|
Rapor 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, ziyaretin amacına , Vakfımızın neden böyle bir ziyareti gerçekleştirmek istediğine değinilecektir. İkinci bölümde, Brüksel’de kimlerle temas edildiği anlatılacaktır. Sonuç bölümünde ise, kendi kişisel gözlemlerim ve temaslara katılan heyette yer alan MH üyelerimizin gözlemleri aktarılacaktır.
1. BRÜKSEL ZİYARETİNİN AMACI: Hepinizin yakınen bildiği gibi, bir süreden beri gerek Vakıf içerisinde gerekse ister milletvekili ister yabancı yetkililer olsun yapılan temaslar sonrasında, Vakfımızın yurtdışında da Kıbrıslı Türklerin haklarını savunma açısından daha etkin olması görüşünde birleşmiştik. İşte bu sonuçtan hareketle, 3-7 Aralık 2006 tarihleri arasında Kıbrıs Türk halkının karşılaşmakta olduğu izolasyonları açıklamak amacıyla sözkonusu ziyareti gerçekleştirdik. Yaptığımız temaslarda, Vakıf bünyesinde hazırlanan ve 10 tane başlıktan oluşan izolasyonların Kıbrıs Türkünün günlük hayatını nasıl etkilediğini anlatan bir de kitapçık bastırdık ve muhataplarımıza dağıttık. 2. TEMAS EDİLEN KİŞİ/KURUMLAR: • Liz Scurfield, Quaker Council for European Affairs Liz hanım bize, Kıbrıslı Türkler’in özelde Brüksel’de genelde AB kurumları ve üye ülkelerde haklarını daha fazla duyurması gerektiğini ifade etti. Papdopulos yönetiminin izlediği siyasetin sürdürülebilir olmadığının altını çizen Scurfield, Güney’deki değiştirilmeyen tarih kitapları konusunu hatırlatınca Avrupa Konseyi’nin bu konuda Rum yönetimine uyarıda bulunduğunu hatırlattı. Son olarak, yeniden yakınlaşma çabalarında sporun önemime dikkati çeken Scurfield, Fransa’da yaşayan ve adını tenis dünyasında duyuran Kıbrıslı Rum tenisçi Markos Baghdatis’in Kıbrıslı Türk sporculara sponsor olabileceğini bu yönde girişim yapılması gerektiğini ifade etti. • Claire Ivers, Human Rights Watch Dünyanın en önemli insan hakları örgütleri arasında yer alan İnsan hakları izleme örgütüyle yaptığımız temasta izolasyonlarımız anlamında pek fazla birşey çıkmadı. Zira, örgüt temsilcisinin bize ifade ettiği, Kıbrıs’taki siyasi sorundan ötürü temel hak ve özgürlükler sözleşmelerinin bloke olduğu ve bu durumda örgütün pek fazla birşey yapamayacağıdır. Bununla beraber, sıkı lobi çalışmasıyla örgütün Kuzey’e gelerek yerinde incelemeler yapmasını ve bu gözlemlerini bir rapora taşımasını zorlayabiliriz diye düşünüyorum. Ayrıca, global insan hakları sorunları olan insan kaçakçılığı gibi konularda yapacağımız çalışmalar için de kendilerinden destek alabiliriz. • Sajjad Karim (MEP) Kıbrıslı Türklerin yaşadığı izolasyonlar haksızdır ve Kuzey Kıbrıs konusu bir insan hakları sorunudur. Kıbrıslı Türkleri olarak yapmanız gereken, uğradığınız ihlalleri daha fazla milletvekiline, AB’deki yetkili organlara Komisyon’a örneğin duyurmalısınız. Zira, Parlamentodaki çoğu milletvekili Kıbrıs’la ilgili Rum lobisinden dolayı yanlış bilgilendirilmiştir izolasyonlar konusunda. Kuzey Kıbrıs sorununun Türkiye’nin üyelik sürecinden bağımsız olarak ele alınmasını siz Kıbrıslı Türkler yapacağınız lobi çalışmalarıyla sağlayabilirsiniz.Ayrıca Kuzey’deki muhatabım UBP milletvekili Hasan Taçoy’a Brüksel’de daha etkin çalışmalar yapabilmesi için ofis açmasına yardımcı olacağım. Kıbrıslı Turkler’in yapacağı kampanyaların yapıcı olmasına özen gösterilmeli, örneğin haklarınızı duyurmak için seminerler, direkt temaslar, farkli aktiviteler yapabilirsiniz. Ben size yardımcı olmaya hazırım.
• Charles Tannock (MEP) Göüştüğümüz en zor, en Rum yanlısı parlamenterdi. Kitapcıktan alıntılar yaptıkça, sözüne ettiğimiz konuların insan hakları sorunlarını olmadığını ifade etti. Özellikle, Gönyeli belediyesi halk oyunları ekibinin uluslararası bir festivale katılmasının kafilede 3 Türkiye kökenli gencin olmasından dolayı engellendiğini anlattıktan sonra bu insan hakları sorunu değil çünkü o çocuklar ‘settler’ diye karşı çıktı. Settler sorununun Türkiye’nin ilgilenmesi gereken bir sorun olduğunu söyledi. Yalnız, daha sonra o bu temas için kafilemize katılan Hacer Adaoğlu ve Fatma Guven’in üniversitelerin karşılaştığı sorunları anlatması üzerine bunun kabul edilebilir birşey olmadıgını, meselenin insan hakları sorunu olduğunu ve bu konuyu aşmak için yaratıcı olunması gerektiğini ifade etti Tannock. Dikkat çekicidir ki, Tannock ısrarla, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin statüsünün asla değişmeyeceğini ve hiçbir AB üyesi ülkenin zorla empoze yoluyla KC’ne çözüm baskısı yapamayacağını vurguladı. Kıbrıslı Türklerin esas muhatabının olusturulmus olan temas grubu olduğunu ve oralarda skıntılarımızı duyurmamız gerektiğini, ayrıca Avrupa parlamentosu dilekçe komitesine AB vatandaşı sıfatıyla şikayetlerimizin yazılacağını da ifade etti. • Ozan Ceyhun (Avrupa Parlamentosu eski milletvekili) Ozan Ceyhun bizimle görüşmeyi kendisi talep etti. Avrupa parlamentosunun ayrı bir dünya olduğunu, ve eğer sesimizi etkin bir şekilde duyurmayı istiyorsak parlamentonun mekanizmasının içine dahil olmamız gerektiğini ifade etti. KKTC’nin Brüksel’de asistanıyla birlikte bir milletvekili çalıştırması gerektiğini vurguladı Ceyhun ayrıca. Parlamentoda milletvekili satın almanın çok yaygın bir iş olduğunu, ve bizim de Kıbrıs Türkü ve Türkiye olarak bunu yapmamız gerektiğini söyledi ayrıca. Ozan Ceyhun, Ocak yada Şubat ayında, 4-5 tane milletvekiliyle yemek yiyerek Kuzey Kıbrıs’ın dostluk grubu diye Kuzey Kıbrıs’ın politikalarını benimseyebilecek bir grubu oluşturmayı planladığını sözlerine ekledi. Ayrıca Ceyhun, parlamenterlerin ilgisini çekmek için Kıbrıslı Türkler olarak değişik alışıla gelmiş aktiviteler dışında farklı aktiviteler yapmamız gerektiğini söyledi; ki bunlar arasında fotoğraf sanatçılarımızın, ressamlarımızın sergi açması, folklor gösterileri vs gösterilebilir. KTİHV olarak ise, Ceyhun’un önerisi mesela Kıbrıs’ta yapılacak ve AB’nin dört bir yanından insanların katılacağı bir dökümenter film yarışmasını organize edebiliriz ki buna AB ilgi gösterebilir. Ayrıca, lobi şirketleriyle temasa geçilmeli. Yalnız burada seçilecek şirketler özenle seçilmeli. Deren Derya gibi AB’yi bilen, tanıyan ve Brüksel’de yaşayan birçok Kıbrıslı Türk lobici olarak KKTC yada Vakıf tarafından istihdam edilebilir. Parlamentodaki parti gruplarının Kıbrıs Türklerine yaklaşımları konusunda bilgi vere ceyhun, özellikle Sosyal Demokratlarin Kıbrıs’a gelerek yaşadığımız sıkıntıları yerinde görmek istediklerini ifade etti. Konferans konusunda, Brüksel’le birlikte Kıbrıs’ta da konferans verilmesini ve Milletvekillerinin eşleriyle birlikte bu konferansa davet edilmesini organize ederek Kıbrıs’ın doğal güzelliklerini, kumunu, güneşini denizini yerinde görme fırsatını onlara verebiliriz ki bu da bize sempatiyle bakmalarını sağlayacağının altını çizdi.
• Amanda Akçakoca, European Policy Centre (EPC) Kıbrıslı Türkler olarak siz masada değilsiniz. AB’nin sizinle ilgisi tamamen AB-Türkiye ilişkileri ekseninden kaynaklanmaktadır. Sesinizi daha çok duyurmalısınız AB içerisinde. Kalıcı ve güçlü bir şekilde buralarda olmalısınız. Yoksa AB’deki etkin çevreleri etkilemeniz devasa Rum lobisi yanında neredeyse sıfırdır. Türk kökenli parlamenterlere lobi yapmak size pek birşey getirmeyecektir. Sayın Talat, buralara geldiğinde bir yada birkaç yetkiliyle görüşüyor. Oysa, onu dinlemek isteyen bir sürü insan var buralarda. Seminer verebilir konferans verebilir ikili görüşmenin yanında. Bu daha da etkili olur. Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen Parlamenterlerle temas kurulmalıdır. Diğer yapmamanız gereken şey, Embargoed grubunun yaptığı gibi tek taraflı aktiviteler yapmamalısınız çünkü etkili olmaz imajınızı hatta daha da geriye götürür. Unutmamalısınız ki AB Kıbrıs’taki statükodan memnundur. AB’yi harekete geçirmek için, üye ülkelere lobi yapmalı, AB medyasıyla ilişki geliştirmelisiniz. Unutmayın ki Brüksel’de çok az insan Kıbrıs sorununun ne olduğunu biliyor ve Rumlar bu insanları etkilemede çok başarılı. • Andrew Rasbash, Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Bu görüşmede özellikle dil ve kültür konusuna ağırlık verdik. Özellikle izolasyonlar nedir diye Andrew Rasbash’in küçümsemeye çalışmasına Ali Dayıoğlu Limasol’da açılmayan Türk ilkokulunu örnek göstererek çok anlamlı bir cevap verdi. Kısacası görüşme karşılıklı görüş alışverişi şeklinde gerçekleşti. • Daniel Cohn Bendit (MEP) Siz AB’de Rumlar tarafından temsil edilen değil de Türkiye’nin yurttaşları olarak algılanıyorsunuz. Eğer böyle olmadığınızı kanıtlamak isterseniz, AB ile daha fazla ve direkt olarak temas etmelisiniz. Unutmamalısınız ki siz Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin içinde sıkışıp kalmışsınız. Kıbrıslı Türkler kimsenin umurunda değil. Örneğin mesela, siz Kıbrıslı Türkler tüm askerlerden kurtulmak istiyoruz diye bir çıkış yaparsanız AB’nin bakış açısı da değişebilir. Biz Yeşiller olarak adanın Kuzeyine bir heyet göndererek yerinde incelemeler yapmak istiyoruz yakın bir tarihte. • Frank Schwalba-hoth, Expert in Human Rights Advocacy Bir insan hakları aktivisti olan Frank’la uçağa binmeden 1 saat önce çok ilginç bir görüşme gerçekleştirdik. İşte öne çıkan notlar: Avrupa Parlamentosu’nda bir çok kaybolmuş insan vardır dil sorunu ve kültürel farklılıklardan ötürü. Ama tüm bu sıkıntıları evrensel bir dil olan tebessümle aşabilirsiniz. Siz Kıbrıslı Türkler olarak buralarda kalıcı bir şekilde var olmalısınız. Çeşitli aktiviteler düzenleyebilirsiniz film gösterimiü sergi açılışı, resepsiyon vermek vb. Çok fazla insana bir anda ulaşmaya çalısmayın. Az insana ulaşın ve bireysel ilişkiye önem verin. Kokteyller düzenleyin insanların birebir etkileşim içinde olmasını sağlamak için mesela. Buradaki çoğu insan Kıbrıs Türkü Kıbrıs Rumu gibi etnisite ve ayrımcılık barındıran ifadeler yerine Kuzey ve Güney Kıbrıs jargonlarını kullanmayı tercih eder. O yüzden siz de mümkün mertebe böyle kullanın insanlara yaklaşırken. Brüksel’de toplam 500 Avrupalı dernek, 350 bölgesel yada ulusal ofis, 1000 tane lobi şirketi mevcuttur. Kendi örgütünüzü bu devasa ağın içine dahil etmelisiniz. 3. SONUÇ Bu bölümde size kendi kişisel gözlemlerimi aktarmak isterim. Sonuç itibarıyle, Brüksel’e gerçekleştirdiğimiz 4 günlük ziyaret gerçekten çok faydalı geçti. Gerek Avrupa parlamentosu milletvekilleri olsun gerekse sivil toplum örgütleri olsun yaptığımız temaslarla Kıbrıs Türklerine uygulanan insanlık dışı izolasyonları somut olarak anlatma fırsatı bulduk. Şunun altını çizmek isterim ki, eski yönetim ve eski anlayış genelde Avrupa Birliği özelde Brüksel gibi AB merkezlerinde üzülerek gördük ki hiçbir etkin çalışmada bulunamamış. Aynı zamanda ne yazık ki, şu anda iktidarda olan çözümcü ve Avrupa Birliği’ni savunan iktidarın da göreve geldiğinden beri pek de etkin çalışmalar yapamadığınız üzülerek görmüş bulunuyoruz. Bunun nedenleri de ayrıca tartışılır elbette. Ama bundan sonra ne yapılmalı sorusuna gelecek olursak; • AB nezdinde kalıcı bir temsilcilik açılmalı yada orada yaşayan ve AB’yi, Avrupa Parlamentosunu özellikle iyi tanıyan gençlerimizden sürekli bir çerçevede faydalanmak • AB kurumları ile, AB’deki etkin çevrelere daha fazla ulaşılmalı • KTİHV olarak, ülkemizde faaliyet gösteren diğer sivil toplum örgütleriyle temasa geçerek onlara ziyaretimizin sonuçlarını anlatmalı, ve KTİHV çatısı altında tüm sivil toplum örgütlerinin AB’ye yapacağı temasları organize edebiliriz. Zira, vakfımızdan gerek sivil toplumdan gerekse devletin görüştüğüm kurumlarından böyle birşeyi sadece bizim Vakfımızın gerçekleştirebileceği yönünde mesajlar aldım. Bunun için devletten dış temas için bütçeye bir ek kalem konmasını talep edebiliriz • Seçkin lobi şirketleriyle temas kurup lobi yöntemlerini öğrenebiliriz • Brüksel’deki temaslarımızı anlatacağımız ve tamamen sivil topluma yönelik bir panel düzenleyebiliriz ki böylece diğer örgütlerle de fikir alışverişi şansı elde edebiliriz. • İzolasyonları anlattığımız kitapçık gerek AB’de gerekse içkamuoyunda oldukça ilgi gördü. Bu tür yayınları artırmalıyız zira Kıbrıs Türk toplumu olarak bu konuda çok büyük eksikliklerimiz, yetesizliklerimiz vardır diye düşünüyorum • Son olarak şunu söylemek isterim ki, tüm bu randevuların ayarlanmasında bir kişinin, Mualla Çıraklı’nın büyük emeği vardır. Benim gözlemim odur ki, oradaki temsilciliğimiz ve dolayısıyla temsilcimiz Yalçın Vehit, AB çevrelerinde Mualla kadar tanınmamaktadır. Bu durum kanaatimce oldukça düşündürücüdür. |