|
Kıbrıs’ta devam eden çözümsüzlük koşullarında, şu an en büyük tehlike, Kıbrıs’ta yaşayanların insan haklarının, her gün artan boyutta yıpranmasıdır. Gündemi bu günlerde çok meşgul eden 2 konudaki gelişmeler Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı tarafından şöyle değerlendirilmektedir:
1. Mülkiyet Kıbrıs’taki mülkiyet konusuyla ilgili tüm sorunlar tarafların varacağı nihai ve kapsamlı bir çözüm ile giderilebilir. Ancak çözüme giden süreçte de hayat devam etmektedir. Bir yandan bireyler, yasal yollara başvurarak mülkiyet haklarını talep ederken, diğer yandan adadaki her 2 yönetimin çözümsüzlük koşullarında yarattığı mülkiyet rejimleri çerçevesinde, yasal, sosyal ve ekonomik süreçler ilerlemekte, bütün bu gelişmeler, mülkiyet sorununda yasal karmaşaların oluşmasını hızlandırmakta; 23 Nisan 2003’te sınır kapılarının açılmasıyla iki halk arasında oluşmaya başlayan yakınlaşma ise yerini ciddi gerginlikler ve antipatilere bırakmaktadır. Orams ve Hurma davası gibi yasal girişimler sürerken, Rum mallarıyla ilintiler gerekçe gösterilerek, sınırdan geçen kişiler tutuklanmakta veya taciz edilmektedirler. Kıbrıslı Türkler, Rum tarafının bu davranışlarını kendilerine ve ihtiyaçları olan ekonomik yaşam yanında insan haklarına karşı da ciddi ve düşmanca bir saldırı saymaktadırlar. Diğer yandan, Kuzey’de devam eden Rum malları üzerindeki inşaat patlaması, Kıbrıslı Rumlar tarafından, Kıbrıs sorununda en büyük yara olarak gördükleri mülkiyet haklarına karşı, dürüst olmayan ve çözümü zorlaştıracak saldırı olarak görülmektedir. Bunun yarattığı tepki ve önlem arayışının bir örneği ise şu an mimar Osman Sarper’in yaşadığı kabustur. Bu yöntemlerle Kıbrıslı Türklere ve hatta yabancılara göz dağı ve korku verilmeye çalışılmaktadır. Ancak bu girişimler Kuzey’deki inşaat yatırımlarına karşı caydırıcı etki yaratmak yerine, tüm halk üzerinde saldırı ve tacize uğrama psikolojisi içerisinde antipati ve savunma etkisi yaratıyor. KKTC Mal Tazmin Komisyonunu kuran yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından KKTC Anayasasına uygun bulunmasıyla, Kuzey Kıbrıs’ta mülkiyet haklarının uluslararası hukuka uygun olarak uygulanmasının önü açılmıştır. Kıbrıslı Türklerin hukuk devleti ve insan hakları anlayışı temelindeki bu tarihi adımı, onları dünyadan izole etmek için, Rum yönetiminin ileri sürdüğü “insan haklarını çiğneyen bir rejim” ithamını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Uygulamanın yaşama geçmesiyle, Kıbrıs Rum tarafının çok agresif bir şekilde kullandığı bu propaganda silahı da elinden alınmış olacaktır. Kanımızca, şu an Osman Sarper ve sınırdaki diğer taciz ve tutuklama olaylarında, bu gelişmenin de etkisi olmuştur. Kıbrıslı Rum “AİHM Yargıcı” Loukaides’in bile katıldığı, ve kendi insanlarına karşı komisyona başvurmamaları için yürütülen baskı ve korkutma kampanyasına rağmen, gün geçtikçe artan sayıda Kıbrıslı Rum, başvuruda bulunmakta, bu da Kıbrıs Rum yönetiminin çözümsüzlüğü körükleyen temel politikaları ve dayanaklarını derinden sarsmaktadır. Bunun yarattığı endişe ve saldırganlık ise; Kıbrıs Rum liderliği, ve bu liderliğin yarattığı iklimden etkilenen toplum bireylerinin, 2 toplumu birbirinden uzaklaştıran kışkırtıcı söz ve davranışlarını artırmaktadır. Bunlar karşısında Kıbrıs Türk liderliğinin söylemi daha sert bir hal almakta, çözüm yolunda en çok diyaloga ihtiyacımız olduğu bu günlerde, tüm adaya zarar veren bir tırmanış görülmektedir. Adadaki olumsuz tırmanışı durdurmak için, her iki tarafın mülkiyet konusundaki uygulamalarda, kendi toplumunu düşündüğü kadar, eninde sonunda ortağı olacak diğer toplumun ihtiyaç ve hassasiyetlerini de düşünerek hareket etmelerine acil ihtiyaç vardır. 2. Kayıplar: Kayıplar konusu, her 2 toplum için, kanayan yara olmaya devam etmektedir. Uzun yıllar taraflarca konunun politize edilmesi nedeniyle etkisiz kalan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin yeni hareketliliğini, KTİHV da memnuniyetle izlemektedir. Bu komitenin çalışmasında 2 önemli faktör vardır: birisi siyası irade, diğeri ise finansal kaynak. Halen ciddi adımların atılmasında gerekli siyasi iradeyi, geç de olsa, görmek mümkün; ancak bu iradenin netice verebilmesi için, ihtiyaç duyulan maddi desteğin, gerek iç gerekse dış kaynaklardan verilmesi şarttır. Bu konuda vakfımız, Kıbrıs’a her zaman ilgi gösteren dış ülkeler ve örgütlerden finansman sağlamak için her türlü iş ve güç birliğine hazırdır. Ayrıca, KTİHV’a kayıplar konusunda gelen yardım talepleri üzerine, Güney Kıbrıs makamlarına şikayet ve dava taşınmasına katkı koymuş bulunuyoruz. Yapılan girişimler neticesinde, Taşkent-Teraziköy kayıplarını evlerinden alıp götüren kişi veya kişiler hakkında Rum emniyet makamlarınca cezai soruşturma başlatılmış; ayrıca Rum Yüksek Mahkemesi nezdinde açılan 5 idari dava da halen devam etmektedir. Emine Erk, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı
|