Top Module Empty
Anasayfa arrow Belgeler arrow Makaleler arrow KKTC'de İnsan Ticareti ve Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi
KKTC'de İnsan Ticareti ve Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 25 Ekim 2008

KKTC`de İNSAN TİCARETİ  VE HUKUKİ AÇIDAN DEĞERLENDİRMESİ

         İnsan Ticareti global bir sorun olmakla birlikte KKTC`de de mevcut olan ve henüz çözümü için kayda değer bir adım atılmamış ciddi bir suçtur, bir diğer tabirle “modern köleliktir” . Kadın ticareti, insan ticaretinin en büyük ayağını oluşturmakta ve bunun KKTC`deki yansıması olarak gece kulüpleri karşımıza çıkmaktadır.

          İnsan ticareti kavramına ve KKTC’deki mevcut duruma değinmeden önce, ilk olarak bu konudaki terim karmaşasının giderilmesi gerekmektedir. Gerek basında gerekse kamuoyunda bu konu ile ilgili ciddi bir bilgi eksikliği vardır ve insan ticareti (trafficiking in persons) kavramı göçmen kaçakçılığı (smuggling) kavramı ile biribirine karıştırılmakta, bundan öte insan ticareti olgusu, göçmen kaçaklığı olgusunun içinde kaybolmaktadır. Böylelikle, insan ticareti göz ardı edilerek, “fuhuş” ön plana çıkarılmaktadır. Halbuki KKTC’deki gece kulüpleri ve mevcut durum incelendiğinde, salt fuhuşun değil insan ticaretinin söz konusu olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, söz konusu karmaşıklığı gidermek için iki kavramı da tanımlamak gerekmetedir. Şöyle ki, göçmen kaçakçılığı, insanların daha iyi şartlarda yaşama, iş bulma veya yaşadıkları ülkedeki siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar gibi nedenlerden dolayı göç etme istek ve zorunlulukları sonucu bulundukları ülkeden yasa dışı yollarla başka ülkelere gitmeleri veya götürülmeleridir. İnsan ticareti ise,  kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması ve teslim alınmasıdır. İnsan ticareti ile göçmen ticareti arasındaki en temel farklılık göçmen kaçakçılığı kamu düzeni ve devlete karşı işlenen bir suç olmasına karşın, insan ticareti kişilere karşı işlenen ve insan haklarını ilgilendiren bir suçtur. Bu konuyla iligili olmamakla birlikte, bir başka önemli algılama yanlışlığı “mülteci” kavramı ile “göçmen” kavramı arasında mevcuttur. Mülteci, ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişidir. Söz konusu terimler kısaca tanımlandıktan ve ayrımı yapıldıktan sonra, insan ticareti kavramını detaylı bir şekilde ele almak gerekmektedir.        

        İnsan ticareti, uluslararası düzenlemeler kapsamında bir suç olmakla beraber bir insan hakkı ihlalidir. Aslında daha doğru bir tabirle, birden fazla insan hakkı ihlalinin bütünüdür. Çünkü, insan ticareti mağduru kadınlar ve kız çocukları, zorla kaçırma, hürriyetin kısıtlanması ve seyahat özgürlüğünün reddi, psikolojik tehdit, dövme ve tecavüz dahil işkence ve kötü muamele gibi insan hakkı ihlallerine maruz kalmaktadırlar. Kimi zaman ise seyahat ve kimlik belgeleri ellerinden alınmaktadır. Bu insan hakkı ihlalleri, ilk başta insan tacirleri tarafından varış ülkelere ulaşıncaya kadar yapılmaktadır. Daha sonra ise “çalıştırılacakları” yerlere teslim edildiğinde “patron” ları tarafindan devam etmekte, kurbanların tüm bu kötü muamelelere herhangi bir tepki vermesi halinde ise ciddi şekilde artmaktadır. Ne yazık ki, tüm bu ihlaller kimi zaman polis ve diğer yetkililer tarafından da devam edebilmekte, bununla birlikte insan ticareti kurbanı kadınlar ve kız çocukları fuhuş suçlamasıyla karşı karşıya kalabilmektedir.

         KKTC’nin, cinsel istismar amacıyla Doğu ve Orta Avrupa’dan ticareti yapılan kadınların varış yerlerinden biri olduğu ve kadın ticaretinin KKTC’de mevcut olduğu sarihtir. KKTC`deki bu konudaki en büyük eksiklik, insan ticaretini tanımlayan ve cezalandıran herhangi bir yasal duzenlemenin bulunmamasıdır. Sorunun çözümünde ilk başta atılması gereken adım, yasal olarak sorunun tanımlanması ve suç sayılmasıdır. Bu şekilde, insan ticaretinin varlığının tespiti mümkün olacak ve bununla birlikte suçlular cezalandırılabilecektir. Bu bağlamda, Sınıraşan örgütlü suçlara karşı Birleşmiş Milletler sözleşmesine ek insan ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin önlenmesine, durdurulmasına ve cezalandırılmasına ilişkin protokolde insan ticareti, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar  amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması olarak tanımlanmıştır. İstismar teriminin ise, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, köleliği veya organların alınmasını içereceği  ve  insan ticaretinin yukarıda belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde, mağdurun bu istismara razı olup olmamasının, durumu değiştirmeyeceği öngörülmüştür. Buradaki önemli nokta, insan ticaretinde mağdurun rızasının söz konusu olmayışıdır. Çünkü, KKTC’deki fiili duruma baktığımızda, insan ticareti mağduru kadınlar “hayat kadını”, gece kulupleri “genelev” amiyane tabirle “gabare”, içinde bulundukları durum ise salt “fuhuş” olarak niterelendirilmekte ve böylelikle mağduriyetleri, ihlal edilen insan hakları  göz ardı edilmektedir. Halbuki, buradaki fuhuş olgusu insan ticareti mağdurlarının rızası olmuş olsa dahi, insan ticaretinin sadece bir amacını ve dolayısıyla bir unsurunu oluşturan cinsel istismarı teşkil etmektedir. KKTC’deki gece kulüplerinde çalışan kadınlarını, hayat kadını olarak tanınlamak yapılacak olan en büyük yanlıştır. Hayat kadınlığı bir diğer tabirle “seks işçiliği”, kendi vucut bütünlüğü üzererinde hak sahibi ve karar verme yetisi olan yetişkinler arasında para veya mal karşılığında ve herhangi bir zor kullanma olmadan kişinin kendi rızasıyla gerçekleştirilen cinsel hizmet alışverişidir. Hayat kadınlığının bir meslek olarak kabul edilebilirliği ayrı bir tartışma konusudur ve insan ticareti ile alakalı değildir. Çünkü, mevcut duruma bakıldığında, insan ticareti mağduru kadınlar, hayat kadını değil “köle” statüsündedir. Mağdur kadınlar, KKTC’ye getirilinceye kadar meydana gelen masrafları için patronlarına karşı borçlandırılmakta ve bu şekilde ilk etapta patronlarına olan borçları için zorunlu olarak çalıştırılmaktadırlar. Attıkları her adım patronlarının iznine bağlı olmakta, şiddete ve benzeri kötü muamelelere maruz kalmaktadırlar. Ayrıca, gayri insani koşullarda yaşamak zorunda bırakılmakta, ülkelerine dönmek isteseler bile bu mümkün olamamaktadır. İnsan ticareti mağduru kadınlar en temel insan haklarından ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmaktadırlar. Birleşmiş Milletlerin insan ticaretine ilişkin söz konusu protokolu, insan ticareti konusunda en temel uluslararası düzenleme olmakla birlikte, Türkiye ve Güney Kıbrıs da dahil olmak üzere birçok ülke tarafından onaylanmış ve mezkur protokolun gerekleri, protokolu onaylayan devletler tarafınca kendi iç hukuklarında gerçekleştirilmiştir. Şöyle ki, Türkiye 2003 yılında söz konusu protokolu onaylamış ve daha sonrasında TCK’ya eklenen madde ile insan ticareti ve unsurları tanımlanarak suç sayılmıştır. Ayrıca 2004 yılında, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı çözüm getirmesi için referandumlara sunulan, BM’nin çözüm planında ya da diğer adıyla Annan planında, insan ticareti, sözkonusu protokol hükümlerine atıfta bulunulmak suretiyle ele alınmıştı. Mezkur protokol, insan ticaretinin  sadece suç sayılmasına ve insan tacirlerinin cezalandırılmasına ilişkin olmayıp, insan ticaretinin önlenmesine ve mağdurların korunmasına ilişkin hükümlere ve alınması gereken tedbirlere de yer vermekte ve bunun önemini vurgulamaktadır. İnsan ticareti, sadece Birleşmiş Milletler’in yukarıda bahsi geçen protokolünde değil, birçok başka uluslararası sözleşmelerde de ele alınmıştır. İnsan ticaretinin içerdiği bir çok unsur, zaten birbirinden bağımsız olarak insan hakkı ihlallerini içermekte ve tüm bu unsurlar yukarıdaki tanımdan hareketle öngörülen koşullarda ve amaçlarda gerçekleştiğinde insan ticareti suçu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, insan ticaretine çoğunlukla kadın ve kız çocuklarının maruz kaldığını göz önünde bulundurursak, kadın ticaretinin kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın en ağır biçimlerinden biri olduğunu da söylemek mümkündür. 

        Yukarıda da belirtildiği üzere, KKTC’de insan ticaretini düzenleyen herhangi bir yasa bulunmamaktadır. KKTC ile ilgili olarak acil ve ivedikle insan ticaretini tanımlayan ve suç sayan yasanın çıkarılması veya mevcut ceza yasasına bu konuyla ilgili bir madde eklenmesi gerekmektedir. Buradaki önemli nokta, insan ticaretinin unsurlarını detaylı bir şekilde belirtilmesinin gereğidir. Ancak bu şekilde, insan ticareti suçunun tespiti ve diğer suçlardan ayrımı mümkün olacaktır. Yukarıdaki tanımdan hareketle, insan ticareti suçunu ceza hukuku açısından değerlendirecek olursak; suçun maddi unsurunu kadın, çocuk veya diğer insanların temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması ve teslim alınması oluşturmaktadır. İnsan ticareti suçu bağlı hareketli bir suçtur. Şöyle ki, söz konusu hareketlerin kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde  zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak suretiyle yapılması gerekmektedir. Yani, belirtilen harekletlerin insan ticareti suçunu oluşturması için, bu hareketlerin bu araç fiillere başvurularak yapılması gerekmektedir. İnsan ticareti suçu ancak kasten işlenebilir. Failde özel kastın bulunması gerekir. Özel kastın varlığı için de, failin yukarıda sayılan hareketleri, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, köleliği veya organların alınmasını sağlamak saikiyle (amacıyla) işlemesi gerekmektedir. İnsan ticaretinin diğer suçlardan ayırt edici şekilde tüm unsurlarıyla tanımlanmasının yanında, suç caydırıcı nitelikte ağır müeyyidelere tabi kılınmalıdır. İnsan ticaretinin tanımı, suçun tespitinde önem taşımakta, cezalandırılması ise caydırıcı rol oynamaktadır. Ancak, bu aşamada yargılamayı zorlaştıran noktalar olacaktır. Şöyle ki, insan tacirlerini yargılayabilmek için mağdurların tanıklığına ihtiyaç duyulacaktır; mağdurun tanıklığı yargılama aşamasında büyük rol oynamaktadır. Ancak, kadınların görmüş olduğu şiddet kötü muamele ve tehdit faktörü, mağdurların insan tacirleri aleyhine tanıklık yapmalarını zorlaştırmakta, neredeyse imkansız kılmaktadır. Bu nedenle yasal duzenlemeler getirilirken, bu durumu minimize edecek önlemlerin de alınması gerekmektedir. Örneğin, tanıklık yapmaları ve şikayetçi olmaları durumunda korunma programları hazırlanmalı, korunma ve barınma yerleri açılmalıdır. Ayrıca, suçun etkin bir şekilde kovuşturulmasını ve soruşturulmasını sağlamak amacıyla gerekli tedbirler de alınmalıdır. Bu bağlamda, ilgili kurum ve kuruluşların kapasitesinin artırılması, özellikle mağdurlarla ve suçla bire bir bağlantı içinde olacak olan yargı mercilerinin ve polisin bu konuda eğitilmesi gerekmektedir. Özellikle, suç ve kapsamı hakkında verilecek olan eğitim, suçun tespitinde hayati önem arz eden veri ve emare teminini etkin kılacaktır.

          İnsan ticareti ile ilgili cezai düzenlemelerin getirilmesi insan ticareti ile mücadelede yeterli değildir. Ancak, henüz tanımı bile yapılmayarak ülkemizde yok sayılan bu suçla ilgili olarak atılması gereken ilk adımdır. Yasal düzenlemelerin yanısıra mağdurların korunması ve bulundukları koşullardan kurtulabilmesi için de bazı tedbirlerin alınması, mağdur koruma programlarının düzenlenmesi de gerekmektedir. Bu bağlamda, mağdurların ulaşabilecekleri etkin telefon hatları kurulmalı ve mağdurlar sözkonusu telefon ile ilgili bilgilendirilmelidir. Mağdurların müracaat edebilecekleri danışma merkezleri açılmalı, hukuksal destek sağlanmalı, ülkelerine gönüllü dönüşleri teşvik edilmeli, içinde bulundukları olumsuz koşullardan kurtulabilmeleri için kendilerine yardımda bulunulmalı, etkin iletişimi sağlamak amacı ile kendi dillerinde tercüme imkanı sağlanmalı ve bulunduğu ortama uyumu kolaylaştırılmalıdır. İnsan ticaretinin en büyük nedeni mağdurların kendi ülkelerinde bulundukları zor ekonomik koşullardır. Bu nedenle, insan ticareti mağdurlarına iş imkanı sağlamak, insan ticareti ile mücadelede ve mağdurları bulundukları koşullardan kurtarmada etkin bir rol oynayacaktır. Tüm bunların yanında, mağdurların korunması, rehabilite edilmesi, tıbbi ve psikolojik destek sağlanması ve barındırılarak ihtiyaçlarının karşılanması için sığınma evi kurulmalıdır. Ancak, tüm bu tedbirler insan ticaretinin önlenmesi konusunda yardımcı ve ikincil çözumler olup esas ve en temel olarak, insan ticaretini tanımlayan ve cezalandıran yasal duzenlemelerin getirilmesi gerekmektedir. 

         İnsan ticareti ile ilgili yasal düzenlemelerin ve mağdurların korunmasına ilişkin tedbirlerin yanısıra, toplumun bu konu ile ilgili bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Toplumumuzda, bu konu ile ilgili ciddi bir bilgi eksikliği vardır. Bilgi eksikliği ise akabinde toplumsal duyarsızlığı getirmektedir. Halbuki, insan ticareti ile mücadelede toplumsal duyarlılık çok büyük bir önem teşkil etmektedir. Gece kulüplerindeki mevcut durum, ahlaki bir sorun değil bir insanlık ayıbıdır. Gece kulüplerinde çalıştırılan kadınlar, hayat kadını değil bu insanlık ayıbının mağdurlarıdır. Bu konu ile ilgili olarak, bilinçlendirme ve bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verilmesi ve kamuoyunda farkındalığın ve duyarlılığın arttırılması gerekmektedir. Sorun kamuya tanıtılırken, hem suç hem de insani boyutuna dikkat çekilmelidir. Bu bağlamda, yetkililere, basına ve sivil toplum örgütlerine büyük rol düşmektedir.Ayrıca,insan ticaretinin küresel bir sorun olması nedeniyle, bu suç ile mücadelede uluslarararası işbirliği çok önem taşımaktadır. Ancak, ne yazıkki mevcut çözümsüzlük ve KKTC’nin tanınmama durumu nedeniyle, bu işbirliğinin maksimum düzeyde gerçekleştirilmesi mümkün olamamaktadır.

          KKTC’de insan ticareti ile ilgili olarak değinilmesi gereken bir diğer husus, yürürlükte olan 7/2000 sayılı Gece Kulüpleri ve Benzeri Eğlence Yerleri Yasasıdır. Söz konusu yasa,  insan ticaretini düzenleyen bir yasa değil mevcut gece kulüplerinin yapısını ve işleyişini düzenleyen ve belli kurallara tabi tutan bir yasadır. Bu noktadaki bir diğer önemli husus, yasaya aykırılığın söz konusu oluşudur. Çünkü, 7/2000 sayılı yasada “gece kulübü”, müzikli eğlence programları düzenleyen otel dışındaki herhangi bir alkollü içki satışı yapan ve konsomatris çalıştıran eğlence yer olarak tanımlanmıştır. Ancak, buradaki kadınların konsomatrislikten öte fuhuşa zorlandığı ve/veya fuhuş için çalıştırıldığı açıktır. Buradaki bir diğer önemli eksiklik, söz konusu aykırılığın tespiti icin kayda değer bir şekilde denetimlerin yapılmamasıdır. İnsan ticareti suçunu tanımlayan herhangi bir düzenleme KKTC’de mevcut olmadığı cihetle insan ticareti ile herhangi bir resmi veri elde edilmesi de mümkün değildir. Ancak, mevcut yasa kapsamında denetimler ciddi bir şekilde yapılmış olsa fuhuş ve dolayısıyla yasaya aykırılığın tespiti mümkün olacaktır. Bunun yanında, gece kuluplerinde calismak için ülkeye gelen kadınlar ilk olarak cinsel yoldan bulaşıcı hastalıklarının olup olmadığının tespiti için Devlet Hastanesinin Zührevi Hastalıklar Bölümünde sağlık kontrolünden geçirilmekte, söz konusu yasa bunu zorunlu kılmaktadır. Bu durum kamu sağlığı açısından önemli bir detay olsa bile, fuhuşun bir nevi devlet tarafindan fiilen tanınması anlamına gelmektedir. 

        Sonuç olarak, insan ticareti bir suçtur ve uluslararası hukukta ciddi olarak ele alınan ve önlenmesi hususunda uluslararası camiada ciddi çabalar sarfedilen bir konudur. Böyle bir durumda, KKTC olarak buna kayıtsız kalmamız bu insanlık ayıbına ve suça ortak olmamız anlamına gelmektedir. İnsan ticareti yuvası gece kulüblerinin sayısının her geçen gün arttığı ülkemizde, bu konuyla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması hayati bir önem arz etmektedir. Bu nedenle, derhal mevcut uluslararası standartlar ışığında insan ticaretinin tanımlanması, cezalandırılması ve önlenmesi için gerekli yasal düzenlemeler getirilmelidir.

 

CEREN GÖYNÜKLÜ

KTIHV HUKUKÇUSU

 
< Önceki
(C)2005 KTIHV. Design by Baba Bilgisayar