Top Module Empty
Anasayfa arrow Basın Açıklamaları arrow M.H Başkanı arrow Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı zorluklar
Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı zorluklar PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 13 Ekim 2005
Güney Kıbrıs’ta İnsan Hakları konusunda Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı zorluklar
2005 yılının başında, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türkler ve yabancılar aleyhine kuzeydeki mallar hakkında Kıbrıslı Rumlar tarafından açılan davalar kamu oyunun bilgisine gelmiş ve yoğun tartışmalar yaratmıştır. Kıbrıs’taki mal mülk konularının ancak kapsamlı bir çözüm içerisinde son şeklini alacağı açıktır. Kıbrıs Rum tarafından kaynaklanan girişimler, Kuzey Kıbrıs’ta tedirginlik yaratırken ekonomik faaliyetleri de olumsuz yönde etkilemiştir, bunun yanında bu davaların, Kıbrıslı Türklerde, ekonomik ve moral bunalım  yaratmak  amacıyle yapıldığı yönünde oluşan yargı nedeniyle de iki toplum arasındaki ilişkiler de yara almıştır. Bu türden gelişmeler Kıbrıs’a kalıcı barış getirebilmek için ihtiyacımız olan güven ve işbirliği ortamını her geçen gün  uzaklaştırırken, çözümden yana kesin bir irade ortaya koyan Kıbrıslı Türkleri üzmektedir.  
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfına bu konularda son aylarda ulaşan değişik başvuru ve bilgiler ışığında, Güney Kıbrıs’ta hakkını arayan Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı  zorlukları örnekleyebiliriz.

1. Güney Kıbrıs’ta bırakmış oldukları malı ziyaret eden çok sayıda Kıbrıslı Türk, kendilerinin izni olmadan, veya herhangi bir geçerli yasal süreç uygulanmadan, veya tazminat ödenmeden, mallarının kullanıldığını görmektedir. Kıbrıslı Türklerin malları üzerinde yol, köprü, park-yeri, elektrik santralı, gölet, askeri kamp, fabrika, villa, futbol stadyumu ve hatta Larnaka havaalanının bir bölümü gibi çok çeşitli kamu ve özel kullanımlar tesbit edilmiştir.

2. Kıbrıslı Rum Tapu Dairelerinden Güneydeki malları hakkında bilgi, belge ve işlem taleb eden Kıbrıslı Türkler, aşırı geçikmeler veya işlem yapmayı reddeden yanıtlarla karşılaşmaktadırlar. Örneğin, Yağmuralan (Vroişa) köyünde malı bulunanlar, Tapu dairesine başvurdukları zaman, bu köy hakkında  “hiç bir kayıt yoktur” şeklinde yanıtlar almaktadırlar.
3. Kıbrıs Türk Mallarını Koruma amacıyle kurulmuş olan birimden mülkiyet hakkını taleb edenlere ise, “Kıbrıs sorunu nihai çözüme varıncaya kadar” taleblerinin ele alınamayacağı bildirilmektedir. Güneyde işlem yapmaya çalışan veya dava sürdüren Kıbrıslı Türkler karşılaştıkları bu tür gecikmeler ve tutarsızlıklar nedeniyle, Kıbrıslı Rum avukatlara ve Mahkemelere, giderek artan bir güvensizlik duymaktadırlar.


4. Bu uygulamalardan mağdur olan kişiler hem güneyde iç hukuka hem de  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmaktadırlar.

Netice itibariyle, Kıbrıs Rum tarafı, Loizidou meselesinde olduğu gibi, kendi mülkiyet haklarının derhal teslim edilmesini talep ederken, Kıbrıslı Türklerin mülkiyet haklarının verilmesini “nihai çözüm sonrasına” ertelemektedir. Bu yaklaşım, dış dünyanın ve Avrupa Birliği’nin gözleminden uzak kalan, ancak hukuk devleti ve insan hakları anlayışında ciddi bir tutarsızlık ve çifte standard sergileyen bir yaklaşımdır.

Bu günlerde, Kıbrıs Rum adalet ve hak anlayışında bir başka ciddi tıkanıklık örneği görülmektedir. “Hurma” davası diye bilinen ve bir Kıbrıslı Türk aleyhine Larnaka Mahkemesinde devam eden davada, Kıbrıs Rum yönetiminin kendini meşru addetmek için kullandığı 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının geçerliliğini sorgulayan bir noktaya varılmıştır.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve “Kıbrıs Cumhuriyetinin” mahkeme mevzuatına göre, davadaki bir tarafın Kıbrıslı Türk olması halinde, mahkeme layıhaların Türkçe de olması gerekmektedir. Kendini adil bir şekilde savunabilmek için bu konuda ısrarlı olan davalıya bu noktada verilecek karar Mahkeme tarafından 3 ayı aşkın bir süredir okunamıyor ve sürekli erteleniyor. Hukuk çevreleri ve kamuoyu ise merakla bekliyor. Kıbrıs Rum Mahkemesi kendinin dayandığı Anayasanın, Kıbrıslı Türklere hak veren bu maddesini uygulamayı reddedip davalının kendini sağlıklı savunma hakkından mahrum edecek mi?  Aksine, mahkeme bu hakkı tanırsa, o zaman ayni anayasada, örneğin Türk Yargıcın varlığı gibi diğer maddelerin uygulanması da elbette gündeme gelecektir.  Mahkemenin bu kararı vermekte zorlanması gecikmenin gerekçesi olabilir, ancak kendini en iyi
şekilde savunmak en temel hakkı olan davalının bu temel hakkından mahrum edilerek adaletsizlik yaşamasına mazaret olamaz. 

Gözlemimiz odur ki, AB kurumları önünde “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti” olduğunu iddia eden ve bu temelden hareketle Türkiye tarafından yapılan deklerasyona karşı çıkan Kıbrıs Rum yönetiminin, yıllardır devam eden en temel çelişkisi bugün su yüzüne çıkmak üzeredir.
 
 

Emine Erk
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Mütevelli Heyeti Başkanı

14 Eylül 2005

Son Güncelleme ( Salı, 20 Haziran 2006 )
 
< Önceki
(C)2005 KTIHV. Design by Baba Bilgisayar