the central prison, and since there is no pharmacist, the drugs to the convicts are given by the ‘infirmary sergeant’. In many cases drugs are given to the convicts by people who have no expertise and knowledge on this subject, which threatens human life, and health of the convicts is disregarded and put in danger.

Besides the presence of the doctor and pharmacist in the prison which is the minimum obligation of the state, all convicts and detainees should benefit from specialist dentist care. However, it is observed that this right is not effectively implemented in the central prison.

Convicts who are ill and need specialist treatment must be submitted to an institution with adequate facilities related to the disease. In urgent cases, the convicts and detainees are immediately sent from the Central Prison to the hospital. However, in this case the small number of prison staff who can accompany patients causes serious delays.

In addition to this, although there is provision under the Regulations on the issues of supervision, this is not implemented in practice.  The reasons for lack of supervision could be the insufficient number of doctors who visit the prison, doctors who usually are not interested in supervision issues and lack knowledge to undertake supervision.  

            In the context of the right to health, the convicts and detainees in the Central Prison should not only be provided with the right to health, but also the right to information. According to this, at the admittance stage of the convict to the institution, the detailed information should be provided on the issues regarding health, the coverage of the health services in the institution including how to see the doctor. The right to approval, the right to privacy and respect for private life, and the right to submit a complaint should be respected and protected effectively. However the obligations under the right to health are not fulfilled. The practice do not even met the minimum standards. Therefore, this means that the secondary and supplemental rights are also open to violation in the Central Prison. 

            From all these cases, it is seen that in the case of health care of the Central Prison there are serious violations. There is no health institution that provides the convicts and detainees with the right to health without discrimination. As a result of this, the convicts and detainees in the Central Prison cannot access facilities for effective diagnosis of their condition, medical care, treatment and information. The Central Prison violates the national and international regulations that encumber obligation on the State as to the right to health.

            One of the obligations of the state regarding the right to health is the obligation to protect. According to this, health of the convicts and detainees should be protected. The state also has to protect the convicts and detainees from the other convicts and detainees who wish to harm them.

            The state’s obligation includes many issues regarding the prison institution. However It is not possible for the state to provide unlimited protection for everyone and this protection is limited to state’s resources. In the case when the jurisdiction area becomes narrow, the context of the obligation becomes wider such as the measures needed to be taken regarding violence between the convicts and detainees, drug sales and riot incidents. The state has to effectively take preventive measures under the obligation to protect the convicts and detainees. Moreover, the obligation that mainly covers to protect individuals from third parties, that will be explained in detail below, also requires the protection of the convicts and detainees in the prison even from themselves (such as the case of self-harm and suicide). In this context, there needs to be suitable measures taken against suicide and drug abuse. The risk factor at this point should not be overlooked and the state should take all the necessary measures to protect them. The general situation and the events occurring in the context of these issues will be discussed below.

Prevention of Violence between Convicts and Detainees

            Due to the structure of the prison institution, there is high risk of violence to occur. Violence between the convicts and detainees are cases which can frequently be found in every prison system. Incidents involving violence can sometimes reach to serious extent and even result in the loss of the lives of convicts and detainees. Issues related to the violence in prison are the events such as fight, assault and wounding. However, the scope of violence is not only limited to these events. Violence in the prison sometimes emerges in other ways such as the case of psychological pressure from ward chief (agha) and violence on the convicts and detainees by other convicts and detainees, and even sexual abuse which is often hidden.

The basic requirement of the obligation to protect is to take full and effective security measures in the prison institution. The state should provide security at the highest level in the prison institution in order to prevent fights, assault and wounding cases between the convicts and detainees and ensure the protection of their right to health.

            However it is important to note that this is not the issue of absolute security. The main purpose of the security should be the protection of the human rights of convicts and detainees. In this way, providing security would mean to maintain order in the prison, protect the convicts and detainees and respect their right to health.

            For the implementation of the security policy, which is described as the detention in the institution of the convicts to prevent their escape, active and passive safety means should be consulted. However, according to expert opinion the high level of security such as measures of isolation cause more violence. Therefore, the active and passive safety security means have to be used in accordance with the current data from penology.         

Prevention of Fights, Abuse and Wounding Incident

            The most frequent incidents of violence between convicts and detainees are fight, assaults and wounding incidents. There are many reasons behind violence in prison. First, it is people’s tendency to violence which could increase as a result of deprivation of liberty. This is especially the case for penitentiary systems which apply ward system that has hostility, power struggles and political disputes that is brought by collective living that cause violence. However, regardless of the reasons behind violence, manslaughter and assault occurring in prison, it brings up the deficiency of security in that institution.

            The scope of the obligation concerning the right to health, as described earlier, is not only medical care and protection from disease, but is also the prevention of attacks without any intension to kill but to harm the physical integrity of the convicts and detainees. Therefore, the state should take all the measures for the prevention of a possible fight, assault and wounding incident in the Central Prison and should create a secure environment for the convicts and detainees.

Physical Structure of Prison Institution

            Prisons in many places are located in the city centre as during the construction of the prisons the city’s growth rates were not taken into consideration.  Some items that illegally enter into the institution, can be found thrown out from time to time to the courtyards of these buildings.

            For this reason, first of all, the physical structure of the institution plays important role. The Central Prison is built according to the ward system which is a disadvantageous architectural design regarding security. Collective living brings in the fighting, assault and wounding incidents. Nonetheless, due to collective living in the wards, supervision and inspection are very difficult.

            Apart from the disadvantages of the ward system regarding security, the current situation in the Central Prison creates a very big problem in terms of providing security. The capacity problem that prepares the ground for many issues gives rise to serious difficulties and increase the fighting, assault and wounding incidents. Overcrowding can cause an increase in the disputes between the convicts and detainees, and affect the tendency to violence by putting pressure on the convicts and detainees. In addition, supervision and inspection cannot be performed due to overcrowded wards. Therefore, existence of convicts and detainees above the capacity results in failure to provide supervision of the living condition of the convicts and detainees and causes lack of authority. Therefore, there are elements that violate the right to health under the state’s obligation to protect.

            There are issues related to the wards which are crowded and this complicates the control as makes it easy to hide objects that are illegal in the institution. During the search in the Central Prison tools for drilling and cutting such knives were seized. This clearly shows the weak security in the prison. These tools can be used as weapon in a fight between convicts and detainees, and result in wounding. Therefore, these types of tools should be kept outside the Central Prison, and this should be frequently and effectively be supervised. The searches in Central Prison are generally performed by the outside forces. This affects the sustainability of the security provided. It is important that the staff in the Central Prison conducts effective regular inspections. The matter of serious shortcomings in relation to the Central Prison staff which affects the supervision and inspection in prison will be discussed in detail.

            Another important point in terms of the physical structure of the prison institution is the quality of the materials used in the construction of the prison. In general, it is not possible to determine the standard of the prison building, however it is possible to determine a number of shortcomings. These shortcomings are the Central Prison’s doors and window that has bars. These bars can be removed and used in the fights between the convicts and detainees as a weapon which results in serious injury to the convicts and detainees. The lack of technical equipment in the Central Prison is another deficiency. There is no electronic and mechanical security system in the Central Prison.

 

Prison Staff

            In addition to the physical structure of the prison institution, there is the issue of prison staff’s responsibility to protect the right to health of the convicts and detainees. Security flaws due to the physical structure of the Central Prison increase importance of the prison’s security staff. All prison staff including the guards are required to fulfill the obligations to cope with the fight, assault and wounding incidents in an effective manner. Therefore prison staff should be given adequate resources to enable them to fulfill their duty.

In this context there are deficiencies and violations which are primarily caused by the legislation regarding the Central Prison. Prison service and the composition of the prison staff are defined under the heading ‘Prison Service and Commentary’ of Section 2 in the Prisons Services Regulation:

 Section 2-Prison Service and Commentary:

(1)   Prison service is comprised of the staff carrying the below rank:

 

(a)   Prison Director

(b)   Assistant Prison Director

(c)    Prison Supervisor

(d)   Senior Assistant to the Prison Supervisor

(e)   Assistant to the Prison Supervisor

(f)     Senior Male Guardian

(g)   Senior Female Guardian

(h)   Male Guardian Soldier

(i)     Female Guardian Soldier

According to this regulation it is the prison administrators and penitentiary officers who are placed under prison staff. This arrangement is based on the mere principle of order. Security officers who maintain order and discipline play important role in providing security. However, this is not enough to ensure effective security in terms of both maintaining order and protecting human rights in the prison institution. Therefore other prison staff needs to be included in the prison system under the relevant legislation. The aim of this recommendation is not only to suppress the incidents occurring but also to minimise the tendency of violence of the convicts. In this regard, health services also have an important role. The health services staff should also take an active role in prevention of violence in prison. The prison health services by keeping records of the injuries, where necessary providing general information to the related units, can contribute to the prevention of violence. They can also provide information about specific cases with the approval of the detainee. In addition to this, the central prison health services should periodically collect statistics on injuries detected and submit this data to the prison administration and the Ministry of Internal Affairs and related authorities. However, there are serious shortcomings in the prison which stands in the way of implementing measures to protect right to health. It is important that there are full-time specialists such as psychiatrist, psychologist, social worker, educator, technical teachers present in the prison. However, due to the shortcomings of legislation on this matter, only the prison administrators and penitentiary officers are included in the prison staff list. Providing and maintaining security within the prison institution should be the vital part of the institution management.

 Administration

50- 1. A prison director shall have the necessary qualifications that his duty requires as to personality, administration skills, formation and experience.

51- The administration, particularly in relation to the regime applied to detainees, shall put forms of organisation into practice which will support the communication between various categories of staff.

52- 1. Director, his assistant and most of the staff shall know a language spoken or understood by most of the detainees.

46- 1. The prison administration shall take care of the selection of staff from each degree. Because a good prison administration depends on staff integrity, human qualities, sense of duty and professional abilities.

2.    The prison staff, in its administration and in the public opinion, shall endeavour to create the awareness and sustain that this duty is an extremely important task of social services and use every tool available to enlighten public.

 

In addition to this, there are important issues about the prison stuff in relation to the protection of the right to health. The penitentiary officers should have certain qualifications. First of all, they must be alert to any signs of the problem and be decisive and to undergo training so that they can intervene effectively when needed.  Prison staff must undergo a special training. In this context:

 

47-   1. The staff shall be of a sufficient intellectual level.

2. Immediately after they are acquired for service, they shall go through general and special education and shall be sufficient in theoretical and practical examinations.

3.    Throughout their professions, they shall attend the service development courses periodically organised by the administration and they shall protect and develop their professional knowledge and skills.

 

New Prison staff goes through an accelerated training for one month. However, this training is not a comprehensive and effective training. In addition to this, the administration should be prepared to give full support to the staff to use their powers. Nonetheless, the presence of positive relationships between the staff and the detainees is a decisive factor in this context which depends on the staff to have good interpersonal and communication skills. However there are serious difficulties regarding the relations between the staff and the convicts and detainees in the Central Prison.

 

48- Staff shall at all times conduct themselves and perform their duties in such a manner as to influence the prisoners by good example and to command their respect.

3. In order for the above purposes to come true, prison staff shall normally be appointed on a permanent basis and have public service status with security of employment, subject only to good conduct, efficiency, good physical and mental health and an adequate standard of education. In order to employ and maintain competent male and females, there shall be an adequate salary system applied, the advantages of the profession and the conditions of the services, maltreat of working should be taken into consideration when determining the salary.

 

Penitentiary officers are alleged to be scared of ‘dominant’ convicts that sometimes lead to violence subjected to ‘weak’ convicts and detainees. As mentioned above, penitentiary officers need to be trained to supress fight and outbreak of incident and to know how to approach the convicts and detainees. Due to all these deficiencies regarding the prison staff in the Central Prison, the penitentiary officers are faced serious problems which undermine effectiveness of their work. Therefore, most of the time, external forces make interference to the Central Prison. Undoubtedly, certain security measures may be needed in accordance with the specifications of the situation encountered, however these measures should not go beyond to support the basic conditions mentioned above. In addition to this, the search in prison is conducted by external forces. The search in the Central Prison should be carried out by the prison staff and more effective search procedure should be adopted.

55- 1. Prison officers shall only apply force against detainees in the cases of imminent danger, attempted escape or where to use force is given by an order issued in accordance with applicable law or regulation or in remaining still resistances.  Officers who admitted force shall limit this with the minimum obligation and immediately report the event to the Director.

      2. Prison staff shall be subject to special physical training to be able to make the violent detainees ineffective.

 

 

Regulations of Prisons: Sudden Extraordinary Situation

10.  In sudden extraordinary situations, the Director, by making the conduct he deems necessary, takes necessary measures and informs the Ministry of Interior about the situation.

Classification

In addition to this, the director, under the obligation to protect the right to health, should fulfil the duty of the director to provide security with the aim of preventing fight, assault and wounding incidents between the convicts and detainees. The purpose of classification is to prevent adversely effects ofin order for the past actions or the personality of the convicts and detainees not to adversely affect the convicts and detainees next to him/her, with the consideration to security and the adaptation to the society requirements, should be to facilitate the behaviour to be applied to him/her. However, some conditions should be considered when determining classification. The classification should not prevent the activity programs and the convicts and detainees should equally make the use of it.

            Firstly, a basic classification has to be done according to criteria to allocate the convicts and detainees to the prison institution. For the classification of the convicts and detainees, particularly their legal conditions (the legal status of the detain: accused or the convict, whether it is first conviction and the duration), physical conditions (young, adult, ill or mentally ill), their sex and age should be considered.

Convicts and detainees should be kept in separate places from the convicts. In the same way, female convicts and detainees should be placed in separate buildings from the male convicts and detainees.  In addition to this, young convicts and detainees should be allocated in suitable places where they will be protected from bad influences and they should be provided rehabilitation to address the needs of their age.  It should be noted that ‘young’ convicts and detainees do not refer to children convicts and detainees. Children convicts and detainees should be placed in reformatories and should be kept entirely separate from the adult convicts and detainees. All the above mentioned issues are referred under Section 76 heading in General Classification rules regarding convicts and detainees of the Regulations:

Section 76 General Classification:

1-      Convicts and detainees for the purposes of this legislation are divided into three classes:

a-      Pre-trial detainees: this class includes the persons who are not covered by the clauses (b) and (c) and who are sent by the court to prison with the order of any applicable law;

b-      Debtors;

c-      Convicts;

2-       Persons under 21 years of age whether convict or not are kept completely separate from the other prisoners as long as there are enough place to sleep in the prison.

3-      Male and female prisoners are kept completely separate from each other.

 

However, the convicts must be subject to a special classification. The classification is made in practise, especially according to the term and nature of the penalty. This issue is regulated under section 77 heading Classification of Convicts of the Regulations of Prisons:

 

Section 77 Classification of Convicts:

All convicts, according to their penalties, are divided into the following classes:

Class A – Convicts sentenced for two or more years of terms.

Class B – Convicts sentenced for less than two years of terms.

Class C – Persons who are ordered to pay a sum of money by court order and who are in breach to pay this money or who are imprisoned instead of commercial attachment.

 

It can be seen that in Regulations of Prisons, the convicts are classified according to the nature and term of the punishment. However, this classification remains theoretical and in practice the convicts are placed into the Central Prison without these criteria taken into consideration. The issue of the capacity of the Central Prison also makes effective implementation of a classification impossible. However, regardless of any reason, this practice is not legal.

            In addition to this, the classification should also be made according to the nature of the offense and the first time offenders and recidivist offenders should also be classified. This type of classification is regulated under Section 78 heading Classification According to Morality and Criminal Record of the Regulations of Prisons:

Section 78 Classification According to Morality and Criminal Record

Convicts are classified according to their morality and criminal records as follows:

1-      Class Star: This class is composed of convicts who have not been previously convicted of an offense or who are not habitual criminals or serious malignants.

2-      Ordinary Class: This class is composed of convicts who have been previously convicted of an offense or who are habitual criminals or serious malignants.

3-      Recidivist Convicts: This class is composed of convicts who have been previously convicted of an indictable offense or whose licenses are revoked or taken.

 

However, these criteria similar to the other cases are not taken into consideration in the Central Prison and the convicts are not subject to any classification.

 

In addition to this, there may be convicts and detainees who are at the risk of being attacked by the other convicts and detainees in the prison. This risk may generally appear in the case of the convicts and detainees who are convicted or accused of sexual offenses. They are at high risk of being attacked by the other prisoners. However Central Prison staff finds this kind of incidents particularly very difficult to prevent.  These detainees under high risk are usually kept separate from the other prison detainees. However, these people end up with limited activity programs compared to other convicts. There is another approach which is to distribute the convicts and detainees who are convicted or suspected of sexual offences across the wards. However the necessary conditions have to be guaranteed to fully integrate these individuals into the ward and to ensure successful application of this approach. In particular, the prison staff must be committed to intervene in the case of raise of any hostility against these convicts. There is another approach which includes the measure to conceal the crimes of the detainees and to transfer them to another centre. There are disadvantages as well as the advantages of each of these approaches. The increasing number of the sexual offenders and accused need special protection in the Central Prison. For this purpose, the classification of the convicts play important role. In particular, the convicts and detainees at risk should be determined by the prison administration, and those who are hostile should be kept in separate places. The grouping should be done carefully and people with different political views should be placed separately and adopt other measures to prevent gangs forming among the convicts in the prison.

 

Prevention of ‘Ward Chief (Agha)’ and Gangs

The ward chief (agha) lays the ground for fight, assault and wounding and encourages outbreaks. This has negative effects on detainees and convicts causing psychological pressure, violence and affecting mental health of convicts. This issue needs to be addressed in accordance with the international standard and right to health.

According to the ward chief (agha) system, the ward chiefs bribe to the staff to maintain dominance in the ward. It is important that the administration addresses this issue of bribery and corruption.

Physical and Psychological Pressure

            Another type of violence between convicts and detainees in the prison is the psychological pressure and violence. The issue of the ward chief (agha) needs to be addressed. There are some convicts and detainees that require special supervision.  These individuals are in high risk. It is important to adopt effective classification method to identify these individuals.

            Ward chief (agha) is a convict who puts pressure on other convicts by way of economic power or use of force. (Formerly the ward chiefs derive from bullies who were the convicts with strong physical power, however today they could be convicts who are economically more powerful.) The ward chiefs appear in the prison systems applying ward system. In such cases, the person who declared himself as the ward chief or the person accepted as such can put pressure on the other convicts and detainees, humiliate and ill-treat them and even cause very severe psychological effects on the convicts and detainees.

In the context of ward chiefs (aghas), a team forms up to give power to him and support him. The struggle for power between the candidates of the ward chiefs in the same ward can cause fights and riots that result in death. The ward chief (agha) can also use people under his suppression to commit crime.

            However, the measures that need to be taken to address the issues mentioned above have still not taken which increases the risk of inhuman treatment in the prison. It is important to note that, the measures taken to address these issues should not violate the human rights of people.

 

II. The Right to a Fair Trial

A-     The Right to a Fair Trial in International Law

The UN Universal Declaration of Human Rights (UDHR)

Article 10 and Article 11 of the Declaration include the right to a fair trial. These Articles are as follows:

Article 10:

Everyone is entitled in full equality to a fair and public hearing by an independent and impartial tribunal, in the determination of his rights and obligations and of any criminal charge against him.

Article 11:

Everyone charged with a penal offence has the right to be presumed innocent until proved guilty according to law in a public trial at which he has had all the guarantees necessary for his defence.

No one shall be held guilty of any penal offence on account of any act or omission which did not constitute a penal offence, under national or international law, at the time when it was committed. Nor shall a heavier penalty be imposed than the one that was applicable at the time the penal offence was committed.

 

Article 10 regulates the rights regarding civil and criminal proceedings, while Article 11 regulates the rights regarding criminal proceedings.

European Convention on Human Rights (ECHR)

The right to a fair trial under the ECHR was adopted as one of the basic human rights. Article 6 of the ECHR regulates the safeguards regarding the right to a fair trial. The European Court of Human Rights interprets the right to a fair justice which has an important place in a democratic society. This study will look at the right to fair trial based on this convention. State’s restrictive interpretation of the Article 6 will not fall within the scope and purpose of this provision. The Article is as follows:

Article 6- Right to a fair trial

1. In the determination of his civil rights and obligations or of any criminal charge against him, everyone is entitled to a fair and public hearing within a reasonable time by an independent and impartial tribunal established by law. Judgment shall be pronounced publicly but the press and public may be excluded from all or part of the trial in the interests of morals, public order or national security in a democratic society, where the interests of juveniles or the protection of the private life of the parties so require, or to the extent strictly necessary in the opinion of the court in special circumstances where publicity would prejudice the interests of justice.

2. Everyone charged with a criminal offence shall be presumed innocent until proved guilty according to law.

3. Everyone charged with a criminal offence has the following minimum rights:

(a) to be informed promptly, in a language which he understands and in detail, of the nature and cause of the accusation against him;

(b) to have adequate time and facilities for the preparation of his defence;

(c) to defend himself in person or through legal assistance of his own choosing or, if he has not sufficient means to pay for legal assistance, to be given it free when the interests of justice so require;

(d) to examine or have examined witnesses against him and to obtain the attendance and examination of witnesses on his behalf under the same conditions as witnesses against him;

(e) to have the free assistance of an interpreter if he cannot understand or speak the language used in court.

 

The application field of Article 6 paragraph one is civil and criminal cases, whereas second and third paragraphs are as a rule applied in criminal cases. However, in certain circumstances these paragraphs can also be applied to civil proceedings. Under the Article 6, the right of appeal is regulated. It is also recognised under Article 2 of the ECHR Protocol No.7. The Article is as follows:

Article 2- Right of appeal in criminal matters

1. Everyone convicted of a criminal offence by a tribunal shall have the right to have his conviction or sentence reviewed by a higher tribunal. The exercise of this right, including the grounds on which it may be exercised, shall be governed by law.

2. This right may be subject to exceptions in regard to offences of a minor character, as prescribed by law, or in cases in which the person concerned was tried in the first instance by the highest tribunal or was convicted following an appeal against acquittal.

 

The International Covenant on Civil and Political Rights

 

Article 14 of the International Covenant on Civil and Political Rights also regulates the right to a fair trial. The Article is as follows:

 

Article 14- Right to a fair trial

1. All persons shall be equal before the courts and tribunals. In the determination of any criminal charge against him, or of his rights and obligations in a suit at law, everyone shall be entitled to a fair and public hearing by a competent, independent and impartial tribunal established by law. The press and the public may be excluded from all or part of a trial for reasons of morals, public order (ordre public) or national security in a democratic society, or when the interest of the private lives of the parties so requires, or to the extent strictly necessary in the opinion of the court in special circumstances where publicity would prejudice the interests of justice; but any judgement rendered in a criminal case or in a suit at law shall be made public except where the interest of juvenile persons otherwise requires or the proceedings concern matrimonial disputes or the guardianship of children.

2. Everyone charged with a criminal offence shall have the right to be presumed innocent until proved guilty according to law.

3. In the determination of any criminal charge against him, everyone shall be entitled to the following minimum guarantees, in full equality: (a) To be informed promptly and in detail in a language which he understands of the nature and cause of the charge against him;

(b) To have adequate time and facilities for the preparation of his defence and to communicate with counsel of his own choosing;

(c) To be tried without undue delay;

(d) To be tried in his presence, and to defend himself in person or through legal assistance of his own choosing; to be informed, if he does not have legal assistance, of this right; and to have legal assistance assigned to him, in any case where the interests of justice so require, and without payment by him in any such case if he does not have sufficient means to pay for it;

(e) To examine, or have examined, the witnesses against him and to obtain the attendance and examination of witnesses on his behalf under the same conditions as witnesses against him;

(f) To have the free assistance of an interpreter if he cannot understand or speak the language used in court;

(g) Not to be compelled to testify against himself or to confess guilt.

4. In the case of juvenile persons, the procedure shall be such as will take account of their age and the desirability of promoting their rehabilitation.

5. Everyone convicted of a crime shall have the right to his conviction and sentence being reviewed by a higher tribunal according to law.

6. When a person has by a final decision been convicted of a criminal offence and when subsequently his conviction has been reversed or he has been pardoned on the ground that a new or newly discovered fact shows conclusively that there has been a miscarriage of justice, the person who has suffered punishment as a result of such conviction shall be compensated according to law, unless it is proved that the non-disclosure of the unknown fact in time is wholly or partly attributable to him.

7. No one shall be liable to be tried or punished again for an offence for which he has already been finally convicted or acquitted in accordance with the law and penal procedure of each country.

 

Although the Article 14 is mainly applied to the detection of crime, the general provision in the 1. Clause can be used in deciding “the rights and obligations of the person in a civil case”. Unlike the situation under the ECHR, the full scope of this provision did not constitute a matter of a basic comment.

In contrast to ECHR, the covenant contains regulations regarding the prosecution of the children.

In the application of Munoza Hermoza, the violation in the context of Clause 1, firstly, was identified due to the delays during the trial which were not considered to be reasonable. (views para. 11.3) Contrary to the similar provision in the scope of the ECHR, the expression in Clause 1 carries importance since it does not harbour a precise reference to one element of fair trial which is the time factor.

In addition to Article 14, Article 15, the covenant includes safeguards and rules regarding the right to a fair trial.  These two Articles should be considered together in terms of the right to a fair trial. The Article is as follows:

 

Article 15

1 . No one shall be held guilty of any criminal offence on account of any act or omission which did not constitute a criminal offence, under national or international law, at the time when it was committed. Nor shall a heavier penalty be imposed than the one that was applicable at the time when the criminal offence was committed. If, subsequent to the commission of the offence, provision is made by law for the imposition of the lighter penalty, the offender shall benefit thereby.

2. Nothing in this article shall prejudice the trial and punishment of any person for any act or omission which, at the time when it was committed, was criminal according to the general principles of law recognized by the community of nations.

 

Article 10

Rights of the Detainees

1. All persons deprived of their liberty shall be treated with humanity and with respect for the inherent dignity of the human person.

2.

(a) Accused persons shall, save in exceptional circumstances, be segregated from convicted persons and shall be subject to separate treatment appropriate to their status as unconvicted persons;

(b) Accused juvenile persons shall be separated from adults and brought as speedily as possible for adjudication.

3. The penitentiary system shall comprise treatment of prisoners the essential aim of which shall be their reformation and social rehabilitation. Juvenile offenders shall be segregated from adults and be accorded treatment appropriate to their age and legal status.

 

 

B-     The Right to a Fair Trial in National Law

Although it is not explicitly mentioned in the national law, the issue of the right to a fair trial  is included under Freedom to Search for Right and Way of Legal Jurisdiction.

Freedom to Search for Right and Way of Legal Jurisdiction

Section 17

(1)   Noone, shown to him by this Constitution or in accordance with this Constitution shall be deprived of the right to apply to the court. No matter under which name, it is forbidden to establish judicial committees or exceptional courts.

(2)   Everyone, in the adjudication of citizens’ rights and obligations or any criminal charge made against him, has the right to a fair and public hearing of the case by an independent, impartial and competent court established by the law within a reasonable time. The decision is based on the rationale and is read in an open session.

(3)   In the cases such as national security, constitutional order, public order, public security or public morals or for the benefit of the parties or for the interests of minors and for the  protection of private life where the Court thinks is necessary and where it sees publication is harmful in special conditions for providing justice, the Court can decide for the trial to be partially or completely closed.

(4)   Everyone has the right:

(a)    To be notified of the reasons for his appearance in court;

(b)   To have adequate time to prepare and lay his defence before the court;

(c)    To show his evidence or make his evidence shown or to request for the direct interrogation of the witnesses according to law.

(d)   To employ a lawyer he or his relatives choose and if required in order to ensure fairness and justice, the appointment of a lawyer to defend  him for free as the law directs;

(e)   If he does not understand or speak the language used in the Court, he has the right to the free assistance of an interpreter.

 

In addition to Section 17, Section 18 of the Constitution contains provisions concerning the right to a fair trial. The scope of the right to a fair trial can be determined by considering the two sections. The Section is as follows:

Legal and Personal Punishments and the Accused Rights

Section 18

(1)   Noone can be considered guilty of an act or omission that does not constitute a crime by law at the time it was committed; for any crime, he cannot be punished with a heavier punishment than the law regulates.

(2)   A person who has been acquitted or convicted of an offense cannot be tried again for the same offense. No one, because of the same act or omission, unless that act or omission does not result in death, shall be punished twice.

(3)   No law shall impose a punishment which is not proportionate to the gravity of the offense.

(4)   Everyone charged with an offense shall be presumed innocent until proved guilty according to law.

(5)   Everyone charged with an offense, at least is entitled to the right:

(a)   To be immediately notified in detail of the nature and cause of the accusation
in a language he understands;

(b)   To have enough time and facilities to prepare his defence;

(c)    To defend himself or if he lacks adequate financial facilities and if required in order to ensure fairness and justice, through a lawyer appointed to defend him for free.

(d)   To personally or through a lawyer cross-examine prosecution witnesses and to bring the defense witnesses under the same conditions as the prosecution witnesses and to provide their being questioned;

(e)   To take advantage of the free assistance of the interpreter, if one cannot understand or speak the language used in the Court.

It is prohibited to put the penalty of wholesale confiscation of goods.

 

 The scope of the right to a fair trial and the minimum safeguards regarding the right are clearly stated within the framework of international and national regulations described above. However, the scope of the right to a fair trial and the obligation of the state within this context can be interpreted wider.

The danger of violation of the human rights starts at the moment when the authorities suspect a person guilty of a crime and this danger continues throughout the detention, pre-trial detention, legal proceedings and execution of punishment. International fair trial standards are designed to define and protect all these stages. Article 6 covers the proceedings as a whole. The right to a fair trial is applied not only throughout the proceedings period but also in the stages before and after this period. In the scope of the right to a fair trial, the rules in relation to proceedings, court and accused rights are adopted.

For the purpose of this study, accused rights will be examined in detail below in the context of the right to a fair trial, and the violations in the Central Prison and police stations. In addition to this the rights regarding the hearing and the court will be briefly outlined here.

 

Application Right Instead of Adjudication

Right to Request a Fair Trial

Trial Open to the Public

Right to Trial Within a Reasonable Period

Independence and Impartiality of the Court

 

            As noted above, one of the areas concerning the right to a fair trial is the accusation in punitive character. In this context, there are extra safeguards provided for the people, who have accusation against them who are described either ‘suspect’ or ‘accused’. Some of these safeguards are recognised by the relevant international and national documents. However, the international and national law concerning the right to a fair trial point out the minimum safeguards. In addition to this, the safeguards of the accused are extended in the context of the right to a fair trial based on the case law or the interpretations by the international and national bodies.

 

The Presumption of Innocence

            One of the most important issues to consider when examining the accused rights is the presumption of innocence. The presumption of innocence is the basic rule of the right to a fair trial and criminal procedure. According to presumption of innocence, anyone accused of a crime is innocent until s/he proved guilty. This principle protects innocent person from being punished without a fair trial.

            The presumption of innocence in the international documents and national legislation is regulated as below:

UDHR Article 11(1):  Everyone charged with a penal offence has the right to be presumed innocent until proved guilty according to law in a public trial at which he has had all the guarantees necessary for his defence.

ECHR Article 6(2): Everyone charged with a criminal offence shall be presumed innocent until proved guilty according to law.

The International Covenant on Civil and Political Rights Article 14(2): Everyone charged with a criminal offence shall have the right to be presumed innocent until proved guilty according to law.

The TRNC Constitution Article 18(4): Everyone charged with a penal offence has the right to be presumed innocent until proved guilty according to law.

 

In the context of the right to a fair trial, the presumption of innocence is regulated in the international and national law. According to this the innocence of the people accused of a crime has been accepted and guaranteed as a basic principle.

Proceedings have to be carried out on the presumption of innocence. However, it should be applied at the hearing of evidence, during the trial as well as at the stage of preliminary inquiry. This right is applied to the suspect before the preparation of the information and continues until the final decision.

            First of all, the court must not start its work with the assumption that the accused has committed the crime. The principle of presumption of innocence requires the court members, while performing their duties, not to be biased about the crime committed.

            Besides being binding on the judicial authorities, the presumption of innocence has also a binding character on the other state institutions. This means that the principle foresees positive and negative obligations in practice. These obligations will be given in detail in the following sections on the rights of the detainees. An example under the presumption of innocence could be that, the person should in no way be described as guilty, treated as guilty and forced to confess the crime during interrogation. It is also important that the accused is not handcuffed and held in shackles, kept in cage and with prison clothes in the courtroom.

            During the trial, it is important not to use language to presuppose the accused is guilty.

The presumption of innocence requires judges, and if there are juries not to prejudge the accused. This principle should also apply to other public officials. This right means that public officials, especially the prosecutors and police, should not use language accusing of guilt. Media is also obligated to follow this principle as it can affect the outcome of the case.

            The presumption of innocence prohibits the statements or legal presumptions to be made against the accused. The presumption of innocence as a principle also includes the issue of the accused taking advantage of the suspicion (in dubio pro reo). In order to be found as guilty, a person’s guild has to be proven and s/he should receive a sentence. Otherwise, the accused will use the benefit of doubt and will not be sentenced.

Principles for the Protection of the Persons Detained or Imprisoned In Any Way:

 

Section 36- The presumption of innocence

1.      A person suspected of having committed a crime  or detained on a criminal accusation, is presumed innocent until proved guilty at the end of a public trial where he owns all the necessary safeguards for his defense and is treated accordingly.

 

 

The Scope of the Rights of the Accused and the State’s Obligation

 

 The provisions regarding the right to a fair trial are defined under the international and national documents described above. In the light of these provisions, the rights of the accused are as follows:

 

1.      To be notified in detail of the nature and cause of the accusation against him in a short time and in a language he understands,

2.      To have adequate time and facilities to prepare his defense,

3.      To defend himself or to use help of a lawyer of his choice or if he lacks adequate financial facilities and if required in order to ensure justice, through a lawyer appointed by the court to defend him for free,

4.      To personally or through a lawyer cross-examine prosecution witnesses and to bring the defense witnesses under the same conditions as the prosecution witnesses and to provide their being questioned,

5.      To take advantage of the free assistance of the interpreter, if one cannot understand or speak the language used in the Court. Providing of interpreter is not only important for the accused who does not understand and speak the language spoken in the trial but also it is necessary for the accused that do not speak or understand the language in cases of detention, when charged with a crime and for witnesses heard, deaf and dumb regarding the interpretation of the documents.

 

However, as mentioned above, these safeguards set out only minimum standards. The safeguards that are supported by decisions and interpretations by the international community will be discussed in detail below.

 

Safeguards regarding Interrogation

 

The right to a fair trial, as mentioned above, is binding on the judicial authority at the trial stage, as well as on all the state organs from the moment a person is arrested and detained with the suspicion of a crime.  The interrogation phase is definitely the stage which is most open to the violation of the right to a fair trial. People suspected of having committed a crime or accused of a crime are in a vulnerable position. Their human rights are under risk of violation, for example in the case of torture or other cruel, inhuman and degrading treatment they might be subjected to during the proceedings stage.  They could be subjected to violence during the interrogation stage. Therefore, rules relating to interrogation are specified in most of the international documents, and detainees are provided with additional protection under international law.

            The identity of the suspected should be established before the interrogation, the offence s/he is accused of should be explained and the person should be notified that s/he has the right to choose a defence lawyer who can be present during his/her statement.

 

Prohibition of Torture

            No one should be subjected to torture, inhuman or degrading treatment or punishment. ‘Torture’ is any act by which severe pain or suffering, whether physical or mental, is intentionally inflicted on a person for such purposes as obtaining from him/her, or a third person, information or a confession, punishing him for an act s/he or a third person has committed or is suspected of having committed, or intimidating or coercing him/her or a third person, or for any reason based on discrimination of any kind, when such pain or suffering is inflicted by or at the investigation of or with the consent or acquiescence of a public official or other person acting in an official capacity.

            “Cruel, inhuman or degrading treatment or punishment” is interpreted to substantially protect any person detained or imprisoned who is deprived temporarily or permanently of the use of any of his/her natural senses or including to deprive from being aware of the location and time, against all states of being abused whether physical or mental. No case can be invoked to justify torture or other cruel, inhuman or degrading treatment or punishment. The statement of the person should be based on his free will. In addition to this, a person detained or imprisoned, even with his/her consent, shall not be subject to medical or scientific experimentation that could harm his/her health.

 

The Right Not to be Forced to Confession

            One of the requirements of the presumption of innocence, which was described in detail above, is not to force a person accused of a crime to confess.  No one shall be forced to be compelled to testify against himself or to confess guilt. This prohibition is closely linked with the presumption of innocence and the prohibition of torture and other cruel, inhuman and degrading treatment that put the burden of proof onto the prosecution and is considered as part of prohibitions. In this context, it is prohibited to force someone during the interrogation to confess guilt, to accuse or to force him/her to make a statement against another person by violence, threat, force, pressure or by using interrogation methods that affect his decision making and judgment skills or take unfair advantage of his/her condition.

            The right not to be forced to confess is clearly regulated in basic human rights documents. However, as mentioned above, the presumption of innocence accepted in the context of the right to a fair trial requires the person accused of a crime not only to be treated as ‘innocent’, but also to be accepted as innocent and be treated accordingly.

            The European Court of Human Rights foresees that the prohibition regarding the right not to be forced to confess during police interrogation under Article 6 of the ECHR regarding the right to a fair trial. According to this, these exemptions provide protection against policing with inappropriate force.

            The right not to be forced to confess or testify is a comprehensive right. This right has to be interpreted widely to include the use of direct or indirect, physical or mental pressure by the authorities engaged in search to obtain a confession. It prohibits direct or indirect, physical or psychological force applied by the officials such as torture, cruel, inhuman and degrading treatment and any kind of treatment violating human right. However, police officers most of the time against the principle of presumption of innocence consider detainees as guilty and pressure them to obtain a confession. It is important to note that confession of offense made by the accused is valid only if it is made in the manner without pressure.

 

 

Right to Silence

 

            It is mandatory to inform a person that s/he has right to keep silent as part of statutory rights. The right of the accused to keep silent is an extension of the right not to be forced to confess and testify against oneself.  This right forms the basic requirements of the right not to be forced to confess and the principle of presumption of innocence.

 

 

Record of Interrogation and the Right to Obtain the Record

 

            The information on the duration of the interrogation and times between the interrogation, identities of the officials and other people present during interrogation  written in the record as foreseen in the law. The accused of his/her lawyer has the right to acquire the record of interrogation.

 

 

Right to Complain

 

 If accused has no lawyer, any person who has the knowledge of the situation, has the right to complain about the ill treatment of the accused and in necessary cases bring the complaint to an authority competent to supervise and bring a legal solution. At the request of the complainant, the privacy of the complaint or request is protected. If the request or complaint is rejected or if there is excessive delay, the complainant can bring the issue before the judicial or other authority. A person has the right to make statements about the treatment when s/he was in custody and when he is brought before the judicial authority.

 

Removing of Evidence Obtained by Forbidden Procedures of Interrogation from the File

 

            During the collection of evidence, failure to comply with the rights and safeguards described above has to be taken into consideration. Section 27 states that the violation of these principles should be taken into account when deciding for the acceptability of the evidence collected.

 

Code of Criminal Procedure

 

Prohibited Methods in Taking Depositions and Interrogation:

 

Section 148- (1) Statement should be based on the free will of the suspected and accused.  This shall not be prevented by ill treatment, torture, giving drugs, exhaustion, deception, threats of force or interventions physical or mental or use of some tools.

(2) There shall be no promise of benefit against the law.

(3) The statements obtained by prohibited methods, even if given by consent, cannot be considered as evidence.

(4) The statement taken by the police without the presence of the defense lawyer shall not be considered if it is not verified by the suspected or accused before the judge or court.

(5) When there is a need to obtain new statement about the same incident from the suspected, this process can only be done by the Public Prosecutor.

 

The statements obtained by prohibited methods, even if given by consent, should not be considered as evidence. No one should be forced to make a statement.

Evidence obtained by torture, cruel, inhuman or degrading treatment or any other force method, including confession of the accused, should not be accepted by the courts except for the proceedings against the offenders alleged with application of torture, ill treatment or force. State ensures that such statement is not submitted in any proceeding as evidence, apart from being used as evidence that this statement was taken against the accused people by torture.

            The evidence, including confession of the accused that is obtained by torture or other cruel, inhuman or degrading treatment shall not be used. International standards are broad enough to cover not only statements obtained by torture but also the ones obtained by cruel, inhuman or degrading treatment or punishment.

 

It is envisaged for this process in order to operate correctly:

 

17.2 Removal of evidence obtained by pressure from the file

 

            There are varieties of methods of psychological pressure prohibited for obtaining evidence which impair the validity of the evidence obtained. The Committee of Human Rights has expanded the prohibition on evidence obtained under pressure that “there shall be prohibition on acceptance in a case of the confessions and evidence obtained by torture or other prohibited treatments”. The Committee stated that “the law must indicate that the evidence obtained in any form of pressure is entirely unacceptable.” According to the Committee “the confessions obtained under pressure should be systematically excluded from the hearing.”

 

Prosecutors, who believe that the evidence was obtained by unlawful methods which include serious violation of the human rights of the suspect, should take all the necessary measures to bring those using these methods before justice.

 

 

Detained Accused

 

            In the framework of the right to a fair trial there should be additional safeguards for the accused. These additional safeguards include requirements of the principle of presumption of innocence which is adopted in the context of the right to a fair trial. The rights of accused will be discussed below in the light of the presumption of innocence and the nature of the detention.

 

Detention

 

Detention refers to deprivation of liberty of a person, except in the case of being convicted of a crime.

Detention and Imprisonment

The term detention refers to being deprived of liberty except the case of imprisonment.  The term imprisonment is used to refer to a person deprived of his liberty who is convicted of a crime. While imprisonment is a measure taken which is based on the result of a hearing, detention is to be deprived of liberty during the first and last inquiry of the criminal proceedings.

 

Detention Centre

 

‘Prison’ is the place for execution of punishment for the convicts who are sentenced by the court. On the other hand, ‘detention centre’ is the place where order of arrest by the court is executed.  Therefore there are differences between these two institutions regarding their purpose and their function.

 

Nature of the Detention

 

When the rights of the accused are considered in the context of the right to a fair trial, nature of the detention must be taken into account.

 

The Right to Liberty and Security

 

Detention is the limitation of the right to liberty and security. The right to liberty and security is among the fundamental human rights of people. Nonetheless, this right is not absolute and there are some exceptions under international and national law. International and national law recognise the existence of some conditions that the authorities can put limitations on liberty of person. However, it should be noted that these conditions are limited. International and national law foresee a series of safeguards that guarantee people from not being deprived of liberty in an unlawfully or arbitrarily way and protect against the violation of the rights of the arrested persons. Some of the provisions under international and national law, regardless of the criminal case, are applied to everyone deprived of his liberty. In order to determine the nature of the detention, the conditions for detention should be studied in the context of international and national law.

 

Article 5, Clause 1 of the ECHR under the heading Right to Liberty and Security states that everyone has the right to liberty and security of person. There are also limitations of this right. The relevant clause of Article 5 is as follows:

 

Article 5- Right to Liberty and Security

1. Everyone has the right to liberty and security of person. No one shall be deprived of his liberty save in the following cases and in accordance with a procedure prescribed by law:

(a) the lawful detention of a person after conviction by a competent court;

(b) the lawful arrest or detention of a person for noncompliance with the lawful order of a court or in order to secure the fulfilment of any obligation prescribed by law;

(c) the lawful arrest or detention of a person effected for the purpose of bringing him before the competent legal authority on reasonable suspicion of having committed an offence or when it is reasonably considered necessary to prevent his committing an offence or fleeing after having done so;

(d) the detention of a minor by lawful order for the purpose of educational supervision or his lawful detention for the purpose of bringing him before the competent legal authority;

(e) the lawful detention of persons for the prevention of the spreading of infectious diseases, of persons of unsound mind, alcoholics or drug addicts or vagrants;

(f) the lawful arrest or detention of a person to prevent his effecting an unauthorised entry into the country or of a person against whom action is being taken with a view to deportation or extradition.

 

The provisions above set out the condition for the limitation of this right. The right to liberty and security cannot be limited in any other way, except these conditions.

 

Article 5 continues with the clauses that refer to some rights of the arrested people. The Article continues as follows:

 

2. Everyone who is arrested shall be informed promptly, in a language which he understands, of the reasons for his arrest and of any charge against him.

3. Everyone arrested or detained in accordance with the provisions of paragraph 1 (c) of this Article shall be brought promptly before a judge or other officer authorised by law to exercise judicial power and shall be entitled to trial within a reasonable time or to release pending trial. Release may be conditioned by guarantees to appear for trial.

4. Everyone who is deprived of his liberty by arrest or detention shall be entitled to take proceedings by which the lawfulness of his detention shall be decided speedily by a court and his release ordered if the detention is not lawful.

5. Everyone who has been the victim of arrest or detention in contravention of the provisions of this Article shall have an enforceable right to compensation.

Article 9 of The International Covenant on Civil and Political Rights under the heading Right to Liberty and Security:

Article 9

Right to Liberty and Security

1. Everyone has the right to liberty and security of person. No one shall be subjected to arbitrary arrest or detention. No one shall be deprived of his liberty except on such grounds and in accordance with such procedure as are established by law.

2. Anyone who is arrested shall be informed, at the time of arrest, of the reasons for his arrest and shall be promptly informed of any charges against him.

3. Anyone arrested or detained on a criminal charge shall be brought promptly before a judge or other officer authorized by law to exercise judicial power and shall be entitled to trial within a reasonable time or to release. It shall not be the general rule that persons awaiting trial shall be detained in custody, but release may be subject to guarantees to appear for trial, at any other stage of the judicial proceedings, and, should occasion arise, for execution of the judgement.

4. Anyone who is deprived of his liberty by arrest or detention shall be entitled to take proceedings before a court, in order that that court may decide without delay on the lawfulness of his detention and order his release if the detention is not lawful.

5. Anyone who has been the victim of unlawful arrest or detention shall have an enforceable right to compensation.

 

Article 16 under the heading of the Right to Liberty and Security of the TRNC Constitution regulates liberty and security right. It states that everyone has the right to liberty and security of person and there are the limitations to this right.

 

Liberty and Security of Person

Article 16

(1)   Everyone has the right to liberty and security of person.

(2)   One shall only be deprived of his liberty save in the following cases and in accordance with a procedure prescribed by law:

(a)   the detention of a person after conviction by a competent court;

(b)   the arrest or detention of a person for noncompliance with the lawful order of a court;

(c)    the arrest or detention of a person effected for the purpose of bringing him before the competent legal authority on reasonable suspicion of having committed an offence or when it is reasonably considered necessary to prevent his committing an offence or fleeing after having done so;

(d)   the detention of a minor by lawful order for the purpose of supervision or his lawful detention for the purpose of bringing him before the competent legal authority;

(e)   the detention of persons for the prevention of the spreading of infectious diseases, of persons of unsound mind, alcoholics or drug addicts or vagrants;

(f)     the arrest or detention of a person to prevent him effecting an unauthorised entry into the territory of the Republic or of an alien against whom action is being taken with a view to deportation or extradition.

(g)   the arrest or detention of an alien to prevent his leave of the Republic for the purpose of escaping any financial obligation;

(h)   the detention and execution of citizens of the Republic of multiple nationality in the Turkish Republic of Northern Cyprus , for the crimes they committed against the laws of the other country that they are the nationals of due to the existence of judgments against them and on the condition that there is an enforcement agreement between the Turkish Republic of Northern Cyprus and the other country for judicial help and court verdict.

 

The Article regulates the rights of arrested people:

 

(3)     Save when and as provided by law in case of a flagrant offence punishable with death or imprisonment, no person shall be arrested save under the authority of a reasoned judicial warrant issued according to the formalities prescribed by the law.

(4)     Arrested or detained person’s status, except the revelation of the scope and subject of the interrogation is unfavourable which requires peremptory necessity, is informed to his relatives at the earliest time and rapidly.

(5)     Every person arrested or detained shall be informed at the time of his arrest in a language which he understands of the reasons for his arrest or detention and shall be allowed to have the services of a lawyer of his own or his relatives’ choosing.

(6)     The person arrested shall, as soon as is practicable after his arrest, and in any event not later than twenty-four hours after the arrest, be brought before a judge, if not earlier released.

(7)     The judge before whom the person arrested is brought shall promptly proceed to inquire into the grounds of the arrest in a language understandable by the person arrested and shall, as soon as possible and in any event not later than three days from such appearance, either release the person arrested on such terms as he may deem fit or where the investigation into the commission of the offence for which he has been arrested has not been completed remand him in custody and may remand him in custody from time to time for a period not exceeding eight days at any one time:
Provided that the total period of such remand in custody shall not exceed three months of the date of the arrest on the expiration of which every person or authority having the custody of the person arrested shall forthwith set him free.

(8)     Any decision of the judge under Clause 7 shall be subject to appeal.

(9)   Every person who is deprived of his liberty by arrest or detention shall be entitled to take proceedings by which the lawfulness of his detention shall be decided speedily by a court and his release ordered if the detention is not lawful.

(10)                      Every person who has been the victim of arrest or detention in contravention of the provisions of this Article shall have an enforceable right to compensation.

 

 

 In this context, as a safeguard for the criminal procedure, before stating the nature and purpose of the detention, the purpose of the criminal proceedings have to be specified. Purpose of the criminal proceedings is to investigate whether or not the accused is guilty and enforce punishment if s/he is not found to be guilty. In some cases there is need to take measures based on circumstances and conditions. One of these measures, as described above is detention which is the restriction of person’s liberty for public order with the aim of protecting the public interest.

 

There are provisions in relation to detention in the Criminal Procedure Law (CPL):

Article 9 of the CPL contains provisions on the issue of ‘arrest’. Article 23A will be discussed below regarding custody and detention.

 

Arrest and Search

 

9. (1) In making an arrest, the police officer or other person making the same shall actually touch or confine the body of the person to be arrested, unless there be a submission to the custody by word or action.

    (2) If the person to be arrested forcibly resists the endeavour to arrest him or attempts to evade the arrest, the police officer or other person making the arrest may use all means necessary to effect the arrest.

However, provided that nothing in this subsection contained shall be deemed to justify the use of greater force than was reasonable in the circumstances in which it was employed or was necessary for the arrest of the offender.

    (3) Except when the person arrested is in the actual course of the commission of an offence or is pursued immediately after the commission of an offence or escapes from lawful custody, the police officer or other person making the arrest shall inform the person arrested of the cause of the arrest.

 

 

Arrested Persons to be taken to Police Station or Place for Reception of Arrested Persons

 

       13. Any person who is arrested whether with or without a warrant, shall be taken with all reasonable despatch to a police station or other place for the reception of arrested persons and shall, without delay, be informed of the charge against him. Any such person while in custody shall be given reasonable facilities for obtaining legal advice for taking steps to obtain bail or otherwise for making arrangements for his defense or release.

 

Prevention of the Suspect or Accused to Evade Being Tried Against whom a Prosecution has been started or is carried on 3, 27/1992

 

23A. Any court, regardless of whether arrested or not, can give an order on the conditions stated below to prevent the evade of  a suspect or accused from trial against whom a criminal investigation or prosecution has been started or is carrried on due to acting contrary to existing laws:

The suspect or accused to remain in custody until his case is tried, no matter the conditions but not for more than three months;

       The delivery of the suspect or accused’s passport to the police and the prohibition of his going out the borders of the Turkish Republic of Northern Cyprus within the period determined;

       Release of the suspect or accused on condition of giving of any security to be determined by the court or entering into any recognisance or  both by the suspect or accused personally or one or more people resident in the Turkish Republic of Northern Cyprus found suitable by the Court or the Registrar.

       Residing of the suspect or accused at a particular region or not going out of that region without permission.

            To appear to a police station on the appropriate conditions determined by the Court.

           

Remand in Police Custody

 

       24. Where it shall be made to appear to a judge that the investigation into the commission of an offence for which a person has been arrested has not been completed, it shall be lawful for the judge, whether or not he has jurisdiction to deal with the offence for which the investigation is made, upon application made by a police officer, not below the rank of an inspector, to remand, from time to time, such arrested person in the custody of the police for such time not exceeding eight days at any one time as the Court shall think fit. The day following the remand is counted as the first day.

 

            Liberty and security of person is guaranteed under international and national regulations, and arrest only taken as a necessary measure based on “reasonable doubt of a person to have committed a crime”, protect a witness and in the cases if a person poses serious risk of damaging others. The presumption of release pending trial and the legality of detention will be explained below.

 

The Presumption of Release Pending Trial

            Detention of a person while being tried is not the general rule, detention should be taken as a measure only when it is necessary. However, the concept of ‘necessity’ should not be narrowly interpreted.

Detention is not taken as a measure in the process of the preparation of investigation or in the case when the information is not sufficient to justify his detention. However, detention will be required to prevent escape, interference with witnesses or to prevent other crimes to be committed. In addition to this, if there is no other way to stop a person who poses a clear and serious risk to society, his/her detention is feasible. The circumstances for the detention have to be necessary and reasonable and follow the rules under international and national law. Measure of detention should be applied as a last resort in the criminal proceedings for the investigation and alternative measures to the detention should be applied at the earliest stage possible.

            The duration of detention should be as short as possible. An accused person, when being tried, unless a judicial or other authority decides otherwise for the interests of justice, has the right to be released in accordance with the law. The authority should always confirm that detention is taken as measure out of necessity.

 

Legality of Arrest

            The measure of arrest can only be implemented in accordance with the law. Arrest can only be made in accordance with the provisions of the law by the authorised officers. No one can be taken arbitrarily into custody, arrested or detained.  The procedures regarding the implementation of measure of arrest should follow the rules regarding this matter.

A person can only be deprived of his liberty in accordance with the procedures prescribed by law. These procedures must not only comply with domestic law, but at the same time with international standards. International documents forbid arbitrary arrest. Therefore International law protects against authority’s abuse of power and sets out the conditions for arrest. The phrase ‘arbitrary arrest’ means arrest that is made against the law. The procedures for arrest should be in accordance with domestic law and respect international standards.  Violation of human rights is more likely to occur if the domestic law is open to interpretation and vague. In addition to this, there is the case when people are taken into custody in accordance with the law but not released when the reason behind their arrest becomes invalid or in other cases they are still kept even after the decision of judicial authority for the release of the former suspect.

           

            The arrest should be made by person who is authorised.  These powers are subject to the supervision of a judicial or other authority. In this context, states should lay down rules in their national law setting out the rules for officers who implement the measure of arrest. State should determine the conditions for an arrest order and should establish a clear hierarchy of rules that tightly controls all law-enforcement officials authorised to arrest and to take into custody, to undertake supervision, transportation and imprisonment.

 

Principles for the Protection of the Persons Detained or Imprisoned In Any Way::

 

Section 32- Right to Appeal Against Legality of Detention

1.      According to domestic law, a person detained or his lawyer always have the right to appeal against the legality of the detention and if the detention is not legal have the right to apply for his immediate release to judicial or another authority.

2.       The action in the first paragraph of this principle will be a simple case that can be carried on a quick manner and legal fees are not charged to detained people with no sufficient financial means. Authorities detaining a person, without causing any unreasonable delay, should bring this person before the authority which controls the legality of detention.

 

Purpose of the Detention

 

The main objective of implementation of detention measure is the public interest. This measure as stated above is generally implemented in two cases. One of these cases is the case when the accused is suspected to escape. In this case, this measure is taken so that the accused to be present during the proceedings. The purpose of detention is to ensure a healthy and effective investigation of the incident and the evidence related to the incident. In some cases when the accused is suspected of concealing the evidence, detention is taken as a measure to help with the investigation. The judicial authority decides on the detention of accused. Detention constitutes only a temporary measure. The measure of detention could be adopted to ensure accused is present before the court. Preventive detention cannot be considered as a measure for punishment before the trail.

 

It is important to distinguish the concepts of ‘detainee’ and ‘convict’. The word ‘detainee’ describes the person against whom there is no final judgement and who has not yet proved guilty, but deprived from freedom by the order of Court as a preventative measure. On the other hand, the word ‘convict’ describes the person who is proved guilty and in this case deprivation of liberty is applied as part of the punishment this person is liable to. It is important that state’s right to enforce punishment for the interest of public and public order such the measure of deprivation of liberty should respect the fundamental rights and freedoms such as the principles of human dignity and the rule of law.


The Rights of Detained Accused and the State's Obligation

            The procedure and practise of detention of the accused should expect right so accused and follow international safeguards.

Detainees, besides the above mentioned rights, have other additional rights. These additional safeguards can be divided into two main groups. The first relates to the detention conditions. Detainees should be kept separate from convicts. In addition to this, different set of rules should be applied to the case of detainees and convicts.

C-     Violations Relating to the Right to a Fair Trial in North Cyprus

In the case of the Central Prison detainees and convict should be subjected to different set of rules which considers the difference between convicts who are proved guilty and detainees who are yet to prove to be guilty. There should be different buildings which detainees are kept and therefore convicts and detainees should not be kept together. In this report, two elements will be examined regarding the purpose and nature of detention and the presumption of innocence which will define rights of detainees and identify violations in the Central Prison.

       According to the Regulations of Prisons, there are special provisions regarding detainees which are implemented and therefore are not effective. According to Section 79 of the Regulations of Prisons, those detained for a trial should be kept separate from others such as convicts. Nonetheless, the Central Prison was built this provision in mind and it has a separate section for detainees. However, these sections due to inadequate resources are not used anymore that results in detainees and convicts are kept together. Moreover, the detainees are not allocated even a separate ward and are kept in the same ward with convicts.

            The objective of detention, as stated above, is to ensure effective investigation of the case. The purpose of detention is not to punish and protect the accused. It is important that state respects human rights and the presumption of innocence.

In the case of detainees, they must be kept separate from convicts and subjected to different rules and treatment. In other words, the detainees whose guilt is still not proven should not be treated as guilty. This necessity is the requirement of right to a fair trial which is foreseen by the principle of the presumption of innocence. There are provisions in the Regulations of Prisons which refer to the importance of the principle of the presumption of innocence which grants some privileges to detainees. Under Section 80 of this Regulation, detainees can obtain or buy food, clothing, bedding or other necessary goods for themselves when necessary. Under Section 83 of this Regulation, sets out the category of whom the detainees have right to contact during times convenient for them. It is envisaged that for the detainees to see their lawyers alone According to Section 137 of the Regulations under the heading of General Cleaning, all convicts and detainees are compelled to keep their clothes clean and be well-behaved, and comply with the internal regulations on this purpose. Convicts might be compelled for the cleaning of the prison or to do other jobs. Detainees waiting for their trials are expected to clean their own cells and make up their beds.

            As stated in the previous sections, detention in custody is not the aim, but only means of exercising jurisdiction. It is a very serious measure among the criminal procedure measures since it results in the deprivation of liberty of accused. While respecting the public interest, detention should only be applied to fulfill its objective under the legislation. It should be provided that the detainees are not affected in any other way with the application of this measure. Detention is not a punishment and people who are detained are not proved guilty. Therefore It is important to note that people who are detained might not be found guilty at the end of their trial.

            According to this study there are violations of right of detainees based on the practise that detainees are kept together with convicts. In addition to this condition of detention are worsening. The practice of detention in the Central Prison contradicts with the objectives of presumption of innocence and detention. None of privileges given to detainees under the law are granted in practise. According to the prison authorities this is caused by lack of infrastructure such as in adequate prison building. It is important to note that treating a detainee as if /she is a convict certainly affects the person psychologically. Authorities have to take immediate action against the application of practise which lacks any legal justification and violates the human rights of detainees.

 

Detainees Detained for Trial

79. Those detained for trial are kept as separate as possible from convicts.

Food etc.

80. The detainees, on condition of examination and adherence to regulations approved by the director, can obtain or buy food, clothing, bedding or other necessary goods for themselves when necessary. However, no part of this food, bedding or other necessary goods can be sold or transferred to another detainee and such a detainee acting against this clause will be prohibited from buying food or other necessary goods for a period deemed appropriate by the Director. But, he is given the same food and goods with the ones given to convicts.

 

Prison Food

 

81. Detainees who do not provide food for themselves are given the food determined under section 141.

 

They Can Wear Prison Clothes

 

       82. The detainees may be required to wear prison clothes when their own clothes are no sufficient or not suitable for use or kept for the purposes of justice.

 

Contact with Others

 

       83. Necessary measures are taken for the entry of people that the detainees wish to contact in convenient times and according to necessary classifications. It is envisaged that for the detainees to see their lawyers alone, it will be observed to be according to the rules of justice. However, contacts, in the case of misuse of the privileges of law for a period determined by the District Governor, depends on the temporary abolition of privileges by the Director.

 

Serving the Notice

 

       84. When the notice of notification or writs in any case that need to be served to a Plaintiff who is likely to be detained in the prison without conviction are submitted to the prison, notices are allowed under necessary restrictions to prevent undue communication of the notice officer with the detainee.

 

Preparation of the Defence

 

       85. For the preparation of the defence of any accused under custody who does not obtain the services of a lawyer or his friend, the Director may allow him to go to court under supervision to issue a summons.

 

Notice of Summons

 

       86. On the condition to be abide by any authority relating to the free notice of summons, the accused takes all the necessary measures for the notice of summons, or if he wants to be notified by the police,

 

 

Crimes Committed by Those Detained for Trial

 

87. The Director, according to the situation, under sections 146 and 147 can take action about a person detained for trial who has committed a crime shown in the annexes B, C and D and can duly punish the detainee; for this purpose the privileges under section 80 are removed. However, no rule contained in this section prohibits the accused to be charged before the Court. But, the accused cannot be charged with any offence for which an action has been made pursuant to this section.

 

Part III

Conclusion

            There are serious violations regarding detainee rights in the northern part of Cyprus. Human rights of suspects and convicts are violated during interrogation and trial.

            There are serious violations against the prohibition of torture and ill treatment. There are findings that torture is systematically used as a method of interrogation in the Police Forces. State has not yet taken any measure to investigate the allegations of torture and to punish the perpetrators and to prevent torture. State fails to take necessary legislative and administrative measures to address this problem. Therefore state fails to fulfill its obligations under international and national documents discussed above.

            There are serious cases related to ill treatment in the Central Prison.  It is important to address the problems arising from the conditions such as crowded and unsanitary wards in which convicts and detainees are kept. There are issues of lack of effective health services in the Central Prison. These constitute serious violation of rights of convicts and detainees.

There are violations in relation to the right to a fair trial. Violations occur during the interrogation stage and regarding the presumption of innocence, the right to silence, the right not to be forced to confession, prohibition of torture, the right to a lawyer regarding fair trial. Violations also occur in relation to the use of unlawful evidence obtained as a result of torture at the trial stage.

The right to a fair trial of the accused is violated during the trial stage by the Central Prison. As explained above, According to presumption of innocence, anyone accused of a crime is innocent until s/he proved guilty. In this context, keeping detainees and convicts together and subjecting them to equal rules and procedures violate the right to a fair trial.

However, the state does not have political will and has not put forward an action plan to address the violations.

In addition to this, It is important that certain professional groups who have a key role to protect the rights of detainees such as lawyers and doctors and organisations related to these occupational groups, should take more active role.

Finally, it should be noted that the issue of recognition of the TRNC affects the formation of monitoring mechanism which could increase role of international community in prevention of human rights violations in the island.

 

Avrupa Konseyi, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişikin Sözleşme(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi), 1950.

AİHM, Engel ve Diğerleri Hollanda’ya karşı, 8 Haziran 1976.

AİHM, Delcourt Belçika’ya karşı 17 Ocak 1970.

 

AİHM, Deweer Belçika’ya karşı, 27 Şubat 1980.

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CAT).


AİHM, Weber İsviçre’ye karşı, 22 Mayıs 1990.

AİHM, Barberá Messegué ve Jabardo İspanya’ya karşı, 6 Aralık 1988.

Adil Yargılanma Hakkı, Uluslararası Af Örgütü.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, “Avrupa Cezaevi Kuralları” Başlıklı (87) 3 No’lu Tavsiye Kararı, 1987, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/413-433.pdf, son erişim: 19/03/2012.

 

Avrupa Konseyi, İşkencenin Ve Gayri İnsani Ya Da Küçültücü Ceza Veya Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 1987, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/363-370.pdf, son giriş: 15/03/2012.

AİHM, Murray v. Birleşik Krallık, (41/1994/488/570), 8 şubat 1996.

Avrupa Konseyi, Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), CPT Standartları, CPT/Inf/E (2002) 1 - Rev. 2010.

AİHM, Kelly v. Jamaika, (253/1987), Nisan 1991; İnsan hakları Komitesi, (A/46/40) 1991 ; Conteris v. Uruguay, (139/1983) 17 Temmuz 1985, 2 Sel.Dec.168 ; Estralla v. Uruguay, (74/1980)  29 Mart 1983, 2Sel.Dec. 93.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Herhangi Bir biçimde Tutulan Veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü, 1988, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/255-265.pdf, son giriş: 07/03/2011.

 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Ekonomik, Sosyal ve Ekonomik Haklar Sözleşmesi, 1992.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 20 No’lu Genel Yorum: İşkence ve Kötü Muamele Yasağı,1992.

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi,13 No’lu Genel Yorum: Eğitim Hakkı, 1999.

 

Birleşmiş Milleter Genel Kurulu, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Insanlık dışı veya Onur kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Karşı Sözleşme, 1984.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, 1948.

Birleşmiş Milleter Genel Kurulu, Herkesin İşkenceye ve Diğer Zalimane, Insanlık dışı veya Onur kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasına dair Bildiri, 1975.

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite (CAT).

 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Herhangi Bir Biçimde Tutulan Veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasi Için Prensipler Bütünü, 1988, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/255-265.pdf, son giriş: 11/03/2012.

 

Birincioğlu, Ali, İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarına Yönelik Şüpheli ve Sanık Hakları El Kitabı, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Ankara, 2005, http://www.ihb.gov.tr/Yayinlarimiz/supheli_ve_sanik_elkitabi.pdf, son giriş: 09/03/2012

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Savcıların Rolüne Dair İlkeler, 1990, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/307-312.pdf, son giriş: 16/3/2012.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, 1966.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Hapis Dışı Önlemlerle İlgili Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Tokyo Kuralları), 1991, http://www.cte-ds.adalet.gov.tr/menusayfalari/bilgibankasi/tavsiyekararlari/14.pdf, son giriş: 14/03/2012

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele Veya Cezaya Karşı Sözleşme, 1984,http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/37-51.pdf, son giriş: 15/03/2012

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri, 1992, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/299-305.pdf, son giriş: 15/03/2012.

Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, Oğuz Sancaktar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2004.

İşkenceyi Önleme Komitesi, Yüksek Güvenlikli Birimler

 

İşkenceyi Önleme Komitesi,Tutuklular Arası Şiddetin Önlenmesi

 

İnsan Haklarinin Kavramsal Temelleri, İnsan Hakları Eğitim Dizisi/1, İnsan Hakları Derneği Yayınları, 2000.

 

 

İnsan Hakları Komitesinin Nihai Gözlemleri: Gürcistan, UN Doc: CCPR/C/79/Add.75, s. 26, 5 Mayıs 1997.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ceza Muhakemleri Usul Yasası.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cezaevleri Tüzüğü.

Kurt, Mehmet, Cezaların İnfazı ve Ceza İnfaz Kurumlarının Sorunları, Adalet Yayınevi, Ankara, 2007.

 

Nuala Mole ve Catharina Harby, Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları Kitapçıkları, N0:3, Avrupa Konseyi, http://www.yargitay.gov.tr/abproje/belge/kitaplar/AIHS_mad6_AdilYargilanma.pdf, son giriş: 12/03/2012.

Raija Hanski, Martin Scheinin, İnsan Hakları Komitesi’nin Emsal Kararları, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2005.

 

Roagna, Ivana, Adil Yargılanma Hakkı Seminer Notları.

Sevimli, Zekeriya, Ceza İnfaz Kurumlarında Güvenlik, T.C. Adalet Bakanlığı, Ankara, 2000.


Türkiye Cumhuriyeti Ceza Muhakemeleri Kanunu.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü,1988.

Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlülüğü, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011.

“49 Delici Alet, 3 Bıçak, 6 Cep Telefonu Bulundu”, Aral Moral, Kıbrıs Gazetesi